|
2006'da Japonya'da yapılan Dünya Basketbol Şampiyonasında iki kere yendiğimiz Litvanya ile grubumuzdaki ilk maça çıkacaktık. Artık ne oyuncular ne de Türk basketbol severler Litvanya'nın yenilmez bir ekip olmadığını anlamıştı. Bakalım bu karşılaşma ile çekirge üçüncü kez sıçrayabilecek miydi? Ve çekirge üçüncü kez sıçrayamadı. Bırakın üçüncü kez sıçramasını resmen kolu ve kanadı kırıldı. Sanki Litvanya "bir daha aklından bile geçirme" demek ister gibiydi.
Bu gibi turnuvalarda ilk maça nasıl başlarsanız turnuva o şekilde devam eder diye bir söz vardır. İlk maçta alacağınız ağır bir yenilginin üzerinden kalkmak zor olabilir ve çünkü her gün birer maç yapılmaktadır. Bizde zaten ilk maçımızda Litvanya karşısında ağır bir yenilgi alarak (86 - 69) turnuvanın ilk gününden eve dönüş biletimizi almış olduk. Efes Pilsen Wolrd Cup 6'da yapılan savunma hatalarının burada da devam etmesi bizi çok şaşırtmıştır. Bir haftalık zaman diliminde gördük ki takımda hiçbir gelişme olmamış. Yardımlaşa olmadan savunma yapma gibi bir düşünce olan millilerimiz turnuva boyunca bir veya iki kere ikili sıkıştırma yaptı kimse perdeleme sonrasında oyuncusunu bulmak için çaba harcamadı inanılmaz bir eşleşme sorunu yarattı. Hatta işi o kadar abarttılar ki kısalarımız uzunlarla eşleşince onları savunmak için ekstra bir efor bile harcamadılar. Turnuva boyunca her takımın bize göstere göstere yaptığı hücum hareketine bir karşılık veremedik. Neydi bu taktik? Rakip kısa oyuncusuyla uzunundan perdeleme ister ve bizim pota altı boş kalır. Bu sırada rakibin kısa oyuncusu içeriye elini kolunu sallayarak devrilir. Bu arada kimsenin aklına "ya şurası boş hiç değilse elimi kaldırsam bu kadar kolay basket bulamazlar" gibisinden düşüncelerle hareket etmediğinden her maçta en azından 15 - 20 sayı bu şekilde yemişizdir. İlk karşılaşmamız böyle geçerken geriye kalan 5 maçımız da bundan farklı değildi. Turnuvanın en güçsüz takımlarından Çek Cumhuriyeti karşısında aldığımız tek galibiyet onur sayımızdı. (Eskiden de grubun en güçsüz takımı olarak Bosna Hersek'i yenerdik.)
Şimdi turnuvaya başka bir ülkenin taraftarı olarak bakmaya çalışacağım. Böylece yaptığımız hatalar, oyuncularımızın isteksizliği, İtalya karşısında uzatmada yenilmemiz, Tanjevic ve ekibinin yönetimi hakkında yorum yapmamaya çalışacağım. Dediğim gibi şu an başka bir ülkenin vatandaşı ve de taraftarı olarak yazıya devam ediyorum: LİTVANYA
İspanya'ya Macijauskas'tan yoksun kadrosu ile gelen Litvanya ilk maçında Türkiye'yi yenerek hem 2006'nın intikamını alıyor hem de eski günlere dönüşün sinyallerini veriyordu. Turnuva boyunca tek yenilgi alarak elenen Litvanya izleyenlere göz zevki yaşatan bir oyun tarzıyla turnuvada şampiyon olması beklenen tek takımdı. Fakat olmadı ve Avrupa üçüncülüğü ile yetinmek zorunda kaldılar.
Turnuvada tek yenilgi alarak üçüncü olması son derece şanssızlık olarak nitelense de gerek her zaman takımlarını yalnız bırakmayan taraftarları olsun gerekse de şampiyonaya ayrı bir renk katmışlardır.
Maçlar hakkında ufak ayrıntılara değinirsek; İtalya maçında "saras"ın sakatlanması sonu her şey değişti. . Daha önce Türkiye ile yapılan maçta da ufak bir sakatlık geçirmişti ama bu maçtaki sakatlığı/sakatlıkları daha ciddi gibiydi. O zamana kadar 14 sayı, 7 asist, 3 rebound ile oynayan "jasa"nın oyundan çıkması Litvanya'nın tüm oyun düzenini alt üst etti. Hızlı ve güçlü uzunlarla pota altından, dış oyuncularla da üçlük çizgisinden her takımın canını yakan Litvanya sarunas'ın sakatlanmasıyla resmen inişe geçti. Hatta Jasikevicius'un bu haliyle sahada kalması bazı yerlerde yarardan çok zarar sağladı takımı adına.
İlk altı maç sonucunda turnuvanın yenilmeyen tek takımı olarak çeyrek finalde karşılarına Hırvatistan çıktı. Hırvatlar her ne kadar o eski günlerinde olmasalar da bu maça kadar Litvanya'yı en çok zorlayan takım olarak ön plana çıktılar. Songal'a nın etkili oyunuyla yarı finalin kapısını araladılar ve rakip olarak Rusya ile eşleştiler. Aynı ekole sahip olmaları ve SSCB zamanında milli takımın iskelet kadrosunu Litvanyalılar'ın oluşturuyor olması Ruslar'ın işine gelmişti. Litvanyalılar'ı gayet iyi tanıyorlardı ve bunun sonucu olarak da finale çıkan taraf Rusya oldu. Yarı final maçından bir gün sonra Yunanistan ile Avrupa üçüncülüğü için karşılaşan Litvanyalılar hırslarından hiçbir şey kaybetmeyerek maçı kazandılar ve olimpiyatlara direkt olarak katılma hakkını elde ettiler. Turnuvayı tek yenilgi ile üçüncü kapattılar oysa ruysa tek yenilgi ile birinci olarak kapattı turnuvayı.
Litvanya'nın bu kadar sevilmesi (ya da sadece ben) oyunun hızını istediği gibi ayarlayan, arkadaşlarını motive eden ve onlara nerede ne yapması gerektiğini söyleyen muhteşem bir guarda sahip olmalarından ya da güzel oyunları değildir. Onların da bir sürü hatası mevcuttur. En basitinden, hızlı hücum etmeleri ve bu yüzden sürekli olarak top kayıpları yapmaları veya aynı şekilde sürekli pas yapmalarından dolayı yaptıkları top kayıpları. Onları bize hayran bırakan yanları, karakterleridir. Bir maçı kaybetmemek için ellerinden geleni yapmaları, maçın son saniyesi olsa bile yerdeki topa atlamaları ve rakipleri ile asla ama asla alay etmeyip sadece işlerine bakmalarıdır.
Bankta oturan Litvanyalılar'ı belki görmüşsünüzdür. Her atılan sayı sonrasında bir dakika yerlerinde durmamışlardır. Hatta Rusya maçında geriden gelerek maça ortak olan takım arkadaşlarını sahanın yarısında alkışlayan, tebrik eden gustas'ı görmüşsünüzdür. Takımdaki iki oyun kurucudan birisi olmasına rağmen sarunas jasikevicius'un sakatlanmasından sonra koç tarafından düşünülmemiştir. 2 maçta toplam 9 dakika alarak turnuvayı tamamladı gustas. Buna rağmen bir dakika bile kimseye trip atmayıp oynadığı dakikaların hakkını vermek için elinden geleni yaptı. Kim böyle bir yedek oyuncusunun olmasını istemez? Buradan Türkiye'nin bankına baktığımızda ise durum değişmekte. en heyecanlı kendisi olması gerekirken takımdaki en genç oyuncu bile etrafa boş boş bakmaktadır. Hep yazılıp çizilmekte "ruhsuz bir takım diye". Bence ruhla alakalı olmayan bir durum bu. Oyuncuların karakter yapısıyla alakalı. Yoksa gidersiniz ikinci ligden hırslı 20 tane oyuncu alıp maçları kazanırdınız. "Karakter sorunu" altyapılardan oluşmakta. Sadece taktik ve fundamental öğretmekle bitmiyor iş. Zihinsel anlamda da oyuncuların bir şeyler öğrenmesi gerekmekte. Yoksa Yunanistan ile oynanan üçüncülük maçında Türkiye olsaydı maçı daha başlamadan kaybederdi. Çünkü finale çıkamamışlar ve bütün hayalleri yıkılmıştır. Maç sonunda da "duygusal oyuncularımız" deyip olay kapanırdı. Peki Litvanyalı oyuncuların hayalleri çok mu küçük ya da maç bittikten sonra sevinen oyuncular "duygusuz muydu?" işte ben bu yüzden Litvanyalı olmak istiyorum.
Can Metin
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|