|
İnsan Hakları Bildirgesi temel haklarımıza sahip çıkmamız gerektiğini öngörür ya, Fransız edebiyatçı Daniel Pennac, 'Roman Gibi' adlı kitabında, hararetle savunulması gereken başka temel haklarımız da olduğunu söylüyor. 'Okur Hakları' mesela... Pennac'ın görür görmez kesip manifesto olarak duvarıma yapıştırdığım 10 maddesi şöyle:
1) Bir kitabı okumama hakkı.
2) Sayfa atlama hakkı.
3) Bitirmeme hakkı.
4) Yeniden okuma hakkı.
5) Canının istediğini okuma hakkı.
6) 'Bovarizm' yani etkilenme hakkı.
7) Canının istediği yerde okuma hakkı.
8) Çöplenme hakkı.
9) Yüksek sesle okuma hakkı.
10) Susma hakkı.
Hepsini harfiyen uyguluyorum. Bugüne kadar bir sorun yaşamadım.
* * * Şahane bir kitabın sayfaları arasında kaybolmuş vaziyetteyim şimdi ve okur haklarımı kullanmayı aklımın ucundan bile geçirmiyorum. Soluk soluğa okuyor ve hiç bitmesin istiyorum.
'Görgü Tanığı İncir', şık ve lezzetli bir polisiye... Olaylar 1910 yılının Viyana'sında geçiyor. Süslü at arabalarının, maskeli baloların ve ışıklı kafelerin renklendirdiği imparatorluk şehrinde. Freud insan ruhunun karanlığını araştırıyor ama gözleri el yordamıyla yol bulabilecek kadar alışmamış karanlığa, yani henüz çok genç...
Dora adlı kadının cesedi, işkence edilmiş, yakılmış, parçalanmış olarak göl kıyısında bulununca, şehir uykusundan uyanacak, sükûnetin yerini korku, şüphe ve tedirginlik alacak. Sonra sorular sorulacak: Kim, ne zaman, nasıl, nerede, niçin yaptı?
Parmak izi almak mümkün değil o yıllarda, yok öyle bir mevhum... Fotoğraf çekmek bile, kameraların magnezyum pompalarıyla çalışması sebebiyle tehlikeli; ölümle değilse bile birkaç parmağı kaybetmeyle sonuçlanabiliyor. Soruşturmalar 'doğruyu, yanlışı takip ederek bulmak' yöntemiyle çözülüyor. Tarihin ilk ruh çözümlemesi sayılan 'Kriminoloji El Kitabı'nı yanından ayırmayan polis müfettişi durmadan "Bir hata olmalı" diyor kendi kendine, "katil bir şeyi yanlış yapmış ama neyi?"
Müfettişin Çingene asıllı karısı ise, olayı kendi stiliyle çözmeye girişiyor. Yani kadim bilgiler, şehir efsaneleri, rüyalar, büyü formülleri ve tenin gizemleri aracılığıyla; doğanın ve doğaüstünün şifreleriyle... Ona göre hava durumundaki ani değişimler ya da hayvanların tepkileri, görebilen gözler için işaret aslında. Kanıtlardan bir kısmını o buluyor, sözgelişi katilin bir erkek olduğunu... Kurbanın midesinden çıkarılan inciri görünce, "Bu meyvenin ne işi var bu mevsimde" diyor mesela. Soruyor sonra: "Peki, ya cesedin yanında bulunan dışkıya ne demeli?"
İncir herhangi bir meyve değil zira. Havva'nın cinsel kimliğini gizlemek, vücudunun 'hazinelerini' örtmek için yararlandığı yaprak, incir ağacından koparılmamış mıydı? Ve gizlemenin aslında ifşa demek olduğunu kanıtlayan incir bu yüzden zamanla kadın cinselliğinin simgesi haline gelmemiş miydi? Dışkıya gelince, o malum! 'Salo' filminde siyasetin, dinin, asaletin ve entelektüel kibrin temsilcisi dört zorbanın insanları ezmek için onlara kendi pisliklerini yedirişini anlatılıyordu, yani yönetmen Pasolini'nin lugatında dışkı, iktidar demekti. Tahsin Yücel'in çok sevdiğim 'Kumru ile Kumru'sunda ise mafyanın kendi içindeki güç savaşlarında kullandığı en ilkel silahtı. Karısını dışkıyla cezalandıran Sevan Nişanyan ise 'sembolik bir jest' yapmıştı. İyi de, neyi sembolize etmişti?
* * * 'Görgü Tanığı İncir'i çok sevdim. Bir şehrin her köşe başında binlerce hikayenin gizli olduğunu anlatmasını, görünmeyeni araştırmasını ve incir çekirdeğinin hatta bir parça dışkının bile dikkatle okunursa bütün bir dünyayı içerebildiğini keşfetmesini... Aklı simgeleyen polis müfettişiyle ruhu simgeleyen karısının ortak noktasının soru sormak olmasına, birbirlerinin hayatını fark etmeden kolaylaştırmalarına ise bayıldım. Yazar, aklı ruhun baştan çıkardığını, çevremizi sarmalayan işaretlerin gizli dilinin ise ancak akılla ruhun evliliği sayesinde çözüleceğini ima ediyormuş gibi geldi bana.
Not: Bu kitabı okurken, haklarımın pek azından yararlandım. Yani ne sayfa atladım ne de bir kez olsun esnedim.
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|