|
Miranda July'ın Sundance'tan Cannes'a birçok festivalden ödülle dönen ilk filmi 'Sen, Ben ve Tanıdığım Herkes', olağanüstü güzellikteki aşk sahnesiyle hafızama kazınmıştı. Bir kadınla bir erkek iki yanı ağaçlıklı bir yolda karşılaşıyor, bir süre yürüdükten sonra da ayrılıyordu. Hepsi bu kadardı ve çok güzeldi!
July, iki insanın yolları kesişmişse eğer, aralarında bir duygu alışverişi olmuşsa, birbirlerini sevmişler, birbirlerine kırılmış ya da öfkelenmişlerse, yani isteyerek ya da istemeyerek 'değmişlerse' birbirlerine; artık aynı kalamayacaklarını, sonsuza dek içlerinde ötekinden bir parçayı taşıyacaklarını anlatıyordu. Aşkın değil ilişkilerin, o da sadece 'düzeyli' olanların önemsendiği, geri kalanlarınsa 'yattık, kalktık, unutalım gitsin' mantığıyla süpürüldüğü bir çağda yaşıyoruz ya, belki o sahneyi bu yüzden çok sevdim ben; ilişkinin değil, etkileşimin, temasın önemini vurguladığı için...
Şöyle... Merakını, cesaretini ve gülme yeteneğini yitirmemiş olan kadın bir hediye paketi gibi sunuyor kendini yeni tanıştığı adama. 'Ağır abi' vaziyetindeki adamsa oralı değil, 'kendini yakmış' biri ya, ikide bir karşısına çıkan kadının 'derdini' anlamazlıktan geliyor, temkinli olmaya sadece kendisinin hakkı var sanıyor.
Kadın şöyle diyor: "Yanlış anlama, seni takip etmiyorum. Arabamı az öteye, Smart Sokağı'na park etmiştim de..."
"Mesele yok" diye cevap veriyor adam, "Yine de fazla ümitlenme, ben arabamı Front Sokağı'na park ettim. Anlayacağın, yolumuz ayrı..."
Kadın bu altı çizilmemiş 'rahat bırak' uyarısını anlıyor, lakin susmayı beceremeyenlerden olduğu için, konuşmayı sürdürüyor: "Hmmm! O halde, köşedeki dondurmacının tabelası, ilişkimizin dönüm noktası olabilir..."
Nasıl yani? "İkili ilişkilerde gün gelir, birlikteliğin sonsuza dek sürmeyeceği idrak edilir. Hayatta olacakları önceden sezdiğin büyük anlar vardır, dondurmacının tabelasını görmek gibi..."
Adam, kararsız, oyuna ayak uydurmayı tercih ediyor: "Evet ama daha oraya gelmedik, henüz birbirimizi delirtmiyoruz."
"Delirtmiyoruz, evet. Endişelenmeye lüzum yok. Dondurmacının tabelası uzakta. Hem evli olup olmadığını bile bilmediğime göre, ileri gitmemeliyim."
"Evli değilim. Karımdan yeni ayrıldım... (Ne dedim ben!) Hay aksi, nerede kaldı şu tabela, 20 sene sürecek mi bu yürüyüş?"
"20 sene, bir hayat... Bu sokak ilişkimizin özetiyse eğer, dondurmacının tabelasını, yaşlanıp öleceğimiz gün gelince göreceğiz demek oluyor bu belki de."
Ne yapacaklarını kestiremediklerinden, tempoyu ağırlaştırarak yürümeye devam ediyorlar... İlişkilerde böyle anlar vardır; ne kalmak istersin, ne de hızlanıp sırra kadem basmak...
Kadın gülümsüyor: "Rahat ol. Günün birinde öleceğimizi bildiğimiz gibi, birazdan dondurmacının tabelasını görüp ayrılacağımızı da biliyoruz. Yine de talihliyiz, upuzun bir 20 sene geçirdik! Birçok kişi bu kadarını söyleyemez, değil mi? "Haklısın, söyleyemez."
"O halde, ölmekten korkmayalım, tamam mı?"
"Tamam."
"Hazır mısın? Ayrılıyoruz."
İşte bu! 2 dakikada 20 sene. Gerçi kadın 'ölümden sonra' da adamın karşısına çıkacak, adam tozu dumana katacak, neler neler olacak...
Ama şimdilik, ayrıldılar!
- Akşam -
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|