|
21 Haziran gecesi, 'astroloji okulu' öğrencileriyle, en uzun günü, yaz ekinoksunu kutlamak için tekneyle Boğaz'a açıldık.
Güneş'in Yengeç burcuna girişiyle yaz başlangıcının şölenini yapacaktık. Yengeç burcu suları, med-cezir'i, içimizdeki dişiyi, anneyi, geceyi ve bilinçaltımızı yöneten Ay ya da Latince adıyla 'Luna' tarafından yönetilir. Değişken, gelgitli, genç- huzursuz ruhlu, dalgalanmaya eğilimli insanlara 'lunatik' denmesi bundandır; ay gibi yani. Bilinçaltının hangi dehlizden hangi hikâyeyi, hangi karanlık saatten hangi gölgeyi, hangi anıdan hangi şarkıyı çağıracağını bilemezsiniz çünkü. Orası rüyalarınızda dolaştığınız, kâh nedensiz birini incitirken kâh biri sizi incittiğinde fark ettiğiniz karanlık sarayınızdır. Bilinçli aklınız o sarayın yollarını bilmez.
Lunatik bir oyuncudur o, sizi gömdüğünüzü sandığınız anılarla oynaştıran, gücünüzden emin olduğunuz apoletlerinizi, bir anıyla sökebilen, bir karşılaşmayla yetişkin karizmasından incinmiş bir çocuğa dönüştürebilen. Ölümcül yaraların ve sonsuz sevinçlerin tahterevallisini vaat eder size. Teknedeyim. Denizde. Bir lunatiğin en sevdiği yerde. Rüzgâr, ben, La Luna. ipod'uma bu gece için yüklediğim şarkılar, bana ait 'karanlıkta daha güzel' şehrim İstanbul.
Kimi şarkıları nedenini bilmeden çok seversiniz ya; işte onlar ayın karanlık yüzüne, lunatik yanınıza, bilinçaltınıza değen şarkılardır. Onlar rüyalarınız kadar yakın, yüksek ve sarsıcıdırlar…
O gece için şu şarkıları yanıma almıştım:
Ya Kelbi- Souad Massi, You Know I'm No Good- Amy Win ehouse, Diaspora- Natasha Atlas, Loucura-Mariza, Li Bayrout –Fairuz, La Malaguena- Estela Nunes, Tower of Song-Marianne Faithful, I'will find you-Enya… Belki de ay yüzünden hep kadın seslerini seçmiştim. Ama daimi aşkın Leonard Cohen'in 'There ain't no cure for love'ı da benimleydi. Ve de yeni tanıdıklar, sarsıcı bir aşk, iki arya.
18. yüzyılın, büyük 'castrato' sopranosu Farinelli'nin hayatını anlatan 'Farinelli' filmini çok sevip, beş kez izlediğim halde, hiç arya CD'si almamıştım. Hayatta birçok ilki benden önce gerçekleştiren, canım kuzenim Esra geçenlerde getirdi bana Ertuğrul Özkök'ün arya seçkilerinin olduğu 'Arta Kalan Zamanda' albümünü.
Çoğu çok güzeldi ama iki parçaya gerçekten âşık oldum: 'Stabat Mater' ve kalp çakramda ağlamayla gülme, lunatik bir taşkınlık, bir uçuş duygusu yaratan Mal Di Luna yani Ayışığı Sonatı'na.
Burunda kendimi yeryüzünün sahibi değil; bütün varoluşun artık gerçekten yalnız olmayan, tamamlanmış bir parçası gibi hissederken, içimde boşluksuz bir sevinç yaşadım, bu yaza girerken. Yazabilseydim, bir 'şükran senfonisi' yazmayı isterdim.
'Zevk farkındalıktır' diye yazar best seller kitabı Tanrılar Okulu'nda Stefano D'Anna.
Farkındaydım; denizin, La Luna'nın, hayalin, başlangıç ve bitiş döngüsünün, içimdeki farklı aynalarda gülen, ağlayan, rengârenk benlerin, aryaların, şarkıların.
- Akşam -
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|