|
4 Aralık 2008 08:55
Bir yıl arayla gündeme gelen 'Alevi açılımı' konusunda yer cebahtan fikirler ortaya dökülmekte. Özellikle dinci basında neredeyse her gün bir haber, olmadı bir köşe yazısı yer alıyor. Benim üzerinde durduğum nokta sorunların, taleplerin, çözüm önerilerinin çeşitli cenahlarca tartışılmasından çok detaysal analizlerin yapılmaması.
Ne yazı ki sorun ve talepleri dile getiren Alevi örgütlenmeleri de çözüm önerilerini ve bunların analizleri toplumla paylaşılmamakta. Görüntüye bakılırsa talepler slogan şeklinde öteye geçmemekte, çözümlemenin temelinde yer alan neden, nasıl v.b. sorularının cevapların analiz edilmemekte.
Gerek Diyanet'in kaldırılması, gerekse Cem evlerinin ibadethane olarak tanınması taleplerini dile getirirken, bunların nasıl ve hangi koşullarda çözümleneceğini sunmak zorundayız. Aksi takdirde taleplerin içini doldurmadığımız gibi sorunlarımızın çözümünde söz sahibi olamayız.
Bu durumun olumsuzluğun gerçekleşmemesi için Alevi örgütlenmelerine büyük bir yükümlülük düşmektedir. Bu zamana kadar yaşanan ayrılıkları, aykırılıkları, sözleri bir kenara bırakmak asgari müşterek noktaları belirlemek, çoğunluğu temsil eden ortak temsilciler kurulu ve kanaat kurulu oluşturmak zorundalar. Alevi açılımının realite kazanmasının olası olduğu önümüzdeki süreçte bu çok önemlidir.
Alevi toplumunu şu örgüt, yok bu örgüt temsil eder, onunla görüşmeliler bununla görüşmemeliler türünden basit yaklaşımlar, yaklaşan sürecin istenilenin tersine sonuçlanmasına yol açabileceği unutulmamalıdır.
En basitinden Aleviliğin tanımı, inançsal yaklaşımı, konumu konusunda dağınıklığın giderilmesi, bütün Alevi örgütlenmeleri katılımı ile oluşturulacak kanaat kurulunun açılımda karşı karşıya kalınacak olan bazı soruların cevabını önceden deklere etmesi farzdır.
Bu konudaki görüşleri bir başka yazıda açarak bugün asıl üzerinde durmak istediğim konuya dönmek istiyorum, Ocak sisteminin geleceği.
Aleviliğin geçmişinde yer alan "el ele, el Hakk'a" anlayışına dayalı Ocak sistemin bugünü ve yarini konusunda neler düşünüldüğü, neler öngörüldüğü belirsiz. Geçmişinde diyorum çünkü bugünkü konjonktürde ocak sisteminin varlığından söz etmek hayal dünyasında yaşamak olur. Ocak sisteminin mürşit, pir, rehber ve düşkün ocakları sınıflamasına dayalı hiyerarşik sistemi uygulama bazında ne yazık ki geçmişin içinde kalmıştır.
Kapalı köy toplumu ve buna bağlı köy yerleşkesi içerisinde bağlı olunan ocak ve dede belliyken, kentleşme ile birlikte büyük bir kırımla meydana gelmiş ve bağlı olunan ocak ve dede değişken bir zemine kaymıştır.
Selçuklu ve Osmanlı döneminde Ocak merkezlerinin, dedesoyluların hatta postnişinlerin resmiyeti açısından düzenlenen sarayca veya dergahlarca onaylanan icazetnamelerden söz etmek mümkün. Bu durumun cumhuriyetle birlikte ortadan kalkmasının olumsuz sonuçları bugünlere yansımaktadır.
Mevcut duruma baktığımızda eski dergah, tekke veya zaviyelerde olsun ve yeni yapılan Cem evlerinde olsun kurulan vakıf veya derneklerce buraların hizmetleri yürütülmekte. Örgüt idaresinin uygun gördüğü yada onay verdiği Dede buradaki hizmetleri yürütmektedir. İcazeti veren inançsal bir yapıdan değil sosyal bir yapıdan olmaktadır ki bu da yozlaşmaya açık bir ortamı peşinden sürüklemektedir.
Ocakların yerini vakıfların ve derneklerin, mürşitlerin yerini mütevelli heyeti ve başkanların aldığı bir sistemde ne hiyerarşik Ocak sisteminden ne de "El ele, el Hakk'a" dan bahsedebiliriz.
Ocak sisteminden bahsedemeyeceğimiz bir tarafa ondan daha önemlisi Dede'lik sorunudur. İcazeti veya benzeri dokümanı olmayan, inançtan talipler kadar haberdar olan, ezberlenmiş sözlerin dışına çıkamayan dedelerin varlığı inançsal bir sorundur. Bir nevi taliplikten öteye geçemeyecekler Dede'lik yapmaktadır.
Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılmaması gerçekliği içerisinde Aleviliğin resmiyet kazanmasında oluşturulacağı muhtemel olan kurumun görev ve kuruluş açılımlarında özellikle Dede'lik müessesinin durumu ele alınmalıdır.
En azından bütünlük adına Alevi örgütlenmelerince oluşturulması gereken temsilciler ve kanaat kurullarının konunun üzerinde durması elzemdir.
Yoksa "her sakallının dede sayıldığı" günler devam eder.
Ali Polat
ÇOK ÖNEMLİ UYARI: Sitemizde yayınlanan tüm yorumların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Herhangi bir başvuruda, bu yorumları yazanlara dair her türlü bilgi, adli mercilere ulaştırılacak, gerekli hukuki önlemlerin
alınmasına yardımcı olunacaktır. Editörlerimiz; hukuk veya ahlak dışı mesajları yayından kaldırabilir; sorumluların
saklı tutulan bilgilerini hukuk danışmanı aracılığıyla adli kurumlara iletir.
Haber Yorumları (2 adet)
Misafir: Kadir Hoca
|
|
Eğitim Şart
|
Alevİliğin gelecek kuşaklara daha sağlam ve orjinalitesini bozmadan aktarılmasının yegane kuralı köklü bir eğitimden geçer. Son yıllarda özelliklede Alevi örgütlerinin medya alanında gösterdikleri başarının ardında çok önemli bir gerçekle yüzyüze geldik. Nedir bu gerçek sorusuna acıda olsa şu cevabı vermek zorundayız.
Alevi örgütlerinde yer alan kişilerin yöneticisinden dedesine kadar korkunç bir cehaletin pençesinde kıvrandıkları gerçeğidir.
Yapılan bütün söyleşilerin bir iki cümle ile sınırlı olduğunu,72 millete bir nazarla bakmak sözünden,Aleviliğin Ali yi sevmek gibi klasik bir cümleden ileriye götüremediklerini görmek hakikaten çok acı vermekde bizlere.
Özellikle Alevi deyişlerini,nefeslerini,mersiyelerini tüketip bu alanda rant sağlayan ve tek geçim kaynakları Alevi müziği olan sanatçıların bir kaçı hariç %98 inin ne kadar bu alanda bilincsiz olduğu gerçeği keza bir o kadar acıdır.
Bu cehaletin dehlizinde boğulmuş olan dedelerin,yöneticilerin,sanatçıların Aleviliğe verebilecekleri hiç bir şeyleri yokdur. Öncelikle bu katagoriye girenlerin kendilerini çok iyi eğitmeleri farzların üstünde farz olmaktadır. Alevilik gibi engin ve hümanist bir dünya görüşünü barındıran bir inancın tanıtılması ve gelecek kuşaklara aktarılması artık dedelik ve ocaklık kurumlarıyla günümüzde yürütülemez. Çağın gerekleri ve gerçekleri göz önünde bulundurularak Üniversitelerde Alevilik kürsüleri kurularak bilimsel metodlarla ve bu bilimsel kurumların öngördüğü eğitim ve öğretimle ancak sağlam bir şekilde berdevamı mümkündür.
Aksi takdirde her mahallede iki camiyle sunni islam nasıl hala karanlıkdan kendini kurtaramıyorsa ve bunca köklü siyasal,politik ve ekonomik bir geçmişe ve günümüzde aynı ve hatta daha fazla güce sahip olmasına rağmen aydınlık yolunda zerre kadar yol alamıyorsa,Alevilerin de son dönemlerde bu cem evi açma yarışı ve cemevlerinde bir sürü bilgisiz ve bilinçsiz insanlarla Alevilğin geleceğini sağlam zeminler üstünde tutabilme ve yaşatabilme şansları yok denecek kadar azdır.
Tek ve koşulsuz bir seçeneğimiz vardır. Aleviliği iyi bir eğitimle öğrenmek ve öğretmekdir.
www.kizilbaslariz.com forum yöneticisi Kadir Hoca
|
|
|
| 27.02.2009 19:14:55 |
Misafir: Seval Gök
|
|
Tebrikler
|
Yine herşeyi çok güzel dile getirmişsiniz.
Sizi okumak güzel.
Maalesef kendi hatalarımız yüzünden her sakallının dede sayıldığı dönemleri yaşıyoruz.Koz verdikçe daha arka planda kalıyor ve yerimizde sayıyoruz.Artık alevi kuruluşlarının da işleyiş yapılarını değiştirip,bir yerlerden başlamaları şart.
Daha kendi derdimizi bile bütün şekilde aktarıp,konuşamıyor,savunamıyorken önümüze geleni saymamayı nasıl becereceğiz.
O da büyük bir merak konusu... Teşekkürler. |
|
|
| 19.12.2008 12:49:47 |
|