|
İçi loş bir barda, Eurosport'ta olimpiyatları izleyen ve ekseriyatında soğuk biralarını yudumlayan üç arkadaş; Dodo, Polente ve Maynard…
Periyodik aralıklarla gerçekleştirdikleri buluşmalardan birindeler yine. Kahramanlarımız sıradan insanlar olarak göze çarpıyor ilk etapta. Dodo, gözlüklü ve hafif uzun saçı ile geyiğin dibine vuran tiplerden biri. Polente, çok çok uzun saçı ve sakalıyla tipik metalcileri andırmakta; Maynard ise hacı sakalıyla umre tavaf edecek gibi gözükmekte. Üçünün ortak noktası rocker olmaları. Beyoğlu'ndaki kemikleşmiş birkaç rock barda zaman geçiren şahsiyetlerden bunlar. Pink Floyd, Deep Purple, Led Zeppelin, Def Leppard, Whitesnake, Judas Priest dinlemekteler gece gündüz. İngilizce şarkı sözleriyle lisanlarının da ne denli çeşitli olduğunu gösteriyorlar sağa sola. Eşlik ediyorlar parçalara...
Yanlarındaki alakasız tip Semih ise uzun boyuyla, 'yancı' rolüyle olan biteni izlemekte her zamanki gibi. Onun kaderine yazılan da bu. Yancı olmaktan öteye geçmesi imkansız. Çünkü İngilizce bilmiyor, rock grupları hakkında bir bilgisi yok, ezbere bildiği yabancı bir rock parçası yok, muhabbet arasında yapılan derin mizahi yorumları kavrayabilecek kapasiteye sahip değil. Çok zor Semih için. Diğerleri esprileri aralarında paslarken, Semih ise ortada topu yakalamaya çalışan ve terden sıvı insan haline gelen bir rol modeli çiziyor. Ama o da mizahla, rockla karışık marjinal Beyoğlu çocuğu olmak istiyor. Olamıyor.
Üstünde garip şekiller ve acayip eksantrik sözler olan bir tişörtü bile yok. Bu yüzden sosyal anlamda sınıf atlayamıyor. Baklava desenli tişörtüyle ancak bu kadar olabiliyor. Alternatif müziğin ekürisi olan sosyal tiplerden olamadı yani Semih. Facebook profilinde favori müzik grupları listesine 'Zardanadam', 'Objektif', 'İhtiyaç Molası', 'Çamur', 'Çilekeş', 'Işığın Yansıması', 'Soundwitch' yazanlardan olmadı, olamadı hiçbir zaman. En fazla yaptığı; profiline klasik bir gitarla çekilmiş fotoğrafını koymak oldu. Fakat o da Japon kerhanesi gibi sırıtıyordu. Gitarı tutuşundan bile enstrümanla arasının olmadığını belli ediyordu. Ferhat Güzel tutsa daha iyiydi belki!
O da istiyordu Babylon'da Rock & Blues geceleri yaşamayı, Kemancı'da canlı müzik dinleyip coşmayı, bateriye bakıp yanındaki arkadaşına dönerek, "Şef, ne atak yaptı ama davulcu" demeyi, ünlü gitaristlerin penasını kapıp şov yapmayı… Olmuyordu ama. Üzüntülüydü. Evine gidip walkmani ile fantezi müzik dinleyerek hafifletiyordu acısını böyle burukluk dolu zamanlarda. İpod'u olmadığı için walkman ile idare ediyordu. Belki on yıldır kullanıyordu onu. Çok sevmişti, ayırmıyordu yanından.
İsyanlardaydı şimdi. Özendiği tiplerin yaşam tarzına ayak uyduramamak zoruna gidiyordu. Ekşi Sözlük yazarı olamamak ruhuna dokunuyordu. İTÜ Sözlük'te onaylanmayı beklemek acı veriyordu. Fantastik şeyler anlatabileceği bir bloğunun olmaması dahi gözlerinden akan damlalara sebepti.
O da istiyordu FRP oynamayı halbuki. Süper Mario'dan sıkılmıştı artık. Sabahlara kadar bira ve cips eşliğinde keçi sakallı, küpeli arkadaşlarıyla pes kapışmayı arzuluyordu. Düz terliklerden kurtulup sandalet takmak istiyordu ayaklarına. Popüler prezervatif markaları kullanmak istiyordu. Her defasında dışarıya boşalmaktan sıkılmıştı. Ön sevişme istiyordu artık. Pata küte işe girmek bıkkınlık vermişti. Forward yapacak maillere sahip olmak istiyordu. Msn'de sıra dışı nickler kullanarak kendine 'aykırı' adam imajı çizmek istiyordu. Evet, Semih çok şey istiyordu aslında. Tüm bunların olmayacağının farkındaydı. Öyle ki, akşam eve giderken pizzacıya uğramak yerine sekiz tane midye dolmayı mideye indirmesi ve ardından ellerini baklava desenli tişörtüne silmesi bunun kanıtı; hayallerine sıçtığının da bir işaretiydi…
- Gırgır -
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|