|
2 ay önce, dağ şekilli ballı çıtırlı, çikolata Toblerone'un 100'üncü yılı nedeniyle İsviçre'de basın toplantısına davet edildim. Davetin çikolatalı yanı Türkiye-Çek maçını izleyecek olmamızdı. Grubun son maçıydı, umarım 'gazozuna' oynamayız diyordum. Nitekim temiz kalpli olduğumdan, hayat beni sadece İsviçre dağ havasıyla baş başa bırakmadı. Bizim maçı tarihi maça çevirdi.
İlk kez geldiğim İsviçre'yi yeşil, sulu ve güneşsiz buldum. Evler kutu gibi, minnacık balkonları göl kıyısına bakıyor ve çiçeklerle salkım salkım. Görünüm Türk filmlerinin pembe pancurlu hayali evi statüsünde. Ama hayat tüm anlamlarıyla minyatür, ölçülü. Cenevre'de bu ölçüden şaşan tek şey Türk ve Çek taraftarlar. Çekler cana yakınlar. Leman Gölü kıyısına konuşlanıp, içip şarkı söylüyorlar.
Bizim tribün karışık; Çekler ve Türkler bir arada. O sabah geldiğimden enerjim hafif düşük. Aynı düşük voltaj bizim takımda da var. Çekler bira üstüne galibiyet sevinciyle Meksika dalgası takılıyor. O zaman günü bir başka Meksika olayı ile bitireceklerini bilmiyorlar. İkinci yarıda çocukların üzerine enerji bombası yağdı. Yükseklik kazanan tüm toplar enerji topu ama henüz gol yok. Yanımdakiler şahittir, yorgunluğumu atıp, olaya bizzat enerjimle dahil olmaya karar verdim. Başladım, "Atacağız, Arda atacak" diye mırıldanmaya. Evrene mesaj yolluyorum, 40 kere söylersen olur derler ya. Sonra elimle tıkalı enerji kanallarını açmak için yeşil ve pembe hayali toplar yapıp sahaya göndermeye başladım. Pembe hayali toplarımın içine sevinen bizim takımı yerleştirip, görselleme tekniği ile sonucu etkilemeye çalışıyorum. Yanımdakiler ellerimle yaptığım hayali toplarımı sahaya atışıma şaşkınlıkla bakıyor. Maç bu, her türlü 'büyü' serbest. Mırıl mırıl söylenirken 70'li dakikalarda heyecan pik yaptı ve goool. Yanımızdaki Çeklerin Meksika dalgaları düzleşmeye başladı. Çevremdekiler "Dediniz attık gerçekten" diyorlar. Onların gözünde 'VIP' statüsüne geçer gibi oldum. Artık hem maç izliyor hem de yaptığım hayali toplarıma göz atıyor ve 'atacağız' mırıldanmalarıma kulak kesiliyorlar. Derken Nihat Kahveci! Tribün çıldırdı ve ben 'bir bilen, özel insan' konumuna yükseldim! Ayaktayız, Çekler oturdu. Derken üçledik. Tribün Türkiye dalgası yayıyor. Bu arada unutmadan, her golden önce yer değiştirip, mırıldanmalarıma ve hayali toplarıma ek olarak uğur yapıyorum. Muhteşemdi.
Sonra biri hariç tümüyle kızlardan oluşan ekibimizle sokaklara aktık, bizimkiler sakinliğiyle ünlü Cenevre'yi konvoylarla inletiyor...
Ertesi gece Cenevre'de maçların dev televizyonlardan verildiği bir pub'a gittik. Barmenlerden biri Türk'müş, adı Derviş.
Muhabbet ederken Derviş "Ne bu barda ne de Cenevre'nin hiçbir yerinde tequila kaldı" dedi. Meğer dün gece Çek Milli takımının tümü Derviş'in barındaymış. Koller dahil tüm futbolcular sürekli 'shot'layarak tequila stoğunu eritmişler. Gerisini taraftarlar tüketmiş.
Meksika dalgasıyla başlayan gün Meksika'nın milli içkisiyle bitmiş.
- Akşam -
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|