|
|
Ailemin kadınları birbirinden farklıydı. Anneannem, o zamanlar Gedikpaşa'da bulunan Amerikan Mektebi mezunuydu. Mükemmel İngilizce konuşur, okuyabilirdi. Annemin babası biricik dedem, Mehmet Emin Bey mülkiyeliydi, dedemin kız kardeşi, annemin halası Perihan halamsa Adana Amerikan Koleji mezunu. O da İngilizce, Fransızca ve Almanca konuşup, okuyup, yazabilirdi. Yıllarca Çocuk Esirgeme Kurumu'nun başkanlığını yapmış, sayısız çocuğun yüzünü güldürmüş. Öldüğünde kütüphanesini bana bıraktı. İlk göz ağrısıydım.
Anneannem Rumeliliydi. Babaannemse Rize'nin o zamanki adı Kamboz olan köyünden. Hem 'hısmı' hem komşu köylüsü çakır gözlü dedemle evlenip, babam henüz küçük bir çocuk, amcamsa doğmamışken taşı toprağı altın İstanbul'a gelmişti. Babaannemin başı örtülüydü, beş vakit namazını kılardı ve zehir gibi bir zekâsı vardı. Ama okuma yazma bilmezdi. İlkokul mezunu dedem, İstanbul'da ticaret hayatına atılmış, başarılı olmuş, iki oğlunu en iyi okullarda okutabilmişti. Bu birbirinden, tuzlu su ile tatlı su gibi farklı aileyi bir araya getiren şey İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi olmuştu. Annemle babam orada tanışmış, sonra ben gelmişim. Onlar yollarını ayırınca, bir süre büyüklerde kalınır ya, ben de hem babaannemlerle hem anneannemler ve Perihan halamlarla büyüdüm. Perihan halam beni sinemaya, tiyatroya, operaya ve operete götürürdü. Operadan hoşlanmak için çok çaba harcadım ve opereti sevebildim. Sürekli kitaplar aldı bana, cicili bicili insanı baştan çıkaran güzel kapaklı çocuk klasikleri. Bir de kendisinin masal anlatma geleneği vardı ama o masallarını rüya olarak anlatırdı. Kahramanının ben olduğum rüyalar dinlerdim. Babaannem bana yün örmeyi, çiçek bakmayı öğretti. Yazları Kuran kursuna giderdim.
Bir Karadenizli kadının keskin zekâsına sahip babaannem okuma yazma bilmediğine içlenirdi. Şişle, tığla, değme mağazalarda sergilenecek kadar güzel örtülerini ilmikle sayarak örerdi ama okuyamazdı. O yüzden babaannem de okumamı çok istemişti. Babamsa okumaya çok düşkündü, genç bir delikanlıyken bile şahane bir kütüphanesi varmış. Büyürken oradan Rus klasiklerini, tragedyaları, Steinbeckleri, Istratileri falan yalayıp yutuyordum. Herkes okumamı istediğinden sınırsız okuma özgürlüğüm vardı, ben de bunu sonuna dek kullandım. Doğrusu bunda biraz kırgın, içe kapanık büyümemin de payı vardı. Kitap dünyasında ece bendim, o gün bugündür hep hikâyesi olanları sevdim.
Çok kültürlülük, kimlilik kavramı tartışılıyor ya, kendime göre ben de çok kültürlü, kimlikli biriyim. İki yakanın da kültürünü, değer yargılarını, sistemlerini, hayata bakış açılarını biliyorum, her iki yanda da bulundum bir müddet; en önemli çağımda, çocuklukta. İki taraftan da geliyorum. Bu yüzden her iki tarafa da özenmiyor, hiçbir yere çıkmaya ya da inmeye çalışmıyorum. Çocukken beni buhranlara sokan kültür çatışmasının bugün getirdiği zenginliğe şükrediyorum. Yine de biliyorum ki babaannem iyi okuyabilecek bir kadındı. Kendini öyle ifade etmeyi isterdi. Okuyabilseydi daha mutlu biri olurdu, belki hepimiz daha mutlu olurduk.
O yüzden kadınları okumaya yönelten tüm kampanyalara sınırsız destek veriyorum. Kardelen Kızları'na da, Ana Kız Okuldayız Okuma Yazma kampanyasına da.
Akşam
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|
|
|
Haberi Değerlendirin
Bu haber için oy kullanan 15 ziyaretçimizin puan ortalaması: 2,60
|
|