|
| |
5 Mayıs 2008 16:07
Ne zaman Şarkışlalı olduğumu söylesem "Allah Şarkışlaya düşürmesin" yanıtını alırım. Hemen aklıma Denizler için Mevlüde Günbulut'un yazdığı/söylediği o meşur ağıt gelir. Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan'ın sonu 6 Mayıs 1972'de idamla bitecek olan yakalanma öyküsü Şarkışla'da başlar. Bundan tam 37 yıl önce… Denizler ülkelerinin bağımsızlığı ve insanlarının mutluluğu dışında bir amaç gütmezken iktidar sahipleri onları üç genç adamı öç alırcasına hukuk dışı, insanlık dışı yollarla kararlarla idam sehpasına göndermişlerdir. Denizlerin adı bugün onbinlerce insanda yaşamaya devam etmektedir. Ama onların idamı için kalem kıranlardan bir tekini bile hatırlayan yoktur ülkemizde. Elbette Şarkışla'nın bir suçu yoktur Denizlerin trajedisinde. Ama insanımız bu ağıtla bu büyük acıda payı olduğunu düşünüp yine de "şarkışlaya düşürmesin allah sevdiği kulunu" demekten kendini alamaz.
Denizlerin katlinin 36.yılında önce şarkışlada yakalanma öyküsünü anlatalım. Sonra da Denizler ağıtını hep beraber bir kez daha söyleyelim: İkisinin de ayaklarında askeri bot, sırtlarında yeşil parkaları vardı. Motosikletleri bozulmuştu. Ve onu tamire uğraşıyorlardı. Tarih 16 Mart 1971'di. Ankara'dan sabaha karşı yola çıkmışlar, Şarkışla"ya kadar sorun çıkarmayan motor bu mola yerinde stop ettikten sonra çalışmamaya karar vermiştir. Çalıştıramadılar. Şarkışla'nın küçük sanayisi de çoktan kapanmıştı. Bir kamyonet gördüler. Kamyonetin yanına gelmişler ve şoförü Kayseri'ye kadar bırakması şartı ile 250 lira vereceklerini söylemişlerdi. Pazarlıkta anlaştılar ve motosikletlerini kamyonete yüklediler. Bu sırada üzerlerindeki parka ve ayaklarındaki askeri botlara gözü takılan bir mahalle bekçisi yanlarına yanaşmış ve kim olduklarını sormuştu... Gençlerin uzun boylusu "Bekçi amca Kayseri'ye gidiyorduk motosikletimiz bozuldu. Motosikletle Türkiye turu yapıyoruz. dedi. Ama bekçibaşı içinden "Bu işte bir bit yeniği var" diyerek "Bunları sonra konuşuruz. Yürüyün bakalım karakola" cevabını vermişti. Bu sırada yanlarına gelen polis ile bekçinin arasında yürüyen gençler hiç ses çıkarmamışlardı. Hükümet konağının bahçesine girene kadar her şey normaldi. Tam içeri girmek üzereydiler ki parkalı iki gencin koltuk altlarından çıkardıkları otomatik silahlar takırdamaya başlamıştı. Birdenbire ne yapacaklarını şaşıran polis ile bekçi bir duvarın arkasına kaçıp saklandılar. Onlar da tabancalarını ateşlediler. Şarkışla hükümet binasının bahçesi bir anda silahların konuştuğu yer olmuştu. Gençlerden uzun boylusu Deniz Gezmiş, orta boylu olanı ise Yusuf Aslan'dı... Silahlarını etraftakileri korkutup kaçmak için ateşleyen gençlerden biri "Ah anam yandım diye" yere yıkıldı. Diğeri ise bahçe duvarını çoktan aşmış kaçıyordu. Deniz yıldırım gibi geçtiği ara sokaklardan birinde kenara park edilmiş otomobili görünce önünde durduğu eve girerek kapıyı çaldı. Karşısına çıkan bir genç kadına "Arabanın sahibi kim" diye sorunca "Kocam" cevabını aldı. Hemen aşağıya çağırmasını tembihlemiş fakat genç kadın kapıyı hızla kapatınca parkasının altından çıkardığı otomatik silahla ateşe başlamıştı. Gerçi kapının kilidi kırılmış ama içerden "Anneciğim vuruldum" diye bağıran kadının feryadı duyulmuştu. Pijaması ile üst kattan karısın merak ederek inen astsubay otomatik silahın namlusu ile karşılaşmıştı. Deniz Gezmiş emrini vermişti "Derhal arabayı çalıştır. Buradan gideceğiz" Astsubay 06 AH 287 plakalı 1953 model Piymouth marka arabayı kullanıyordu. Deniz'in otomobil ile şehirden çıkışı öğrenilen ilgililer derhal Gemerek'e telefon ederek önünün kesilmesini istemişlerdi.... Gemerek ilçesinde hoparlörlerle yapılan yayın üzerine sadece emniyet teşkilatı değil halk da sokağa fırlamıştı... Hoparlörlerde "Deniz Gezmiş ilçemize gelmiştir. Yakalanması için bütün halk görevlidir" şeklinde yapılan anonslar birbirini takip ediyordu.
Astsubay ve Deniz Gemerek'e doğru ilerliyordu. Bir ara Deniz Gezmiş cebinden çıkardığı 500 lirayı assubaya uzatarak " şunu alın lütfen, hanımınızı tedavisini yaptırırsınız" dedi.
Yeniçubuk kasabasına gelince arabanın benzininin bittiği anlaşıldığından ilk benzin istasyonunda durdular. Daha önceden alınan tertibat ve kurulan tuzağın içine düştüklerinin farkında değillerdi... Birden bire benzini dolduran adam yere yattı... Arkasından çepeçevre civarı kuşatmış olan jandarma ve polislerin yaylım ateşi başlamıştı. Deniz silahına davranıp yandaki tarlaya fırlamıştı. Saat 22.00'yi gösteriyordu... Gecenin zifiri karanlığında koşuyor, koşuyordu... Tarla ıslak olduğu için ayak sesi de işitiliyordu. Polislere kumanda eden emniyet müdürü arada bir seri atışlar yapıp cevabın geldiği yeri tespit ediyordu. Deniz ilerden kendilerine cevap veriyordu... Ellişer metre aralıklı ilerleyen polis ve jandarma birlikleri ilerliyordu. Dakikalar saatler geçti. Deniz bir yarma hareketi yapmazsa kurtulamayacağını anlamıştı. Makinalı tabancasını ateşlemek için tetiğe basarak yola fırladı... Mekanizma çalışmıyordu.... Silah tutukluk yapmıştı. Öylece kalakalmıştı. (Ali Yıldırım'ın yayına hazırlamakta olduğu DENİZ GEZMİŞİN SAKLI GÜNLÜĞÜ kitabından)
Ali Yıldırım
ÇOK ÖNEMLİ UYARI: Sitemizde yayınlanan tüm yorumların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Herhangi bir başvuruda, bu yorumları yazanlara dair her türlü bilgi, adli mercilere ulaştırılacak, gerekli hukuki önlemlerin
alınmasına yardımcı olunacaktır. Editörlerimiz; hukuk veya ahlak dışı mesajları yayından kaldırabilir; sorumluların
saklı tutulan bilgilerini hukuk danışmanı aracılığıyla adli kurumlara iletir.
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|
|
|
Haberin karnesini siz belirleyin
Bu haber için oy kullanan 53 ziyaretçimizin puan ortalaması: 2,94
|
| |
| Ay'da uranyum bulundu |
Ay'da en ağır doğal element olan uranyumun varlığına ilişkin bulguların ilk defa saptandığı bildirildi....
|
|
|
|
|
|
|
|
|