|
Sıcaklar almış yürümüş yine. Koltuk altım, boynum pis pis terlerken yine böyle bir öğle üstü telefonuma bir mesaj geldi. İsteksizce dokundu parmaklarım 'yes' komutuna.
Mesaj kadim dostum Elif'ten. Garip bir ileti. Bir şeyler zırvalıyor. Sonunda da, "Bu mesajı 10 kişiye gönderirsen dileklerin kabul olur; göndermezsen harap olursun" diyor. Eben skilir demeye getiriyor yani dolaylı olarak. Şöylecene bir 3 dakika mesaja bakakaldım. O 3 dakika boyunca batıl inançlarımla, rasyonel düşüncelerim arasında gittim geldim. Bir ızdırap süreci. Öyle zor, öyle sıkıntılı. Sırat köprüsünden geçer gibi bir 3 dakika. Göndersem mi, göndermesem mi ikilemi. Ter boşaldı yukarıdan aşağıya. O an bir film şeridi gibi geçti gözlerimin önünden materyalizmi tartıştığım anlar, Marksizm, fen bilimleri, rasyonalizm… "Hacı bırak bu totem işlerini, ağaca çaput bağlamayı" dediğim güzel yüzlü, maneviyatı yüksek dostlarım geldi aklıma. Sağa sola bu tür mesaj atan arkadaşlarımla yaptığım taşşaklar dokundu ruhuma. Meğer ben n'apmışım böyle, ne pis bir günah işlemişim?! On üzerinden off!
İçim içimi kemiriyor, dakikalar ilerliyor. Şu telefondaki beş satır onca yıllık ömrümün tüm anlamını çürüttü gitti ya, alacağın olsun pis telefon! Neden insan böyle bir mesaj atmak zorunda hisseder ki kendini?! Niye bir başka insanı darda, zorda bırakırlar ki bu yüzden anlamış değilim yıllardır. Gözümden süzülen o temiz yaşların hesabını kim verecek şimdi?
O an, kendimi zor zamanlarda "Allah Allah" deyu yalvaran iki arada bir derede kalmışlara benzetmeme sebep olan arkadaşım Elif'in Allah bin türlü belasını versin demekten başka çarem yoktu. Üzerimdeki bu pis yükü ancak böyle bir beddua hafifletebilirdi.
Güç… Tırsıyosun da kötü bir şey olmasından. 'G.te gelme durumu olabilir mi acaba' diye kara kara düşünüyorsun umarsızca. Metafizik korkular giriyor devreye o anda. Bu düşünceler içinde beynim hallaç pamuğuna dönmüşken ağzım yüzüm eğri büğrü, gözlerim hortlamış, kulaklarım uzay mekiğine dönmüş bir şekilde hayal ettim kendimi. Göndermezsem eğer bu mesajı 10 kişiye, çarpılacaktım ve bahsettiğim gibi şaftım kayacaktı kuvvetle ihtimal. O derece sarsmıştı mesaj beni. Ruhumun derinliklerine işlemişti. Sanki sms değil de, Tanrı'dan vahiy gelmişti. İlk emri de 'Oku' değil, 'Yolla!' idi. Böyle mistik öğeler, böyle uhrevi manalar yüklenmiş ve bula bula beni bulmuştu mesaj. Niye beni bulmuştu ki şimdi mına koyim ya?! Ne güzel kendi halinde bir hayatım vardı. Arkadaşlarıma pozitif bilimlerden bahsediyor, Latince kökenli terimlerle inançsızlığımın yükseldiği boyutları gözlerine gözlerine sokuyordum. Keyfim iyiydi. Cool bir tavrım vardı. Farklıydım onlar arasında. Sözüm dinleniyordu, bir değerim vardı. Ama bir mesaj tüm konseptimi alt üst etmişti. Eriyordum her geçen dakika.
N'apmalıydım şimdi? Kime yollayacaktım bu 10 mesajı?
Alay konusu olurdum. Tüm prestijim ters düz olurdu. Ne cevap verecektim, "Bu ne lan? Umre mi yaptın?" diyenlere?
"Ya hocu, benim yeğen iki dakkalığına almış telefonu eline ve böyle bir saçmalık yapmış. Kendince eğlenmiş işte. Sen onu boşver de, 4. Ateizm konferansına ne zaman gidiyoruz?" desem kurtarır mıydım acaba?
Yok, olacak gibi değil.
Ter içindeyim dakikalardır. Zordayım, dardayım, Azer Bülbül modundayım. Elimde telefon, aklımı başımdan alan mesajla baş başayım.
Balkona çıkıp aşağıya seslenmek var şimdi: "Halil amca, bi' kola. Kafeinsiz!"
- Gırgır -
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|