|
sene 1998..o zamanlar yamulmuyorsam üniversite 2. sınıftayım..rutin bir şekilde okuluma gitme, dersleri kırıp sosyalleşme çabası içine gireceğimizi düşündüğüm herhangi günden biri..fakülteden içeri girmemle birlikte, panoda bir ilan görüyorum "adıyaman'ı ağaçlandırıyoruz.." ile başlayıp devamını şimdi hatırlayamadığım bir broşür..birden gözüm kararıyor, başım dönüyor..hayır hamile değilim..sadece farklı bir şey yapacak olmanın heyecanı..hemen kayıt oluyorum, birkaç arkadaşımı da gaza getiriyorum..gideceğimiz güne kadar inanılmaz planlar içindeyiz, acayip olacak! gideceğimiz gün herkes en az iki bavulla kampüsün kapısından giriyor..devasa bir otobüs konvoyu..bineceğimiz otobüsü beklerken bir haber geliyor, dönemin başbakanı mesut yılmaz haber salmış "çocuklar uçakla gitsin" diye..anaaaaaaaaaaam uçağa binecez! bir an önce havaalanına gitmek için otobüse, ondan inip minibüse, ondan inip bir daha otobüse ondan da inip taksiye binip havaalanına ilk gelen biz olmanın sevincini yaşıyoruz..sanıyoruz sadece tabii..bir gidelim ki ne görelim; havaalanı ana baba günü..meğerse o devasa otobüs konvoyu herkesi oraya getirmiş..kafamıza sıçıyım! inanılmaz eğlenceli geçen bir havaalanı gecesi ertesi günü, uçaklara yollanıyoruz..bazı arkadaşlar uçakların geç kalkmasını protesto ediyor..anarşikler! hemen uçağa doluşuyoruz..herkeste müthiş bir heyecan..uçak kalkınca alkışlıyoruz, kıyamet gibi ortalık..tezahüratlar en büyük pilot bizim pilot!" pilot da gaza geliyor tur rehberi gibi anlatıyor tüm yolu, sanki bir bok görüyoruz, koskoca gökyüzü.. 1.5 saatte gaziantep'e varıp, oradan 7 saatte adıyaman'a varıyoruz otobüslerle..acayıp uzunluktaki bir konvoy..en öndeki durunca en arkadaki yarım saat sonra duruyor nerdeyse..her geçtiğimiz yerde sevinç gösterileri falan..feci güzel bir şey..sonra kampımıza varıyoruz..bildiğin askeri bir kamp, uçsuz bucaksız..çadırlar var sayamadığım kadar..kampetlerde falan kalıyoruz..yatağımızı kurmak için askerler yardım ediyor falan.. iyice yerleşince merkeze iniyoruz ertesi gün..kurallara aykırı yapılması gereken her şeyi yapmak üzere nevalelerimizi hazırlıyoruz..sinsice kamptan içeri sokuyoruz onları..geceleri bize dağıtılan mataralarda "su" içiyoruz! (bak sen) ertesi sabah herkes leş gibi kokan matarısını çalkalamak için su başında kuyruk oluyor..kampın tam ortasında bir açık hava gazinosu var..her gece deli gibi eğleniyoruz, ertesi sabah 6 gibi ayaktayız, 7 de yola çıkıyoruz..önceden hazırlanmış tepelere tırmanıp fidelerimizi dikiyoruz, çok güzel bir şey yapmanın gururu ile.. iklim fena..gündüz askılı tişörtler ile pişerken, gece 3 kazak, bir palto battaniye ile götümüz donuyor..bir amfi tiyatro yapılıyor bulunduğumuz yere, tüm kamp olarak ordayız, yöre halkı ile birlikte, çok güzel bir konser oluyor..bu arada orada işimiz bitene kadar nerdeyse kişi başı 500 dikili ağacımız oluyor üç hafta içinde..birçok sanatçı gelip destek veriyor..geceleri ateş başında şarkılar söyleniyor, sabahları herkeste tatlı bir yorgunluk..görevimiz bitip de döndüğümüzde geçmişte unutulmaz bir anı olarak kalıyor bu üç hafta..her sene yapılması planlanan bu etkinlik 99 depremi nedeni ile askıya alınıyor.. ben bu küçük bir anı'dan geriye kalanım ise, 500 şu an ne halde olduğunu bilmediğim dikili ağaç, bir poşu ve bir de marie claire dergisinde çıkmış fotoğrafım kalıyor.. umarım şu an ağaçlarımız iyi durumdadır..keşke gidip görebilme şansım olsa..
Alwayssleepy
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|