|

Köşe yazısı: Ceyhun Günal, Hülya Avşar'ın baldırındaki selülitlerle ilgili önemli tespitlerde bulunuyor.
Geçen gece karanlığa açtım gözlerimi, kabuslar ve ter içinde. Karanlıkta saate bakmaya çalıştım, nafile. Kalktım, ışığı açtım. Saat 2'ymiş. Tabi bu ahval ve şerait içinde tekrardan tatlı uykulara dalmak nasip olmadı. "Neyse canım" deyip bilgisayar başına oturmuştum ki; sanırım yeni ayıldım ve durumumu farkettim. Stoğumda 1 adet şeker, 1 çay kaşığı kahve, 1 adet de sigara bile yoktu. Ve sabaha daha saatler vardı.
Tabi ki, mecburen daldık kör karanlık gecelere. Yaklaşık 500 metre yürüyüp Avcılar merkezinde bir açık market bulmanın mutluluğuyla, stres dolu gece, biraz huzur vermeye başlamıştı. Lakin çorbacıya yapılan polis yığınağı nedeniyle, yaklaşık 1 saat boyunca çorba içmek kısmet olmayınca yeniden stresim arttı. Evin yolunu tuttum. Eve giderken, bir üst geçitte bir ufaklıkla karşılaştım. Önünde 3-4 "solo" mendil. Ellerini dizlerinin üzerine koymuş, kafasını da ellerinin üzerine, üst geçidin en üst basamağında öylece oturmakta. Seslendim. Duymadı. Peçetenin fiyatını sordum. Kafasını kaldırmadan, "Elli yeni kuruş" diye yanıtladı beni. İki tane aldım, çorba parasını bölüşmüş olduk kendisiyle. Şansıma yolda tamirat yapılan bir büfe buldum ve çorba paramın geri kalanına bisküvi alıp açlığımı yatıştırma fırsatını da yakalamış oldum.
Gece 4'e doğru, stresli ve aç bir geceyi başarılı bir şekilde tamamlamanın mutluluğuyla eve ulaştım. Bisküvilerimi doldurup önüme, bastım uzaktan kumandanın düğmesine. Müzik yayını, tekrarlanan diziler vs. Birinde magazin programı vardı. Stresli gecenin üzerine iyi gelip gelmeyeceğini bilmeden, bıraktım artık kumandayı. Bisküvilerime kavuşmak için içimde dayanılmaz bir istek birikmişti.
Günün gelişmeleri de önemliydi tabi. Tuğba Özay'ın cezaevindeki ilk gününde giydiği don, Bülent Ersoy'un "kocasının" söylediği sözler, Hülya Avşar'ın selülitleri gözükmesin diye üstüne (evet evet bu kelime uygun) geçirdiği bol şortun, onun güzelliğine yakışıp yakışmadığı.
Hatırlarım. Ben daha ortaokulda okuyan bir çocukken, çok tartışılırdı bu konular. Artık tartışılmıyor. Kanıksadık. Televoleler, Laylalar vs. O kadar sıradanlaştı ki bizim için. Yanıbaşımda, daha az evvel, utanmadan sıkılmadan üst geçitte bıraktığım bir çocuk. Gecenin saat ikisinde. Büyüyüp hırsız olacak, kapkaçcı olacak. Kapkaçcı olduğu için toplum tarafından sürekli suçlanacak. Polis yakalayınca, polisin arkasına geçip "Tüü utanmaz" diyerek yüzüne tüküreceğiz. Beş yüz metre ilerde hala vaziyetini koruyor muhtemelen. Kimseyi umursamadan, kimse tarafından umursanmadan. Diğer yanımda, belki birkaç kilometre uzağımda, Hülya Avşar, selülitini de almış, baldırını devirmiş mışıl mışıl uyuyor belki de.
Çıkıp vursam mı kendimi yine karanlık geceye? Peçeteci ufaklığı bulup "sevecen ve duyarlı abi" pozlarına girip nasihat versem; "la bi s.. git başımdan" demesini beklesem mi? Ya da "Lan oğlum. Hülya Avşar'ın baldırındaki selülit kadar değerin yok lan." mı desem kendisine? İyi de, sıradışı bir örnek oldu sanki. Hangimizin var ki o kadar değeri? Koca koca kitaplar yazıp Nobel alan yazarların var mı? Sanatçıların? Dönüp kendime baksam daha iyi olacak. Benim var mı mesela Hülya Avşar'ın baldırcığındaki selülit kadar değerim? Birazdan sabah olacak mesela. Bizim hoca, uykulu uykulu, okudu ezanı. Çıkacağım dışarı. Dolmuşta, işyerinde, akşam eve dönerken Hülya Avşar'ın selüliti kadar saygı görecek miyim insanlardan?
Yok yok. Çok çalışmam lazım.
Ceyhun Günal
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|