|
Oray Eğin, dünkü yazısında, Nuri Bilge Ceylan'ın ödül konuşmasının kodlarını muhteşem tahlil etmiş. İzlerken, duygulanmış ve benzer şeyleri geçirmiştim aklımdan. İster istemez Orhan Pamuk'un Nobel'i ve ödül konuşması; Ceylan'ın ödülü, ödül konuşmasıyla karşılaştırıldı. Belki ister olarak yapıldı bu karşılaştırma, belki istemez! Ama iki fotoğraf tarihi, kaderi bir cilveyle yan yana geldi. Belki Pamuk'un kendisi bile bu aynaya baktı.
Wittgenstein'ın dediği gibi dilin sınırları dünyamızın da sınırlarını belirler. Dil düşünce ve eylemin ta kendisidir... İster politikadan söz etsin, ister etmesin daima politiktir!
Eğin'in de işaret ettiği gibi, Ceylan kısa ama çok şey anlatan konuşmasında, seçtiği sözcüklerle, sayfalarca süren bir kitapla ya da saatlerce konuşularak anlatılacak bir gerçeği, şiirsel imgelem tadındaki cümleleriyle özetleyerek, en vurucu şekliyle Cannes'daki ödül töreninden dünyaya bıraktı.
Nuri Bilge Ceylan 'kendine ait bir oda'sı olan sinemacılardan. Popüler kültür kodlarına takılmadan işini, tutkuyla yapıyor. 'Hak bildiği yolda yalnız ilerleyen', işini tutkuyla yapan insanları hep sevmiş, kendim de öyle olmayı murad etmişimdir...
Ödül konuşmasının böylesi ön plana çıkarılması, Ceylan'a haksızlık belki, ama bu, onun sinemasıyla olduğu kadar, bu konuşmasıyla da tarihe geçtiği gerçeğini değiştirmiyor.
Ceylan, usta bir edebiyatçı gibi özenle seçmiş 'yalnız ve güzel' sözcüklerini. Ve bu çarpıcı betimlemeye de 'tutkuyla sevdiğim' cümlesini eklemiş. Birisi bir şeyi sevdiğini belirtiyorsa bu başka bir şeydir, 'tutkuyla' sevdiğini belirtiyorsa, bu daha başka bir şeydir.
Fransa gibi, özellikle son dönemlerde, Türkiye karşıtı politikalarla ön plana çıkan bir ülkede Ceylan'ın bu sözleri, en etkili mesajlardan biridir, dünyaya geçilen. Eğin'in işaret ettiği gibi, Avrupa Birliği'ne, onun Türkiye'yi yalnız bırakışına bir göndermedir. Konuşmada geçen 'güzel' sözcüğüyle ise; bu yalnız bırakılışa rağmen, gururlu ve kendinden emin bir ülkeden söz eder, alt metinde. Terkedilmiştir ama gene de güzeldir ve tutkuyla sevilmektedir.
Bazen böyle törenlerde, ödül alan kişi, ödülünü alırkenki konuşmasında,, yapımcısından ailesine, yapıtta emeği geçen herkesi sayar döker, teşekkür ederken... Konuşma uzar, insanlar sıkılır, kimse kendisini orada hissedemez. Ama Ceylan bu kısa konuşmasında, bütün bir ülkeden bahsederek aynı zamanda, sevgili eşine, yapımcısına, oyuncularına, ona bugüne değin destek olmuş herkese şükranlarını sunabilmiştir!. Çünkü herkes o ülkenin içindedir... Bütün yüzleriyle, tarihsel kişilikleriyle, farklı etnik kökenleriyle, farklı yaşam biçimleri ve inanışlarıyla birlikte yaşamayı başarmış ve buna murad eden herkesen, hepimizden bahsedilmektedir. Ceylan'nın lise öğretmeni de o konuşmayı sahiplenebilir, benim bakkalım da... Güzelliği ve gücü buradadır! Gerçek böyle güzel ve ideal olmayabilir, ama sanatçı ütopyadan vazgeçmez... Aslında Ceylan da tıpkı Nazım gibi, ülkesinin hatalarını gören, eleştiren ama buna rağmen onu sevmeye devam eden, bir geleneği sürdürmektedir!
Teşekkürler ışık saçan Bilge Ceylan sevincine ortak ettiğin için!
- Akşam -
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|