|
Ceyhun Günal
"Hem suçlu, hem güçlü" olmayı, bir hareket ve siyaset tarzı haline getirenler vardır. Bazıları bu işi iyi yapar. "Hakkıyla" yapar. Her ne kadar yaptıkları iyi bir şey olmasa da, yapış biçimleri iyidir. Bir bakmışsınız, suçluyken mazlum konumuna düşmüş. Bunu iyi yapanlar arasında, laf cambazları vardır. Laf ebeleri veya söz ustaları da denebilir. Bu kişiler sözü, yazıyı o kadar güzel kullanır ki; sürekli haklı çıkar. Etrafındakilerin kafasını karıştırır ve kendi tarafına çekiverir.
Bir de bunu stratejileriyle iyi yapanlar vardır. Bazı politikacılar bu gruba girer. Zaman içinde çevrelerine verdikleri görüntüyü o kadar ustaca dizayn ederler ki; aslında suçlusu olduğu bir çok konuda savcı konumuna geçebilirler.
"Hem suçlu, hem güçlü" tiyatrosunun en kötü oyuncusu ise farklı bir gruptur. Bunlara "hafif" deyimiyle "aymazlar" diyelim. Aslında aymaz diye, etrafında olup bitenin farkında olmayan kimselere deriz. Ama burada kullanabileceğim diğer sıfatlar, bana yol, su, elektrik olarak dönebileceği için bu yazıda bunu tercih ettim. Halk arasında daha değişik kullanımları da mevcut. Bunlar suçlu olduğu zaman, ortada hiç bir şey yokmuş gibi güçlü konumuna geçmeye çabalarlar. Söz ustası değillerdir. İki lafı biraraya getirmeleri bile mucize olanlar nasıl söz ustası olsunlar ki? Stratejist hiç değillerdir. Yanından geçmezler. Bunlar sadece aymazdır evet. Suçludur. Gözünün içine baka baka hiç bir şey olmamış gibi davranır. Soru sormayasın diye de sana soru sormaya başlarlar. Bunlara cevap veremezsin. Aslında vermezsin. Laf ebeliği yapabildiğinden değil, acınası pozisyonundan dolayıdır aslında onu cevapsız, kendisine bırakışın.
Son günlerde Zaman gazetesi her "suçlu" olduğu durumda "güçlüymüş" gibi davranıyor. O "gücü" nereden alıyor bilinmez. Ama AKP iktidarının son bir iki yılında bu işi oldukça abarttıkları bir gerçek. En son "hayali dernekler" olayında, haberlerindeki derneklerin çoğunun varolmadığını kendileri bile bildikleri halde alel acele etrafı suçlamaya başladılar. "Yalan haber yapıyorlar" demeye, basın toplantıları tertip etmeye başladılar. Ne oldu iki gün sonra? Hakikaten de Zaman'ın "Alevi dernekleri başörtüsünü destekliyor" haberindeki derneklerin büyük bölümünün "varolmadığı", bazılarının ise destekten haberi olmadığı ortaya çıktı.
Bugünlerde ne oluyor peki? Yol Televizyonu, İstanbul Ticaret Üniversitesi'ndeki 9 öğrenciye dayanarak, bir "sözde" öğretim üyesinin Alevi kadınları ile "o..." kelimesini yanyana bir benzetmede kullanıldığını iddia ediyor. Ertesi gün ne oluyor? Bu kişi, Alevi sitelerine "sert" yazılar göndererek "iftiraya uğradığını" iddia ediyor, mahkemeye vermekle tehdit ediyor. Hatta bazı siteler yazılarını yayından kaldırıyor. Okuyorsunuz bu arkadaşın "açıklamasını". Yol Televizyonu'nun haberinin "zıttı" bir şeyler göze çarpmıyor. Bu kişi oturmuş, durup dururken, hiç ilgisi yokken, kendi bünyesinin derinliklerinden "Bazı kişiler Alevi deyince o... damgası vuruyor." demiş. Kim o bazı kişiler? Belli değil. Nereden çıktı? Belli değil. Neden sen dersindeki alakasız konuda konuyu Aleviler ve o...luk noktasına getirdin, o da belli değil.
Hayat gayet güzel bunlar için. Önce otur, durup dururken ortaya bir şeyler fırlatıver. Sonra "yanlış anlaşıldım", "iftiraya uğradım" deyip etrafı suçlamaya başla. Alevi sitelerine "sert" tekzipler gönder, mahkemeyle tehdit et.
Dahası var. Bu kişinin "köşeyi kapıp" yazarlık yaptığı gazete de dün, şikayetçi olan 9 öğrenciyi suçlayan bir haber yayınladı. 55 kişilik sınıftan 9 öğrenci şikayetçiymiş. Bak bak bak. Kafa yapısına bak. Bunların demokrasi anlayışı sakat olduğu gibi, hukuk anlayışı da arızalı. 55 kişiden 9 kişi şikayetçi olunca bir değeri olmuyor anlaşılan. Hukuk dediğiniz şey, 60 milyon kişiden 1 kişinin bile hakkının yenmemesi için varolan bir müessese. Sandıkları gibi demokrasinin, adli alandaki yansıması değil. Tam aksine modern hukuk; çoğunluğun azınlığı ezmemesi için varolan bir müessese. O 55 kişilik sınıfta 46 öğrencinin bu kişinin konuşmalarından rahatsız olmaması o öğrencilerin sorunu. Önemli olan 9 öğrencinin rahatsız edilmesi.
Zaman, şimdi bu 9 öğrenciyi hedef gösterme telaşında. Öyle ya. Siz nasıl rahatsız olursunuz? Onlar istediğini söyler, onlar istediğini yapar. Ne de olsa o sınıftaki 46 kişi "onları" destekliyor.
Zaman bu gücü nereden alıyor bilinmez. Verdiği örneklerin, ağzından çıkanların farkında olması gerekirken; Alevi sitelerine "güç gösterisi yapan" bu öğretim görevlisi(!), bu gösterisini yaptığı gücü nereden buluyor bilinmez. Hangi demokrasi, hangi hukuk onlara bu gücü sağlıyor o da bilinmez. Aslında bu olayın faturası konuyu haberleştiren Yol Televizyonu'na çıkarsa ona da hiç mi hiç şaşırmam. Bu ülkede garip şeyler oluyor çünkü. Demokrasi dediğimiz şey, hukuk dediğimiz şey tanınmaz hale geldi. Alevilere kullanılan ağza alınmayacak bir kelime var. İki gündür kimseden bir hareket yok. Ama konuyu haberleştiren Alevi internet siteleri "tekzipler" yiyor; mahkemeyle tehdit ediliyor. Bu komik midir, yoksa baştan aşağı trajik midir, o konuda da fikrim yok. Tek bildiğim şey, birilerinin hem suçlu hem de güçlü olduğu. Bunun sonucunda bu birilerinin bu ülkede istediğini yapabildiği, söyleyebildiği; mağdur olanların ise bir anda sanık haline gelebildiği. İşte bu olay böyle bir örnek. Olay hakkında iki gündür kimsenin sesi çıkmıyor ama olayı haberleştirenler mahkemeyle tehdit ediliyor. Eğer bu olaya sebep veren kişi o üniversitede ve o sınıfta ders vermeye devam ederse hiç şaşırmayacağım. Bu ülkede bu aymazlık öyle bir noktaya geldi ki; beni endişelendiren gazetenin hedef gösterdiği 9 öğrencinin "suçlu" haline getirilip getirilmeyeceği.
Ceyhun Günal
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|