>
                                            Artık bir şeyler değişiyor...  
Anasayfa Künye Reklam Arama
Haberler Video Haber RH+ Röportaj Yazarlar
 
 

Çok Okunanlar
Devamını Oku Kriz Mizah Dünyasını da Vurdu! Atom Dergisi Kapandı!
Devamını Oku "SÜZMELERİN FİLMİNİ YAPACAĞIM!"
Devamını Oku LeMan Sunar! Laz Marks Sahne Alıyor!
Devamını Oku FENA KAPIŞTILAR!
Devamını Oku AVRUPA YAKASI'NI KRİZ VURMAMIŞ!

Son Yorumlananlar
Devamını Oku Hadise Eurovision'da Türkçe mi İngilizce mi söyleyecek?
Devamını Oku Galatasaray'ın Transfer Listesi Belli Oldu
Devamını Oku YILDIZ TİLBE'NİN İSRAİL BEDDUASI ORAY EĞİN'İ NEDEN KIZDIRDI?
Devamını Oku Vakit'ten yılbaşı skandalı
Devamını Oku Dünyayı Kurtaracak İcat

ÜYE GİRİŞİ

Kullanıcı Adı
Şifre

Üye Olayım

Şifremi Unuttum

Sitemiz
Mozilla Firefox
Internet Explorer
Opera
Safari
ile test edilmiştir.



RSS / XML
RSS / XML
EkleBunu RSS Ekle Butonu


   
 
Milli Takımların Değişen Yüzü

Can Metin

Yanlış hatırlamıyorsam 2004 yılında Almanya ve Türkiye Ümit Milli takımları arasında grup maçı vardı. Maç iki takım açısından da son derece önemliydi. Zaten maç da bu önem bakımından oldukça çekişmeliydi. Bu sırada kadroda yer alan oyunculara bakınca yarısından çoğunun (6 - 7 tane) Almanya'dan yetişen oyuncular olduğunu gördüm. Sanki sahada Almanya'nın Ümitler takımı antrenman yapıyordu. Altyapımızın kötü durumda olduğunun sinyalleriydi aslında bunlar. O zamana kadar milli takım iyi gittiği için pek göze batmıyordu bu durum ta ki Marco Aureilo'nun Türkiye vatandaşı olduktan sonra milli takıma seçileceği güne kadar. Her kafadan bir ses çıkıyordu; kimisi Marco yerine bir Türk'ün oynaması gerektiğini, kimisi zenci olduğu için durumun garip olacağı, kimisi mutlaka milli takımda yer alması gerektiğini kimisi de Fenerbahçe'nin yabancı kontenjanından dolayı Türk olduğunu ve bu yüzden milli takımda oynadığını belirtiyordu. Yani anlayacağınız bu olay sonrası spor gündemimiz bayağı bir hareketlenmişti. Tabii bu tartışmalar Mehmet Aurelio'nun (Adı artık Mehmet olmuştu.) sahadaki üstün performansıyla kesilmişti.

Aradan neredeyse bir sene geçti ve bu durum benim nereden mi aklıma geldi? 17 Ekim Türkiye - Yunanistan karşılaşması sırasında seyircimizin maçın sonuna doğru topu hangi oyuncumuz aldıysa onu yuhalaması ve sadece Mehmet'i alkışlaması sonucu aklıma geldi. Tamam, haklılar takım çok kötüydü ve maçın kaderini değiştirmek için kimse uğraşmıyordu. Bunda da en büyük suç kenar yönetimine aitti. Ayrıca taraftarın "yuhalaması"nın bir diğer sebebi de takımdaki hiçbir oyuncuda milli duyguları görmemiş olmasıydı. Bizden olmayan birisinin tüm benliğini ortaya koyması onları şaşırtmıştı. Oysa milli takımlar ülkelerin değil federasyonların takımdır. Oyuncular milli duygulardan çok profesyonel şekilde hareket eder.
Ama ben daha iyimser davranarak o yuhalamayı "Tugay Kerimoğlu'nun yerine birisi yetiştiremediğimiz için" duyduğumuzu düşünmek istiyorum.
Peki milli takımda oynayan tek yabancı oyuncu Mehmet mi? Ya da soruyu biraz değiştirirsek "milli formayı giyen kaç oyuncu kendi altyapımızdan çıkmıştır?"İşte son zamanların en tartışma yaratan olaylarından birisi olmaya aday olan konu.
"milli takımlar ve değişen milletler"
milli takımlara oyuncu almalar çeşitlilik göstermekte. Bunların içinde en çok uygulananları aşağıda yazacağım. Kimisi size çok normal kimisi de çok saçma gelebilir. Kısaca adı da devşirme modelidir.

Birinci model, son senelerde sıklıkla yaşanan ve benim konuya başlarken verdiğim örnek. Kendi ülkesinde milli takıma seçilememiş ve uzun zamandan beri başka bir ülkede top koşturan oyuncuların çifte vatandaşlık alarak top oynadığı ülkenin milli takımında yer almasıdır. Ülkemizde Mehmet Aureilo ile başlayan bu serüven Wederson ve Nobre'yi de milli forma için sıraya soktu. Hatta bu sene ligimize gelen Brezilyalı Lincoln'un Türk milli takımında oynayabilmesi için seferberlik ilan edilmiş durumda. Dünyada ise buna en güzel örnek Brezilya asıllı Portekizli Deco. Milli takıma alındığında Figo ve birkaç arkadaşının sorun çıkarttığını herkes hatırlamakta.
Bu yöntemle milli takıma oyuncu almada altyapının bir başarası söz konusu değildir. Hatta sistemin ne kadar başarısız olduğu gözükmekte. Çünkü bu oyuncular için hiçbir emek harcanmamış; zaten futbolun öğrenildiği 12 - 20'li yaşlar başka ülkede geçirilmiştir.




İkinci yöntem en meşhur olanıdır. Çoğu yerde yazılıp çizilenden pek fazla bir şey eklemeyeceğim ben de. Kısaca ailenin göç ettiği ülkedeki takımın altyapısına çocuğunu vermesiyle olmaktadır. Burada oyuncu futbolun "abc"sini öğrenir. Ardından da yıllar sonra milli takıma seçildiğinde o ülke için bir kazanç olmuş olur. Çünkü o oyuncuya harcadığı emek ve masrafın karşılığını almıştır. Bu sistemde oyuncuyu yaratan altyapıdır. Yani o ülkenin kendi futbol sistemi. Bu yüzden bu oyuncuların altyapısından yetiştiği, büyüdüğü ülkenin milli takımında oynaması son derece normaldir. Bu duruma en güzel örnek Fransa'dan Zidane, Henry ve Anelka; Almanya'dan ise Klose ve Köln'ün altyapısından yetişen Lukas Podolski'dir.



Milli takıma oyuncu almada üçüncü yöntem tam olarak başlamasa da önümüzdeki birkaç sene sonra ortaya çıkıp Fifa ile federasyonlar arasında sorun yaşanmasına neden olacak olan uluslar arası altyapı sistemi.
Bu sistem oyuncu menajerleriyle diğer ülkelerdeki genç oyuncuları keşfederek başka ülkelerin takımlarına satmaktadır. Tabii tam olarak bu şekilde değil; takımlar başka ülkelerde kendilerine pilot takım yaratmakta o şekilde de oyuncu transferi yapılmaktadır. Artık Ajax, Arsenal ve Psv gibi kulüpler bu sistemi uygulamakta. İngiltere ve Hollanda milli takımlarına oyuncu çıkarmakta şu an için bir sorun yaşamıyorlar. Fakat ileride bir tıkanma söz konusu olursa milli takıma oyuncu almak için ilk başvurulacak futbolcular bu kişiler olacaktır. 5 - 10 sene sonra İngiltere milli takımında Fas asıllı bir kanat oyuncusu görürsek kimse şaşırmasın.
İlk yöntemde olduğu gibi burada da altyapı futbolcu yetiştirmekte. Yani oyuncu yeni ülkesinin milli takımını seçerse ortada yanlış değil doğru bir karar bulunmaktadır. Ülkemizde de Richard Kingston bu duruma en güzel örnektir. Şahsen ben Kingston'ın Türkiye milli takımında oynamasını isterdim.



En son yöntem ise ülkemizin sıklıkla başvurduğu yöntemdir. İkinci yöntemde anlatılan olayın tam tersidir bu. Kendi ülkesinden başka bir ülkeye göç eden vatandaşların oradaki altyapıdan yararlanarak yetişmesi beklenir. Milli takım seçme zamanı geldiğinde ise direkt federasyon devreye girer ve oyuncuya A milli takım forması giydirilir. Böylece hiçbir emek harcamadan oyuncu yetiştirmiş olunur. Zaten Fatih Terim bir röportajında gurbetçi oyuncularımızın kendisi için çok önemli olduğunu belirterek "başarılı olan sporcularımızı milli takımlarımıza davet edeceğiz." diyerekten buradaki potansiyeli en güzel şekilde açıklamış oluyordu.

Bu yönde milli takıma oyuncu alma sanırım Karl Heinz Feldkamp ile başlamış. İlk olarak İlyas ve Uğur gibi oyuncuların üstün performansları bu ilgiyi arttırmıştır. Tam olarak oturmamış olan profesyonellik ve disiplin (Alman disiplini) bu oyuncular sayesinde ligimizdeki oyunculara aktarılmıştır. En son olarak Nuri Şahin ülkemize kazandırılmış ve Almanya Federasyonu'nu harekete geçirmişti. Çünkü Almanya'nın altyapısında Nuri gibi birçok göçmen vatandaş bulunmakta ve bunların birer birer yuvadan uçmasına kolay izin vermemek için bazı engeller koymaya çalışacaktır. Yine burada da birkaç sene sonra federasyonlar arasında bir sorun çıkarsa kimse şaşırmasın.

Bu yöntemde de milli takıma oyunculara en güzel örnek Altıntop kardeşlerdir. Halil ve Hamit'in yetişmesi için Türkiye bir çaba harcamamıştır. Büyük ihtimalle bu iki kardeş Türkiye'de olsaydı sıradan bir futbolcuyu geçemeyeceklerdi. Yine altyapımızın sorunlu olduğunun göstergesidir bu durum. Bu oyuncular milli takımda oynamamalı diyemeyiz. Sırf bunu "Türk olduğumu ve Türkiye'ye ait olduğumu düşündüm." diyen Nuri için değil bütün gurbetçilerimiz için düşünmeliyiz. İlk olarak "bu kişiler bence Alman Milli takımında oynamalıdır" diye düşünüyordum. Daha sonra bu oyuncuların birçoğu Alman forması giyemeyebilir ve biz de onları kendi takımımıza almazsak açıkta kalırlar. Düşünsenize bir oyuncu Alman asıllı bir Türk ve bu yüzden milli forma giyme şansı yok. Ama hiç değilse bu oyuncular yetişirken onlara bazı yardımlarda bulunmalıyız.

Son 10 yılda bu yönde milli takımımıza alınan oyuncu sayısı bir hayli çoktur. Ben de futbolumuzda etki bırakmış 21 oyuncu tespit ettim, ki bu sayıyı başka birisi daha da arttırabilir. Bu oyuncuların 19 tanesi Almanya doğumlu olup 2 tanesi de İngiltere doğumludur. (Kazım'ı da buraya dahil ettim. Gelecek 10 sene futbolumuza damga vuracak gibi.) Bu oyuncuları pozisyon olarak incelediğimizde 7'sinin orta saha, 6'sının sağ kanat, 5'inin forvet ve 3'ünün de sol kanat kanat olduğunu görüyoruz. Orta saha ve kanatlardaki yaratıcı oyuncu eksikliğimizi düşünecek olursak bu pozisyonlar için altyapımızdan yetişmeyen oyuncuları ihraç etmemiz pek de şaşırtıcı olmasa gerek. Zaten bu oyuncuların birçoğu ya 18 - 25 yaşları arasında ligimize gelmiş ya da kendi ülkelerinde Türker'in kurduğu takımlarda forma giymiştir. Ligimiz derken araya bir istatistik daha sıkıştırayım. Bu sene ligimizde oynayan gurbetçiler hakkında yapılan bir araştırma sonucu bu sayı 57 imiş ve bunların 42'si Almanya doğumludur. Bu kadar çok Almanya doğumlu oyuncunun olması Türk nüfusunun bu ülkede çok fazla olmasıdır.



Konudan iyice saptığımı fark ettim. Mehmet Aureilo'dan girdim ligimizdeki gurbetçi oyunculardan çıktım. Bu yazının yazılma amacı aslında altyapımızın son zamanlarda içine düştüğü sıkıntı. Çünkü çok zor oyuncu yetiştirmekteyiz ve çıkanlar da belli bir yerden sonra kendisini geliştirememekte. Altyapımızdaki eksikleri gidermek yerine başka ülkelerin altyapılarından yetişmiş oyuncular transfer ederek sorunu kapatmaya çalışıyoruz. Birkaç sene sonra Fifa bu uygulamaya bir kısıtlama getirirse iyice çıkmaza girebiliriz:
Bu yüzden başarı elde etmek için her yol geçerlidir mantığı güdülmemeli; günü kurtarmak yerine geleceğe yatırımlar yapılmalı ve altyapı sistemimiz her yönüyle tekrardan gözden geçirilmelidir. Bunun içinde bol zamana ve sabra ihtiyaç var.
Ulus devlet kavramının ilk çatırdamasını futbol ve benzeri sporlarda görmekteyiz. Bomsan kurallarının dünya futbolunu sarsması sonucu futbol ve uluslar çok karışmakta. Son olarak da sözü Simon Kuper'in milli takımımız için dediği söz ile bitirelim:

"Avrupa'daki hiçbir ulusal takımda bir başka Avrupa ülkesinde yetişmiş bu kadar oyuncu yok."



Can Metin

30.10.2007 21:55:47
 
Yorum Yaz Arkadaşına Gönder Yazdır Yukarı Çık

Bu habere henüz yorum yazılmamış...




Can Metin Bölümünden Son Yazılar
Devamını Oku 06.08.2008 21:16:59 - HELMUT KLOPFLEISCH
Devamını Oku 27.07.2008 18:32:42 - Taraftarların aramadığı pozisyonlar
Devamını Oku 29.06.2008 23:11:10 - ÇEKİRGE KAÇ KERE SIÇRARSA YUMURTA KAPIYA DAYANIR?
Devamını Oku 26.06.2008 01:25:59 - Punk!
Devamını Oku 30.10.2007 21:55:47 - Milli Takımların Değişen Yüzü
Devamını Oku 06.10.2007 18:27:57 - Amerikan Rüyası
Devamını Oku 21.09.2007 00:39:20 - Litvanyalı Olmak İstiyorum
Devamını Oku 02.09.2007 15:54:12 - Yeşil Sahaların Son Transferi: Azrail
Devamını Oku 27.08.2007 00:49:09 - Futbol Aşkının Şifrelenmesi
Devamını Oku 19.08.2007 01:54:11 - 5 Ağustos: Chelsea - Manchester United
Haberi Değerlendirin
Gereksiz bir haber
Yayınlamanız gerekmezdi
Faydalı bir haber olmuş
Gerekli bir haber
Haberiniz çok çok isabetli
Bu haber için oy kullanan 24 ziyaretçimizin puan ortalaması: 3,88
Haber İşlemleri
Arkadaşına Gönder
Yazdır
Yorum Yaz
Yorumları Oku
Haberi Paylaş
Google Google Live Live MySpace MySpace
Facebook Facebook Delicious Delicious Digg Digg
 
BU GÜZEL GOOGLE'IN BAŞINA BELA OLDU!
BU GÜZEL GOOGLE-IN BAŞINA BELA OLDU! "New York kentindeki o...lar' isimli bir siteye link veren Google'ın başı ünlü modelle belaya girdi...
Bush'u "Ayakkabı Manyağı" Yap!
Bilgisayar kullanıcılarına müjde
0,53 saniyede derlendi.