|
İsterdim, müziğin sesini son ses açtığım zaman, iki katlı evimizin alt katından, babamın bana yüksek sesle bağırarak "müziği sesini kıs" demesini. İsterdim, elime alıp sıktığımda ses çıkartan topu, uçsuz bucaksız bahçeye fırlatarak, küçük köpeğimin getirmesini. İsterdim, her sabah bisikletle gazete dağıtan çocukla sohbet etmek. İsterdim, çocukluğumun belli kısımlarında gittiğim atari salonlarında, zencilerde olsun, Japonlar da. İsterdim, sadece dinlediğim müziği sevenleri değil, dinlediğim müziği sevmeyenleri de sevmeyi. İsterdim, masaya her oturduğumda, karşımdakiyle ortak bir duygu noktası bulmayı, ona odaklanmayı. İsterdim, yabancı bir ülkede kolejli çocuklarla bir kere de olsa kavga etmeyi. İsterdim ki, yaşadığım yerde bir anda best seller listesine alınan kitabı, çıktığı yerde Yayınevi'nden almak. İsterdim, büyük alışveriş merkezlerinde Noel baba ile göz göze gelmek, onun sahte olduğunu bile bile.
Dileklerim ve kurduğum cümleler çok sade değil mi? Sadelikten yanayım. Güzel düşüncelerin, iyi dileklerin, sade bir şekilde açıklanacağına ve dile getirileceğine inanmıyorum. Hiçbir şekilde, noktayı ve virgülü "cümlenin neresine koysam da şöyle bir mecazi anlam çıkarsam?" diye düşünmüyorum.
Bunları istememi sağlayan, beni bu tarz düşüncelere iten dizi "LOST". Kimileri çok beğeniyor, kimileri çok yapay buluyor; ama ben de diyorum ki "duygu". Diziyle hiç alakası olmayan bu duyguları bana tattırmasının tek sebebi, "duygu"yu oldukça kuvvetli vermesi.
Bırakın sevdiğimiz şeyi herkes sevmesin. Böyle tadı daha iyi çıkıyor.
alibiberon@gmail.com
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|