9 Kasım günü ABF öncülüğünde yapılacak olan Ankara
Mitinginin iki önemli teması var, birisi zorunlu din derslerinin kaldırılması,
diğeri ise Cemevlerinin ibadethane olarak tanınması talepleri. Her iki konuda
Alevi toplumu kadar Türkiye'nin demokratik, laik ve hukuka saygılı cumhuriyet
rejimi açısından önemlidir.
2005 yılında, hukuksal nedenlerden ötürü kişisel olarak
başlatılan, Din kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin zorunluluğunun kaldırılmasının
hukuksal çabalarının sonucunda, bugün haklı nedenlere dayanarak zorunluluğun
kaldırılması talep ediliyor.
Haklı nedenlere dayanarak
diyorum, çünkü Danıştay 8. Dairesinin 28.12.2007 ve 29.02.2008 tarihli
kararlarında Türkiye'de okutulan zorunlu din derslerinin bu içerikle zorunlu
tutulmasının hukuka aykırı olacağını belirtti.
2005-2007 yıllarını kapsayan üç yıllık süreçte, AİHM'in
vermiş olduğu 2007 yılındaki başvuruya ait karar, Danıştay 8. Dairesince de
onaylanmış ve bu talebin hukuksal zemini oluşmuştur.
Din kültürü veya eğitimi dersi konusunda AİHM'in bu konu
v.b. hakkında aldığı kararlara bakarak hukuksal zemin, uygulama ve gelecek
açısından irdelemek uygun olacaktır.
Din dersi veya eğitimi konusun da AİHM'in, 1976 yılında
Danimarka'dan, 1986 yılında İsveç'ten, 1993 yılında Yunanistan'dan, 2001 yılında
Polonya'dan, 2003-2004-2007 yıllarında Norveç'ten yapılan başvurulara verdiği
kararlar önemlidir.
AİHM'e, Norveç'ten 2007
yılında yapılan başvuru ile Türkiye'den yapılan başvurunun içeriği ve nedenleri
yakın benzerlikler göstermektedir. Nüfusunun % 86'sı Hıristiyan olan Norveç'te
1997'de çıkarılan bir yasa ile din derslerinin içeriği diğer dinlere ve
inançlara yer vermekle beraber ağırlıkla Hıristiyanlıkla ilgili olarak
değiştirilmiş ve dersin adı "Hıristiyanlık, din ve felsefe" olmuştur. Bu dersten
ancak bireylerin din veya inancını belirtmesiyle ve sadece dersin belli
bölümlerinden muaf olma şartı getirilmiştir.
AİHM'in her iki ülkeden
yapılan başvurular ile ilgili kararları da bu nedenle benzerlikler
göstermektedir. Nitekim AİMH, Norveç ile ilgili kararında tıpkı Türkiye için
verdiği kararda olduğu gibi eğitim hakkı ile din ve vicdan özgürlüğünün ihlal
edildiğine karar vermiştir.
Peki AİHM din dersi ve
konusunda ne düşünüyor, neleri kriter alıyor?
AİHM'in kararlarına
baktığımızda genel olarak;
a- Eğitim
sisteminde din dersleriyle ilgili tarafsızlık ve çoğulculuk koşullarının yerine
getirilmesi,
b- Ebeveynlerin inançlarına saygı gösterilmesini
sağlayacak uygun bir yöntem sunulması,
c- Eğitim mahrumiyetinin olmaması için
eğitim ve öğretimin ebeveynlerin dini ve felsefi
inançlarına göre yapılması,
d- Muafiyet
için hiçbir koşul aranmaması, kişi ve ailelerin inançları hakkında bilgi verme
zorunluluğunun bulunmaması şartları
aranmaktadır.
Zorunluluk konusunda ise zorunlu din
dersinin varlığını din ve vicdan özgürlüğünün ihlali olarak görmemektedir.
Görüleceği üzere, AİHM
din dersi konusunda zorunluluk için değil, içerik açısından kararlar almaktadır.
Bir başka deyişle, Türkiye'deki mevcut dersin içeriğinin adına uygun olarak
dinlerin tarihsel gelişimini, kültürel ve ritüelsel yapılarının nesnel bir
şekilde işlemesi durumunda, zorunluluğunun kaldırılması konusunda bir karar
vermeyecektir.
AİHM'in Türkiye'den yapılan
başvuru ile ilgili kararında ki önemli noktaları işaretlersek;
1- AİHM,
Milli Eğitim Bakanlığının 19 Eylül 2000 tarih ve
373 sayılı kararı ile belirlenene rehber ilkelerin ve Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının laiklik ilkesinin kesinlikle din ve vicdan özgürlüğünü içerdiğini,
2-
Ancak eğitim sisteminde, din dersleriyle ilgili tarafsızlık ve çoğulculuk
koşullarının yerine getirilmemesi ve ebeveynlerin inançlarına saygı
gösterilmesini sağlayacak uygun bir yöntem sunulmaması nedenleriyle, sistemin
yetersiz olmasından ötürü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ihlal edildiği
belirtilmiştir.
Danıştay 8. Dairesinin, AİHM'in kararını göz önünde bulundurarak vermiş olduğu
karar, adı Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi olan dersin, din kültürü mü yoksa din
eğitimi mi dersi olduğunu gözler önüne sermektedir. Kararda, "içerik olarak din
kültürü ve ahlak bilgisi öğretimi olarak kabul edilemeyeceği açık olduğundan ve
din eğitiminin de ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni
temsilcisinin talebine bağlı olması karşısında, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi
dersinin bu içeriği ile zorunlu tutulmasında hukuka uyarlık bulunmamakta"
dır denilmektedir.
AİHM kararlarına göre, dersin
içeriğin yukarıda belirtilen kriterlerden (a)'ya uygunluğunun sağlanması
durumunda, 12 Eylül örfi idaresinin eğitim sistemine kattığı din kültürü
dersinin zorunlu olmaması şartı bulunmamaktadır.
Aynı şekilde (b) ve (c) kriterlerinin sağlanması
durumunda da zorunluluğun devamı için bir engel bulunmuyor. Ancak bu durumda
her din ve inanç için din eğitimi dersinin oluşturulması gerekmektedir.
Alevilik inancı açısından, gerek (a) gerekse (c)
kriterlerinin sağlanmasının güçlüğü ortadadır.
Ne yazık ki kitaplarda Alevilikle ilgili bilgilerin nasıl bir içeriğe sahip
olacağı tek başına muammadır. İslam içi-dışı tartışmaları bir yana onlarca
farklı Alevilik tanımının, teolojisinin, içerik ve tarihsel açılımının dile
getirildiği bir dönemde, hangi bilgilerin esas alınacağı, hangi mercilerce ve
kimler tarafından hazırlanacağı sorunları ortaya çıkmaktadır.
Zorunluluğun kaldırılarak
seçmeli duruma getirilmesinde ise farklı sorunların ortaya çıkabileceği
görülüyor. Din dersinin, seçen-seçmeyen veya alan-almayan şeklinde, tek başına
seçmeli yapılması hata oluşturur. Bu tür bir uygulamanın gerçekleşmesi Alevi
toplumu ve bireyleri açısından vahamet yaratabilir.
Çünkü, Din dersinin tek
başına seçen-seçmeyen veya alan-almayan diye seçmeli hale getirilmesi,
Türkiye'nin hemen hemen her şehrine, birçok ilçesine yayılmış ve yerleşmiş
aileler ve çocukları için bir fişlenme, ayrımcılığa ve baskıya maruz kalma
sonucunu doğurması muhtemeldir.
Dersin zorunluluğun
kaldırılarak, tek başına seçmeli olması ise yukarıda açıklamaya çalıştığım
tehlikeleri arz etmektedir. O halde olması gereken bu haliyle kalsa bile Din
dersinin çoktan seçmeli dersler arasında bir şık olarak düzenlenmesi, müzik,
resim v.b. kültürel dersler ile birlikte seçmeli ders statüsüne alınmasıdır. Bu
durumda öğrencinin çoktan seçmeli dersler arasında istediği tek dersi her hangi
bir açıklamaya maruz kalmadan seçmesi sağlanmış olacaktır.
Saniewski v. Polonya, başvuru no: 40319/98, 26.06.2001 ve
Angelini v. İsveç, başvuru no: 10491/83, 03.12.1986 (İstanbul
Bilgi Ünv. İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi, İnsan
Hakları Bülteni, Nisan 2008, Sayı 2)