|
Ceyhun Günal'ın son makalesi.
Gündem yoğun. O kadar şey yazılıp çizildi ama benim kafama bu soru takıldı, dönüp duruyor. Medya Türüt'ü neden linç etti?
Bu Türüt ve kankası Arif üzerinde pek durmaya gerek yok. Birinin siyasi kimliği belli. Diğeri zaten Arto dengi bir adam. Şu soruyu sormak uygun olabilir: "Arto kaç manşet eder?" Benim tahminim 0.035 civarı. Yani İsmail Türüt, Arto gibi adamlara birkaç punto yeterlidir. En kötü ihtimal magazin dergisine manşet olurlar. Ama bu ülkenin koca koca gazeteleri İsmail Türüt gibi bir adamı günlerce manşet yapıyorsa "Himm. Neymiş be bu Türüt?" demem. Dememek lazım. Ayıp olur, gereksiz olur, hatta saflık olur.
Ne yapmış bu Türütcük? Milliyetçi bir şarkı yazmış. Medyamız buna bozuluyor. Allah allah. İyi de bu ülkede "en baba milliyetçi" medyamız değil miydi zaten? Son 20-25 yılın jeopolitik şartlarına göre kendini yeniden yapılandıran bu medyamız değil miydi? Sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısından önce "milliyetçisini" seven de medyamız değil miydi? Logosunun altına "Türkiye, Türklerindir." yazmayı akıl eden Hürriyetimiz, kırmızı zemin üzerinde duran logosunu Türkiye haritası ve Türk bayrağı üzerine gelecek şekilde yeniden "imagine" eden her gün yenisine uyandığımız Sabahımız değil miydi? Bu ülkede "milliyetçilik" yarışını başlatan, milli duyguları şaha kaldıran, bir yazar "Türklük" hakkında birşey söylese ortalığı inleten de aynı gazeteler, televizyonlardı yanlış hatırlamıyorsam. Bu Türütcük'ü "sanatçı" diye piyasaya süren de biz değildik, gene yanlış şeyettirmiyorsam.
Peki Türütcük neyi yanlış yaptı da, onu buralara kadar getiren, oraya buraya çarpıp biryerlerden düşme beceriksizliklerini "sevimlilik", iki tane kafiyeli kelimeyi alta alta getirme başarısını da "sanatçılık" diye yorumlayıp bize Türütcük'ü "sevimli Karadenizli sanatçı" diye yutturmaya kalkan medyanın gözünden düştü? Hatta gözünden düşmekle de kalkmadı, onu buraya getirenler, deyim yerindeyse "kodun mu" oturttu resmen Türütcük'ü.
"Oturan" Türütcük'ümüz kendisini Arif Abi'sinin yanında buldu. Oralara buralara Arif Abi'siyle gitmeye başladı. Muhtemelen gündemden düşmesiyle birlikte, "kodun mu oturtan" medyamızın gündeminden de düşecek, artık Arif Abi'si gibi sadece ülkücü tayfasının dinlediği bir "şarkı söyleyen insanoğlu" modunda ortalıkta dolaşacaktır.
Peki Allah'ı neydi günahı, Türütcük'ün. Türütcük de herkes gibi "en milliyetçi" olma yarışına tutuşmuştu. Fazladan yaptığı birşey yoktu ki. Hem Türütcük aynı zamanda ülkücüydü. Herkesin milliyetçilik yarışına tutuştuğu "sanat camiasında" elbette en çok milliyetçilik onun hakkıydı. Ama işte temel sorun da buydu zaten. Yurdum medyası, yurdum milliyetçisine bir balans ayarı çekmişti Türütcük'e yaptığı linçle. "Bu memlekette milliyetçilik yapılacaksa, onu da ben yaparım." demeye getirip, Ogün'üyle, bugünüyle gaza gelen, yerinde duramayan yurdumun işsiz, güçsüz, eğitimsiz ve milliyetçi yığınlarına "haddinizi bilin" imasında bulundu. E "sallandıracaksın birini Taksim Meydanı'nda" altın kuralı gereği Türütcük sallandı medya meydanında. Üstelik herkesin yaptığı gibi bir "milliyetçilik" örneği sergilemişti. Ama milliyetçilik topuzundan ürkmeye başlayan medyamız, Türütcük'ün kara kaşına kara gözüne hayran değildi zaten. Kolay lokmaydı. Balans ayarlıktı. Ayarlandı. Kodun mu oturtuldu. İbretlik oldu.
İktidarda bulunanlar, gücü elinde tutanlar her zaman milliyetçiliği sever. Çünkü milliyetçi birey sorgulamaz. Ona "Sen milletini sev, bayrağını sev, vatanını sev. Gerisini ben hallederim." denilir. Ki gerçekten de öyle olur. Sırtındaki çulu alsan sesini çıkarmayan bu yurdum milliyetçisi, "vatan, millet, sakarya" parolasını aldın mı aldığı gazla Viyana kapılarına dahi dayanır. Dolayısıyla düşünsenize. Param olsa, gücüm olsa, holdinglerim, televizyonlarım, gazetelerim olsa; ben de farklı birşey istemezdim evet. Samimiyetimle itiraf edebilirim. Ben senin sırtındaki çulu alayım, ekonomini yöneteyim, paralar benim olsun; vatan elbette senin olabilir. Tabi teorik olarak. Ben televizyonlarıma, gazetelerimle, radyolarımla senin damarına bastığım anda bir "şahlanış" gerçekleştir. Bu vatan için birlik olalım. O gazla bir süre idare ederiz. Gaz bitip "Ya şu bizim maaşlar ne olacak üstad." falan gibisinden sesler duyarsak arada, yeniden bir milli şuura vakıf olup yeni bir milli mesele yaratırız evelallah. Viyana senin, Kardak benim yuvarlanır gideriz mavi gezegenin coğrafyasında.
Ama bir tanecik kuralım olurdu tabi ki. Milli şahlanışın işaretini ben vereceğim. Benim işaretini verdiğimden fazla milli şahlanış faşizm olur. Ayıp olur. Kötü olur. Gazetelerim var, televizyonlarım var. Her bişeyim tamam. İşareti veriyorum. Verdiğim anda o zamanki milli meselemiz açılmış olur. İşareti durdurdum. O anda milli meselemiz sona erer. Koskoca millet yek vücut olur, Youtube'u fetheder, Google'ı bile dize getiririz evelallah.
Kuşkusuz yurdum medyasının Türüt öfkesinin nedeni Hrant Dink değildi. Ki Dink'i, kıytırık bir yerde yazdığı iki satır cümle için "vatan haini" mertebesine yüceltenlerin de aynı medya olduğunu hatırladığımızda bunu açıkca görebiliyoruz. Bizimkilerin derdi, olayın kontrolden çıkabilme potansiyeli. Paramız olunca, gücümüz olunca, medyamız olunca kolayca şahlanışa kaldıracağımız milliyetçi bireyleri severiz lakin; ortalığı karıştırıp pata küte kendi kendilerine çete kuracak tiplemeleri sevmiyoruz tabi ki. Silah yok silah. Silah varsa da kendi kendine kullanmak yok. O silahın nereye döneceği belli olmaz. Karşı tarafın ne yanıt vereceği belli olmaz. Kontrolsüz kavgaların "piyasayı" nasıl etkileyeceği belli olmaz. Bu kadar karışık ve kontrolsüz bir milliyetçiliğin olduğu ülkeye "yabancı sermaye" akışı olmaz. ABD kızar, AB darılır, gürültüden komşular şikayet eder.
Yurdum Türüt'ü. Bu işler öyle televizyon kamerası görünce gevrek gevrek gülmeye benzemez. "Nasıl olsa benim tanıdıklarım var bu televizyonların hepsinde." demekle de halolmaz. Karadeniz-Akdeniz muhabbeti yapıp sempatiklik taslamak zaten para etmez. Milliyetçi şahlanış yapmadan önce, televizyonlardaki abilerinden icazet alacaksın. Eğer bir milliyetçi parça yazılması gerekiyorsa, "Irmağının akışına ölürüm Türkiyem" tadında zararsız bir şarkı senden sipariş edilir. "Yok ben yalnız kovboyum. Kendi başıma çalışırım." havalarına girersen; o çok sevdiğin Gece Kuşu bile kurtaramaz seni ana haber bültenlerinin elinden. Çünkü her ne kadar bütün hayatımız Gece Kuşu kıvamında bir yılışıklığa evriliyor olsa da, siyasi meselelerin kaderi hala ana haber bültenlerinden geçiyor. Ve senin intikal edebileceğin milliyetçi şahlanış seviyesi de o ana haber bültenlerinin izin verdiği kadar.
Ceyhun Günal
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|