|
Ali Ersin Kelleci
Efendim, çalıştığım iki farklı derginin önümüzdeki ay çıkacak yeni sayıları için her birine özel dosya hazırlığı içerisindeyim, ilgilenen olur. Dosyalardan biri Alevilik, diğeri ise sözlükler üzerine olacak. Alevilik dosyası, son dönemde tekrardan AKP'nin 'Alevi açılımı' ismi verilen manevrasıyla gündemin baş köşesine oturan mevzumuzu masaya yatıracak ve çok geniş kesimleri bir arada buluşturarak birçok kurum ve kişinin görüşünü aynı anda idrak etmemize vesile teşkil edecek.
Sözlükler dosyası ise, Ek$i Sözlük gibi günde 400 bin ziyaretçinin tıkladığı, son yılların en popüler 'neşeli' bilgi kaynaklarını ameliyat masasına alacak!
Hazır sözlüklerden bahsetmişken, Ekşi'de nihayetinde 'Hubyar' başlığının açıldığını belirtmek isterim. Başlığın altına girilen entryleri (Sözlük konseptinde 'giri', 'bilgi' anlamına geliyor.) dikkatle okumanızı salık veririm.
Tabii bu esnada finaller falan derken de, gelişen birçok olaya sonradan gark olduğumuz oluyor. Bakınız, Hrant Dink katledileli tam bir yıl oldu. Söylenecek sözler, yapılacak pratikler yine bugüne saklandı.
Evet, bizim de kelamlarımız olacak. Buyrun...
****
19.01.2007 Cuma günü, İstanbul'un Pangaltı semtinde vahim ve bir o kadar da trajik bir suikast yaşandı.
"Hrant Dink katledildi!"
Ne ifade edilebilir bu soğuk ve ürpertici cümleden sonra?
Kiminin ya nutku tutulmuştur, şaşkınlık hali bedeninin her yanını sarmıştır; kiminin ise umarsızlığına tek bir fiske vuruşu dahi hissedilmemiştir!
Rakamların dili ile konuştuğumuz takdirde, 98 yıllık bir 'suikast' sürecinin 62. kurbanı olduğunu fark ediyoruz Hrant Dink'in! Bu acı hadiseyi istatistiki bir biçimde ifade ediyor olmamız dahi kötü. Zaman, katliamların ve acıların toplumsal yaşamımız üzerindeki egemen hissiyatını bir türlü değiştirememiş demek ki! Demokrasi mücadelesinin nefer gücü olabilme misyonuna erişmiş, dilini ve duruşunu 'lobi'lerden arındırmış bir kişilik olan Hrant Dink'in katledilmesini üzüntü ile karşılamaktayız insani duruşumuz gereği… Üzülmekle birlikte ağıt yakma derdinde değiliz kesinlikle! 'Bunca yıl dökülen ağıtlar yetti deyip isyan bayrağını mı çektiniz?' derseniz eğer, bilmiyoruz açıkçası orasını…
Ermeniydi. 'Ya sev, ya terk et' takımının asimilasyon stratejisinde kullandığı kavram kargaşalarına karşı 'uyanık' davranabilen, varlığını, kimliğini ve kültürünü onuru ile koruyabilen bir Ermeni, bir demokrasi savunucusu, bir halkın evladı… AGOS adında şövalye ruhlu bir gazeteyi, silme şarlatan neşriyatın egemen olduğu gazete bayilerinin içine sokabildi. Kimilerine göre tehcir, kimilerine göre soykırım terimi arasında karartılıp üstü örtülen Ermeni realitesini anlatmaya çalıştı dili döndüğünce. Hiçbir metresinde ufacık bir yorgunluğun dahi gözükmediği anlamlı bir yoğunluğun sahibi oldu hayatı boyunca. Kimliklerin ve kültürlerin bir arada yaşamını savunurken kullandığı propagandatif üslup 'halkların kardeşliği' temeline dayanıyordu. Söz söyleme ve sözlerini yaşama geçirme sanatında çok usta olduğu bilinmekteydi. Bu ülkede bir şeyler söylerken, başka bir şeylerden feragat etmesi gerektiğini az çok biliyordu! Keza son yazısı belki de bunun bir göstergesiydi… Türkiye Ermenilerinin temsili açıdan önder tiplemesi olan Hrant Dink, yaşamını ve mücadelesini salt Ermeni sorununa değil, hayatın birçok alanında vuku bulan türlü sorunlarına da ayırmıştı. Savaş, açlık, yıkım, hak gaspları, verdiği demokratik mücadelede temel çizgilerini oluşturdu. Karanlıkların yıkılmadan aydınlığa kavuşulamayacağını iyi biliyordu çünkü…
Çok şöhretli 301 numaralı maddeden yargılandı ve geniş kesimlerin desteğini de arkasına alarak aklandı.
Bu güzel insan ile ilgili her şey güzeldi, ama bir de şunlar vardı: 19 Ocak günü öğle vakti yaşanan saldırıdan sonra 'balık hafızalı', günü birlik politikalar peşindeki 'akredite' basınımızda bir tür günah çıkarma seanslarına tanık olmaya başlamıştık. Gazetelerin manşetleri 'duyarlı' bir jargon ile açılışını yapmıştı! Ekranlarda da keza aynı şeylerle karşılaştık. İnandınız mı bunlara derseniz, cevabımızın olumsuz olduğunu belirtmekte fayda var o zaman!
Devlet erkanı yüksek üzüntülerini resmi dilleri ile bildiriyorlardı! Hele o yüksek Devlet erkanı içinde biri vardı ki, daha o dakikalar Hrant Dink'in henüz toprak altına girmemiş olan kemiğini sızlatmıştır tahmin ettiğim kadarı ile! Cemil Çiçek'ten bahsediyorum. Hani, bin bir fırtınanın koparıldığı Ermeni Konferansı'nı düzenleyen -içlerinde Hrant Dink de vardı- kimlikler için ''arkadan hançerliyorlar'' diyen zat!
Bir devlet adamı düşünün ki, sokağın dili ile politika yapsın! Hadi geçtik güzel sokağımızın dilini; linç sever bir üslupla kesip biçsin! Daha dün, eli sopalı linç severlere yol açarcasına "arkadan hançerliyorlar" diyen devlet adamımız o gün üzülünce(!) gözlerimiz yaşarmıştı!.. Üstü kapalı vatan haini ilan ettikleri bir şahsiyetin ölümü için, o gün "bu kurşunlar Türkiye'ye sıkılmıştır" diyenler ortalığı toz bulutu ile kapatma derdindeydiler! Peki, 8 sütun manşete ''hainler!" damgasını asan yurdum medyası çok mu masum?! Yok, hiç de öyle değil.
Dünün Türkçü şövalye ruhlu basını, o gün neredeyse enternasyonal marşını söyleyecekti!
301 nolu(!) yargılamalarda, yargıdan önce mahkeme kararını manşetlerde kendileri veren güzelim yurdum medyası timsah gözyaşları döküyor!
Diyojen yardıma koşup, bu şarlatan tayfanın gölgesini üzerlerimizden çekse iyi olacak!
Sağlığında astığınız, kestiğiniz adamı hiç olmazsa suskunluğunda rahat bırakın!
Sevgiler Hrant Dink,
Evet, Halklar Kardeştir...
Not: Yazı, geçen yıl Hrant Dink aramızdan ayrıldığında kaleme aldığım yazının güncellenmiş halidir. Zira, dünden bugüne hiçbir şey değişmedi!
Ali Ersin Kelleci
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|