|
Ceyhun Günal
Eleştirmek... İyidir. Gereklidir. Geliştirir. Falan filan. Ama hep eleştirmek olmaz. Biraz da "önermek" gerekiyor belki de. O zaman naçizane birşeyler önerelim. Ne konuda? Memleketin köklü bir meselesi konusunda. Sol nasıl kurtulur?
Memleketin gidişatı hiç iç açıcı değil. Bizim "özgürlükçü" aydınlarımızın çizdiği gibi, "demokratikleşen" bir ülke yok karşımızda. Bunu apaçık görebiliyoruz. Tam aksine; gizlice karanlığa sürüklenen bir ülke var. Bu sürüklenme çoğunlukla Menderes dönemini hatırlatıyor. Zira bu konu sıkça da dillendiriliyor. Menderes dönemini görmemiş, yaşamamış olan ben; ancak okuduklarımın yardımıyla karşılaştırabilirim. Bununla bile bu benzerlikleri görebiliyorum.
1950'de iktidar olan DP, büyük oy patlaması yapmıştı. Yıllardır süregelen politikalardan bıkmış olan kitle, "umut" olarak görmüştü DP'yi. Tıpkı 3 Kasım seçimleri öncesi tablo gibi. Ekonomik krizi, esnaf eylemlerini hatırladığımızda aradaki bağlantıyı kurabiliriz.
50'lerin DP'si de sırtını ABD'ye dayamıştı. Büyük biraderle çok iyi ilişkiler kurmuştu. "Türkiye'yi küçük Amerika yapacağız" sözü de Menderes'in kendisine ait. Tayyip Erdoğan'ın ABD ile kurduğu sıkı ilişkilerin benzerliği göze çarpıyor. Ha bizim ülkede, zaten ABD'yle güzel ilişkiler kurmadan biryerlere gelmek de öyle kolay değil.
50'lerin DP'si de az milliyetçi, çok muhafazakar bir partiydi. Zaten sağ parti olmak için bunların birinden, genelde de ikisinden bir miktar bulundurmak gerekiyor. Bizim ülkede en verimlisi muhafazakarlık. Milliyetçilikten de çok olmamak kaydıyla, biraz bulunsa ideal olur. "Siz isterseniz şeriatı da getirirsiniz" diyen Menderes, yerleşik sistemde kaygılar yaratıyordu. Zira aynı durum Erdoğan için de geçerli.
Birçok benzerlikler sıralanabilir. Ama "sonunun" aynı olacağını söyleyenler, biraz saati şaşırmış gibiler. Ne dünya 1960'da kaldı, ne de Türkiye. Yeni dünya düzenine sıkı bir şekilde entegre olmuş bir ülkede artık 27 Mayıs zor.
Bu geriye doğru gidişin tek çözümü demokratik yollardan geçiyor. Olması gereken de bu. Üstelik çok karmaşık stratejiler oluşturmaya falan da gerek yok. Politika üretmektir çözümü.
22 Temmuz seçimleri öncesinde; gerek CHP ileri gelenleri, gerek Cumhuriyet gazetesi yazarları, MHP'ye karşı "küçülten" bir "sevecenlik" sergilediler. İlhan Selçuk, seçimler öncesi öve öve bitiremediği MHP'yi seçimden sonra yerden yere vurdu. Kuşkusuz bu İlhan Selçuk'un ilk hatalı ittifak denemesi değildi. İlhan Selçuk, iyi bir stratejist değil. Ve bence yapması gereken, toplumun karşısına geçip, insanları yanılttığı için özür dilemektir. Aynı özrü CHP ileri gelenleri de dilemelidir.
Peki bu geriye gidişe karşın ne yapmak gerekir diye sorduğumuzda adres belli. Bu gidişatı sağa yamanmaya çalışarak değil, solu toparlamaya çalışarak çözebilirsiniz.
Nasıl toparlanır ki sol? MHP'yle ittifak kurmaya çalışan Deniz Baykal; önce kendi partisi içindeki muhaliflerle ittifak kurmalı. Gerekirse koltuğundan feragat etmeli (Teorik olarak yazdım. Deniz Baykal için böyle birşeyin söz konusu olmayacağını ben de biliyorum). Daha sonra DSP ve SHP gibi diğer sosyal demokrat partilerle birleşmenin önü açılmalı. Aşağı yukarı aynı şeyleri söyleyen, bu kadar partiye gerek yok. Bu kadar ayrı örgütlenmeye gerek yok.
Farklı şeyler söyleyenlerle işbirliği aranıyorsa; daha da sola bakılmalı. Yön ÖDP'ye, TKP'ye çevirilmeli. Şimdi birileri çıkıp bu partilerin %0.x oyu var diyebilir. Ama bu memlekette kimsenin söylemediği birşey var. O da şu ki; sosyalist partiler, yapısı gereği iyi örgütlenir. Genelde oy almak için değil, kitle barındırmak için faaliyet yürüttüklerinden, her zaman hazır kıta bir kitleleri bulunur. Dünyanın her tarafında sosyalist partiler; sendikalarda, üniversitelerde, mahallelerde belli bir kitle gücü barındırırlar. Kitle partilerinde böyle bir kitle gücü genelde olmaz. Bu memlekette milyonlarca kişi CHP'ye oy verebilir. Ama CHP hiçbir zaman sosyalist partiler kadar etkin örgütlenmemiştir, örgütlenemez.
Bunun sonucu olarak; kitlelerle bağınız artar. Bugün kim DİSK, KESK, Tabipler Birliği, Mühendis ve Mimar Odaları Birliği gibi kuruluşlarda CHP'nin büyük etkisi olduğunu söyleyebilir? Hiç kimse. En büyük 3 işçi sendikasından biri DİSK. Diğer ikisi AKP'nin elinde. DİSK'te CHP'nin etkisi nedir? En büyük 3 memur sendikasından biri KESK. Diğerlerinden biri AKP'ye, diğeri MHP'ye yakın. KESK'in üzerinde CHP'nin etkisi nedir? Keza TTB ve TMMOB için de aynı şey geçerli. Bu kuruluşların hangisi üzerinde %20 oy alan CHP, %0.3 oy alan ÖDP'den daha etkilidir? Cevabını verebilecek bir kişi var mı?
Aynı şekilde üniversitelere gittiğinizde orada TKP'yi görürsünüz. %0.3 oy alan TKP kadar üniversitelerde gücü olduğunu iddia edebilir mi CHP? Bu kuruluşları hesaba kattığınızda onbinlerce kişilik bir kitleden söz edilebilir. Belki o kitle, sandıkta gidip yine CHP'ye oyunu veriyor. Ama CHP için çalışmıyor. CHP için birşey yapmıyor. Bugün CHP, DSP, SHP, ÖDP, TKP, DİSK, KESK, TTB, TMMOB yükselen karanlığa karşı senkronize bir ses yükseltse; bu kimin işine yarar bilin bakalım. Ve kimin işine yaramaz?
O yüzden CHP, çözümü sağda aramayı bırakmalı. Yönünü sola çevirmeli. Diğer sosyal demokrat partilere çevirmeli. Sosyalist partilerle birlikte hareket edemiyorsa bile; yıllardır birlikte bile yürüyemiyor. En basiti 3 Şubat'ta Kadıköy'de yine yürüyemedi. 20-30 kişilik bir kitleyle geldi, birlikte yürümeyi başaramadı. CHP diğer sol partilerle ilişkilerini düzeltmeli. Sendikalarla, odalarla ilişkilerini düzeltmeli. Alevi dernekleriyle ilişkilerini düzeltmeli. "Ben %20 oy alıyorum. Kimseye ihtiyacım yok." tavrından kurtulmalı. Hayır! İhtiyacın var. %20 oy verenle bu işler çözülmüyor. Sokaklarda aydınlık bir ülke için çalışan, örgütlenen, ilişki kuran insanlara ihtiyacı var bu ülkenin. Bunu yapmadığınız zaman, yıllardır %20'de takılıp kalıyorsunuz. Ne bir adım ileri, ne bir adım geri. Burada Tuncay Özkan'ı övmeyeceğim ama; şöyle veya böyle adam bireysel imkanlarıyla koskoca CHP'den daha iyi örgütlenme yapıyor. Eğri oturup doğru konuşmakta fayda var.
Sosyalist partilerden bahsetmişken devam edelim. Burada ÖDP ve TKP önemli partiler. ÖDP, 22 Temmuz seçimleriyle meclise genel başkanını göndermenin sarhoşluğunu yaşarken, aslında sonu belirsiz bir maceraya girmenin de şaşkınlığını yaşıyordu. ÖDP; kurduğu ittifaklar gereği türban konusunda, bağımsızlık konusunda, AKP'ye karşı tavır konusunda bir türlü netleşemiyor. ÖDP'nin çok güçlü olduğu özellikle KESK, TMMOB ve TTB, ardından DİSK de bundan nasibini alıyor. TKP ise üniversiteli gençler arasında popüler bir parti olarak karşımıza çıkıyor. Bu partileri oy oranlarına bakıp değerlendirmek, CHP'nin yıllardır içine düştüğü çok büyük bir yanlış. Bu konuyu iyi düşünmeli sosyal demokratlar.
Sosyalist sol ise kafasını kuma gömmeyi artık bırakmalı. Klişe söylemlerden artık kurtulmalı. Şu ayan beyan ortada. AKP asla CHP'den daha iyi değil. Kemalizm de öcü değil. Sosyalist partiler; yıllardır düştükleri tarihsel yanılgıdan kurtulup Kemalizm'in hakkını tekrar teslim etmeliler. Bardağa hep boş taraftan bakma alışkanlığından vazgeçip; bu ülke için Mustafa Kemal'in "ilerici" hedeflerinin olumlu ve gerekli olduğunu görmeliler. Üstelik yarım ağızla falan da değil. Elinize Atatürk posteri alıp sokaklarda dolaşmanız gerekmiyor. Her lafa Atatürk'le başlayıp, her yere Atatürk resmi koymanız da gerekmiyor. Ama haksızlık yapmayı bırakmanız, olumlu ve gerekli yönlerini görmeniz gerekiyor. Yükselen gerici tehdide karşı; Mustafa Kemal'in ilerici, laik ve bağımsız cumhuriyeti hala önemini koruyor. Kemalizm meselesi dışında sosyalist solun etnik milliyetçilik, AB gibi konularda da kafa karışıklığı ve pragmatist hareketlerden kurtulması şart.
"Bu ülkede sol neden güçlenemiyor?" sorularının cevabı da burada yatıyor aslında. Solun 12 Eylül'den beri kendi arasında bozulan ilişkilerinde yatıyor. Sosyalistler; kemalizme karşı anlamsız bir şekilde mesafeyi arttırıyor 12 Eylül'den beri. Sosyal demokratlar ise; toplumun "okuyan" kesiminde çokca taraftar bulup sendika ve odalarda etkin olan sosyalistlerle aradaki mesafeyi arttırarak farkında olmadan büyük bir gücü kaybediyor. Onlardan birincisi aydın diye tabir edebileceğimiz düşünce üreten kesimin desteği. İkincisi örgütlenme gücü.
Çok yazı yazılabilir bu konuyla ilgili. Ama işin özeti şu. Bu ülkenin gidişi ileriye doğru değil, geriye doğru. Aydınlığa doğru da değil, karanlığa doğru. Ve o karanlıktan herhangi birinizin kurtulması pek kolay gözükmüyor. AKP'ye; demokratik yollardan, kavga değil alternatif çıkararak, hamaset değil politika üreterek, iyi örgütlenerek, birlik ve beraberlikle birleşik bir sol seçenekle yanıt vermek gerekiyor.
Ceyhun Günal
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|