|
|
Yaklaşık iki aydır gerek hazırlık turnuvalarında, gerek Euroleague maçlarında, gerekse Beko Basketbol Ligi müsabakalarında kelimelerimle arkasında durmaya çalıştığım ve inandığım takımlardan biri Efes Pilsen. Fakat ben aradaki "7 fark" ı görmek istiyorum. Uzun süredir beklediğim ve izlemeyi arzuladığım bu maçta ise benim görebildiğim fark sadece "1" idi. Bu maçı sıradan normal bir sezon maçının ötesinde önemli kılan faktör ise Efes Pilsen'in Fenerbahçe Ülker'i en son 12 Kasım 2006 tarihinde Abdi İpekçide oynanan lig maçında 83-75 yenmesinin ardından, oynadığı 10 resmi maçta da mağlup edememiş olmasıydı. Efes Pilsen son 10 maçtır rakibi karşısında galibiyet yüzü görememişti. Aslında bu maçın favorisi yoktu. Fakat istatistiklere, Avrupa'da ve Türkiye liginde alınan sonuçlara bakıldığında stres ve baskı altında olan, motivasyonu düşük ve takım olmak adına problemli gözüken taraf Efes Pilsen; rahat olan taraf ise Fenerbahçe idi. Efes Pilsen'i sezon başından beri pota altında ilk defa bu kadar başarılı bir görüntüye bürünmüş gördük. Fenerbahçe Ülker ise aynı alanda Semih Erden, Ömer Aşık, Serhat Çetin ve takıma bir türlü katılamamış Gordan Giricek'in eksikliğinin sahaya olumsuz yansımasını ilk defa bu denli derinden ve şiddetli hissetti. Ligde mağlubiyeti bulunmayan, Euroleague'de de 4'te 3 yapan Fenerbahçe'nin, uzunları savunmadaki zayıflığının ve eksikliğinin yanında içeriye cut eden kısalara karşı zafiyetini fark eden; Efes'in başarılı olmaya çalışan coachu Ergin Ataman, rakibini son derece iyi analiz etmiş. Ve gerek kişisel olarak -hem motivasyon hem de taktiksel açıdan- , gerekse takımını motive etmeyi başararak maça oldukça iyi hazırlanmış bir görüntü çizdi. Fenerbahçe'nin son derece saygı duyduğum ve ekolüne inandığım deneyimli ve kendini ispat etmiş coachu Tanjevic ile Ataman arasında resmen bir taktik savaşı izledik. Bu savaş basketbol severlere keyifli dakikalar ve sürekli mücadele içinde geçen bir maç getirdi. İlk iki periyotta, Efes hızlı hücumlarla etkili olmaya çalıştı. Fenerbahçe ise hücumda çok hızlı top çevirerek Efes savunmasına zaman zaman dur demeyi başardı. Savunma ribauntlarının ertesinde hızlı çıkışlarla sayı bulan taraf genelde Efes Pilsen idi.
Efes Pilsen, özellikle savunmada çok agresif, istekli ve motiveydi. CSKA maçından hatırladığım Efes Pilsen'den sahada iz yoktu. Fenerbahçe'nin topu çember altına indirmesine izin vermeyen Efes Pilsen rakibi sürekli dış atışlara itti. 3. periyotta tam saha baskıya geçen Efes, Fenerbahçe hücumlarını durdurmakta zorluk çekmemesi maçta farkın daha da açılmasını getirdi lacivert beyazlı ekibe. Bu noktada ise Ömer Onan'ı sahada görmek Fenerbahçe taraftarı için ayrı bir sevinçti. Tedavi gördüğü İngiltere'den henüz önceki gün dönen sevgili Ömer, tek bir idmanla maça çıktı. Açıkçası Ömer'in oynamasını sanırım kendisi de dahil, hiç kimse beklemiyordu. Buna rağmen her zamanki gibi, bildiğimiz Ömer'e yaraşır iki muazzam üçlük, üstüne bir pota altı basketi ile farkı 4'e kadar düşürdü. Fakat dış atışlarda sürekli eli boş dönmeye devam eden Fenerbahçeli oyuncular farkın tekrar 10'a kadar yükselmesine neden oldular. Fenerbahçe'nin dış atışlardaki kısırlığından faydalanan Efes Pilsen ise Fenerbahçe'yi sürekli dış atışlara itmeye devam etti. Üç sayı inadından başarısız istatistiklerine rağmen vazgeçmeyen Fenerbahçeli oyuncular Efes Pilsen'e boyun eğince maç sonunda tam 37 tane üçlük denemesi yaptığını gördük. Efes Pilsen'in eline aldığı board da yarattığı setin ve bunun getirdiği kurallara boyun eğen bir Fenerbahçe izledik. Efes Pilsen tarafında çember altındaki Kaya ve Kerem ikilisi galibiyete ismini yazdıran oyuncular oldu. Fenerbahçe'de guard sorunu belki de ilk defa bu maç ile baş gösterdi. Green son derece mütevazi ve başarılı bir oyuncu olmasına rağmen, böyle büyük bir maçta baskı altında çok top alamadı, rastgele atışlar denedi. Kapılan top sonrası fast-break e giderken topu turnikeye bırakıp farkı indirmek yerine, şansını 3'lük olarak kullanınca Fenerbahçe çok büyük bir şans daha kaybetti. Belki de Tanjevic'in hazır olmamasına rağmen Ömer'i sahaya sürmesinin sebebi de bu sorundu. Her koşulda gemisini kurtarmaya çalışan kaptan Damir Mrsic'in kötü gününde olmasının açığını Ömer ile telafi etmek istedi. Giricek'in elini çabuk tutması gerektiğini henüz geçen hafta yazmıştım. Bu maç ile bu konuda ne kadar haklı olduğumu bir kez daha görmüş oldum. F.Bahçe istediği oyunu oynayamamasına, talihsiz bir gününde olmasına, istediği skoru üretememesine ve eksikliklerini ilk defa bu denli hissetmesine rağmen yine de pes eden taraf olmadı ve maçın son dakikasına kadar oyunda dimdik ayakta kalmayı başardı. Özellikle ikinci yarıdaki oyununda pivotları Efes Pilsen'e göre oldukça başarısız olan Fenerbahçe, potadan son derece uzak kaldı. Efes savunmasının çok hareketli ve yardımlaşmalı çalışması zaten Fenerbahçe'nin dar alanda ikilik şut pozisyonları bulmasının tüm kapılarını kapadı. Rakip savunmayı zorlayamayan, kritik anlarda özellikle arka arkaya hatalar ve top kayıpları yapan, hücumlardan eli boş dönen Fenerbahçe'ye bir de faul atışlarındaki isabetsizlikler eklenince mağlubiyet kaçınılmaz oldu. Haftalardır takımının en başarılı isimleri arasında yer alan Mirsad ise, maç sonunda yaptığı özellikle birkaç hata ile hem taraftara hem de Tanjevic ve ekibine saç baş yoldurdu. Tüm sahayı topla tek başına geçtikten sonra rakibinin üstüne çıkması, kritik ve skorun birbirine en yaklaştığı anlarda isabetsiz faul atışları ve elindeki topu neredeyse direk rakibine vermesi bunlardan sadece birkaçıydı. Ki bu kritik pozisyonlar başarılı bir şekilde değerlendirilseydi, tüm olumsuzluklara rağmen Fenerbahçe maçı alabilirdi. Henüz tam oturmamış ve takım olamamış Efes Pilsen'in bu maçı kendi sahasında özellikle kaybetmemesi gerekiyordu. Bu galibiyetin önemi Efes Pilsen için son derece büyüktü. Önlerindeki Real Madrid maçı için hatırı sayılır bir moral oldu. Potada Fenerbahçe Ülker'i yenen Efes Pilsen, 2006'dan bu yana yenemediği rakibinin namaglûp unvanına da bu galibiyetle son verdi. Hatırlar mısınız bilmem; küçükken en çok oynanan oyunlardan biri iki resim arasındaki "7 farkı bulmak" tır. Yazımın başında da dile getirdiğim gibi, kendi değerlendirmem ve birtakım kararlar verebilmem açısından benim heyecanla beklediğim ve önem verdiğim özel bir maçtı. Başarılı sonuca rağmen geçmiş zamanla-bugün arasında ben sadece "1 fark" bulabildim. Oysa oyunu gerçekten tamamlamak ve başarılı olmak için tam "7 fark" bulmamız gerekmez mi?
Ergin Ataman'a ve beraber yol aldığı ekibe kendi adıma 1 ay daha veriyorum ve bu bir ayın sonunda gerçekten o "7 fark" ı görebilmeyi istiyorum.
Yoksa bu koşullarda gerçekten çok zor olacağına olan inancım hala tam. Elimizi çabuk tutmak gerek.
"Time is NOW"
1 ay sonra aynı başlıkta buluşmak üzere...
 
Haber Yorumları (2 adet)
Misafir: kanarya
|
|
sistem
|
| ne sistem kaldı , ne istek vardı, vazgeçmiş bir Fenerbahçe gördüm ben.. bu gidişat kötü. |
| 29.11.2008 01:50:45 |
ajan1907
|
|
tek fark
|
| bence sadece tek fark gösterilebilinir oda mirsad türkoğlunun saçma sapan anlamsız oyunu...nedenini bulmak okadar zor deil aslında biraz dikkatli basket izlıyecileri anlar...olmadi mirsad yakışmadıı üstündeki forma 25 miyon taraftarı olan camiyayı temsil edıyoo...vee o forma kutsaldır nasip olmaz herkese |
| 22.11.2008 04:39:26 |
|
|
|
Haberi Değerlendirin
Bu haber için oy kullanan 15 ziyaretçimizin puan ortalaması: 4,07
|
|