|
Hava da gündem de sıcak. Dümeni rüzgâra kırmak hafifletir! Havadar yazayım diyorum, mesela parmak arası terlikler üzerine. Parmak arası terlikler, şeker olmasına şeker de kimilerine ürkütücü vizyonlar gördürüyor. Her yaz birbirinden şirin-şıpıdık parmak arası terlik giydiği halde, 'parmak arası terliğe bağlı sendrom' yaşayan bir arkadaşım var mesela. Acayip korkular geliştirmiş. Mesela, karşıdan karşıya geçerken, terliklerden birinin ayağından fırlayıp, yolun ortasına düşme korkusu. Terlik caddede kalıyor, arabalar geçiyor, dönüp alamıyorsun, araba terliği dümdüz ediyor ve artık yalınayaksın. Bir diğer versiyonda; çıkır çıkır merdivenlerden iniyorsun, terlik merdivenin kenar çıkıntısını yalıyor, kayıyorsun, ani iniş yapmışsın. Vapur kenarına oturmuş, püfür püfür ayaklarını denize uzatmışsın. Rüzgâr parmağından terliğini alıp denize atıveriyor… Arkadaşım parmak arası terliklerini şıpırdatırken, bunları anlattı, doğrusu çok güldüm, bu yaz sıcağında tam böyle muhabbet lazım. Bende ise parmak arası terlik, asla kökenine inmeye vakıf olamadığım garip bir şiddet duygusu yaratıyor. Arkadaşım anlatırken, ben o naif terliklerini koparmak istiyorum. İnce şeyleri koparma ve cezve yıkayamama takıntısı vardır bende.
Bir başka takıntım Erikli. Masamın üzerinde en az dört şişe durur. Erikli'ye müptelayım. Ama bulunmuyor. Bir sabah Kadıköy'de büfe büfe Erikli suyu aradım, iki vapur kaçırdım. Neden Erikli yok her yerde?
Başka konuya atlayayım, rüzgâr yapsın. Yazın yemeğin, giysinin ve muhabbetin hafifi iyi. Nitekim 'ağırlaştırılmış muhabbetin' çekilmediği bir haberle kanıtlandı. Geçenlerde, yayın âleminin karizmatik kişiliği, 'Sayım'ın Kitap Bavulu'undan tanıdığınız Sayım Çınar'la konuşuyorduk. Telefonda bana çok güldüğü bir haberden bahsetti. Almanya'da bir kadın, kendisine misafir gelip, 30 saat aralıksız dert anlatıp, susmak ve evden bir türlü gitmek bilmeyen arkadaşını polis kuvvetiyle evden attırmış. Hem güldüm hem inanamadım. İnanamayışım tamamen coğrafi sebeplerden. Bir süre Almanya'da yaşamış biri olarak: bir kere bir Alman'ın başka bir Alman'ın evine öyle çat kapı gidemeyeceğini biliyorum. Hadi gitti, hiçbir Alman saatlerce başkasının derdini dinleyip vakit kaybetmez. Hadi kaybetti, bu vakti nakte çevirir. Lâkin haber doğruysa, kadın yerden göğe haklı, bize uymaz o ayrı. Çözüm yollarına değil, negatife ayarlı zorunlu söyleşilerden çok sıkılıyorum. Dertleşmeye varım ama çöplüğünü başkasına dökmeye yokum. Dedikodu da günde iki saatle sınırlandırılmalı. Bakınız başucu yazarım Clarissa Pinkola Estes ne yazmış: "Zaman, tutku, aidiyet ve egemenlik biriktirin. Bunlar nehri temiz tutar. Zamanınızı koruyun, nehrin kirleticilerini kovmanın yolu budur. Tanıdığım öfkeli bir ressam resim yapma havasında olduğunda evinin yoluna şu levhayı asar: "Bugün çalışıyorum ve ziyaretçi kabul etmiyorum. Biliyorum benim bankacım, temsilcim, en iyi dostum olduğunuz için bunun sizi içermediğini düşünüyorsunuz ama içeriyor".
Cahillikler Kitabı'ndan bir soru: Okyanustaki en gürültülü şey nedir? Karidesler!
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|