|
Ceyhun Günal
Bugün tarihi bir gün yaşadık. Hayır hiç küçümsemeyin. Elbette yarın, olmadı öbür gün tartışmaları bitecek. Etkisi azalacak 1 Mayıs'ın. Ama kapalı gözlerin açılması için "son" fırsat olarak tarihi bir fırsat yaşadık. AKP tarafından icra edilen 2008 1 Mayıs'ı ülkemizin demokrasisine armağan edildi.
Dünyanın hiç bir yerinde; "Ben barışçı bir gösteri düzenleyeceğim." diyene böyle bir yanıt verilmez. Ne yanıt... 3 kişi yan yana gelenin üzerine biber gazları, polis copları. Darbe günleri ile karşılaştırılıyor. Darbede bile 3 kişi yan yana gelene bu muamele yapılmamıştır.
Ama bunlardan önemlisi "kapalı" gözleri açması olacaktır bu 1 Mayıs'ın önemi. Sabah televizyonda Yeni Şafak yazarı Kürşat Bumin'i dinledim. Bumin, kendi gazetesi de dahil, hem İslamcı basının hem de AKP'nin 1 Mayıs tavrını çok net bir biçimde eleştirdi. Bu 1 Mayıs, kendisini "demokrat" olarak, "aydın" olarak konumlandıran insanların AKP'ye bakışını netleştirmeli. Her şeyi ile birlikte.
Çok söyledik. "AKP'nin özgürlük dediğine aldırmayın, demokrasi dediğine aldırmayın. AKP'nin özgürlük anlayışı kendine gelince özgürlük. Başkasına gelince linçten ibaret." diyen dilimizde tüy bitti. İşte AKP en net biçimde gösterdi "linç demokrasisini" bizlere. Öyle lokal, münferit olaylar falan da değil bu. Günler öncesinden açıklamalar yaptılar. "Ayaklar baş olamaz." dediler. "Taksim'e çıkana orantılı güç uygulayacağız." dediler. Kimse şaşırmasın. Açık açık; "Ya benim istediğim gibi kutlarsınız. Ya da linç ederim." dendi işte. Hala çıkıp AKP'ye demokrat diyenleri artık iyi niyetli bulmak mümkün değil.
Bugün gazete yönetip kendisini "demokrat" olarak niteleyen yazarlar. AKP'ye verdiğiniz desteği ne zaman sorgulayacaksınız? İşçiler linç edildi. Sıranın size gelmesini mi bekleyeceksiniz? AKP'ye "kötünün iyisi" diye bakan veya "derin devleti çökertti" diye alkış tutanlar; görmüyor musunuz ki ortada "derin devlet" diye bir sorun değil, "başkasının derin devleti" sorunu var. AKP'nin derin devletle problemi, onun varlığı değil, kendisinin olması, yola gelmesi biçiminde. Görmüyor musunuz ki; AKP'ye tepesi atınca istediğine istediğini yapabilecek zihniyette. Üstelik derin devletten daha beter. Derin devlet en azından "gizleme" ihtiyacı hisseder. Bunlar ona bile gerek duymuyor. "Taksim'e çıkmayacaksın. Benim dediğim gibi olacak. Yoksa ne kural tanırım, ne gelenek. Halk zor duruma düşmüş, şu olmuş, bu olmuş beni ilgilendirmez. Herkes benim söylediğimi yapacak." Bundan öte derin mi var, devlet mi?
DİSK'e sormak gerekiyor. E-muhtıra diye tabir edilen Genelkurmay açıklamasına ilk karşı çıkan kurumlardandı. Elbette kendisine yakışanı yaptı. Elbette tutarlı bir demokrata yakışanı yaptı. Ama şimdi düşününce, insan sormadan da edemiyor: "Bize ne?" Darbe değil, demokrasi olsun istiyoruz ama; şu koşulların darbeden ne farkı var? Darbe koşullarında olsa işçiler, memurlar, sendika yöneticileri daha kötü bir muameleye mi mâruz kalacaktı?
Veya "Benim için türbanlı da, Che tişörtü giyen de aynıdır." diyen Ufuk Uras'a sormak gerek. "AKP gücü elinde bulundurdukça, Che tişörtü giymeyi bırak, 1 Mayıs kutlayabilecek misin Sayın Uras?"
Evet. Darbeyi savunmayalım. Evet. Muhtıralara destek vermeyelim. Elbette demokrasi dışı yollar aramayalım. Ama AKP'yi de savunmayalım. Veya onun rejimini "demokrasi" olarak nitelemeye kalkmayalım. 1 Mayıs 2008 günü bu ülkede demokrasinin D'sini bulanın ellerinden öper, tebrik ederim. Ama umuyorum; 1 Mayıs'ta demokrasinin D'sini arayanlar, bir-iki yıl sonra darbenin D'sini arar hale gelmezler. Onun için darbecilere, darbe özlemcilerine, darbe şakşakçılarına, demokrasi düşmanlarına getirdiğimiz eleştiriyi ve bakış açısını, AKP'den esirgemeyelim.
Ceyhun Günal
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|