|
Geçen akşam 'Avrupa Yakası'nı niçin sevdiğimi düşündüm. Yani tamam, her şey çok komik. Gülse Birsel matrak ve lezzetli diyaloglar yazıyor. Sonra birbirinden yetenekli oyuncular şahane işler çıkarıyorlar... Lakin ben 'Avrupa Yakası'nı en çok Dilber Hanım, Volkan, Burhan Altıntop ve Şahika gibi karakterler yüzünden seviyorum. Gülse Birsel öyle bir damar yakalamış ki, söz konusu karakterleri hem neredeyse hangi kokuyu sürdüklerini bilecek kadar iyi tanıyorum, hem de hiç kimseye benzemediklerini şaşırarak görüyorum. Yani dizinin kahramanları hem birer 'tip', hem de 'karakter'...
Benim sevdiğim komik karakterlerin ortak özelliği 'E.T.' olmalarıdır diye yazmıştım bir keresinde. Bu dünyanın kurallarını bilmezler. Bilseler de uygulayacak medeniyet pratikleri yoktur. Ait olmadıkları bir yere uyum sağlamaya ve bu arada kendilerini korumaya çalışan dünya dışı varlıklardır... 'Married with Children'ın Al Bundy'si, Seinfeld'in Kramer'ı, 'Perfect Strangers'ın Balki Bartokomous'u gibi... Avrupa Yakası'nın Volkan'ı gibi...
Ben bir de dizinin tatlı ve temiz mizahını seviyorum. Bütün o üçkağıtçı, güvenilmez, kaba, budala, bencil, rahatsız edici, zevksiz, görgüsüz, çirkin karakterlere bakın... İlk geldiklerinde kaçıp kurtulmak istiyor insan. Fakat sonra muhteşem bir şey oluyor, o karakterlerin güvenilmezleri, kabalıkları, budalalıkları, zevksizlikleri, üçkağıtçılıkları değişmiyor ama siz, onları sevmeye, şefkat duymaya, bağlanmaya başlıyorsunuz.
Sevilmediklerini, hatta hiçbir zaman sevilmeyeceklerini sanan küskün ve bu yüzden de dikenli kişilerin sevilebilir olduklarını görmelerine izin verdiği, onlara bu kadar iyi kalpli davrandığı için de 'Avrupa Yakası' benim favori dizilerimden.
Konuşurken yazan adam
Dizinin belkemiği Volkan'ı canlandıran Ata Demirer'in dönmesine de çok seviniyorum. Kuş sesleri ve Zeki Müren şarkıları eşliğinde kısmen gemi, kısmen meyhane gibi döşediği, valizler, taş plaklar, saka kuşları ve posterlerle dolu rengerenk, 'ruhlu' evinde bir röportaj yapmıştık onunla. Söylediklerinden bazılarını siz de okuyun istiyorum...
Ben eski valizler biriktiriyorum. Ahşap olanları daha çok seviyorum ama, ahşabın derinliği var zira, 'canlı' bir şey... Her haliyle severim; çatlasa, rengi değişse bile cila vurmam. Objeler de insanlar gibi, zamanın yüzlerine yerleştirdiği kırışıklıklar hoş duruyor. Valiz saplantım gitmekle ilgili... Gitmek iyi bir şey! Hayata yeniden başlamak... Tatile çıkmak... Kafayı sıyırıp kaçmak... Bana gitmenin şakasını bile yapmamak lazım, giderim.
Frank Sinatra, tek buzlu Jack Daniels ve şu kahverengi koltuk; ayrılmaz üçlü. Erkek dediğin Frank Sinatra gibi olmalı, O sigara tutuş, bakış, kıyafetlerÖ Sağlam adam. Ben öyle biri değilim, öylelerinin yanındayım sadece, bakıp hayran kalır gibi, imrenerek seyreder gibi... Kadınlar, iktidar, görkem... Bu hikayeler güzel. Bir de Jack! Buzsuz içebildiğin viski iyidir. Pat, bir tane dik kafaya! Yanında biraz soda, Marlboro Lights'ı yapıştır. Matara ve Gitanes da yanımızda taşımaktan zevk aldığımız iki dostumuz. Matara sürpriz yaptırır adama. İçki seven adamın kredi kartıdır. Anında çözüm. Tık tık. Nakit yok üzerinde, ama matara var.
Sadece yalan söylemeyecek adamlar bu odada oturma hakkına sahip. Misafir ağırlamam ben, eve birini alıyorsam, o benim dostumdur artık. Yoksa dışarıda buluşurum. Yatak odası buraya göre daha sahte sayılır. Rahat koltuklar filan var, cinsellik de yaşanır. Burası ise kendi kurallarını koymuş, namahrem bir yer. İskemlede saatler geçirilir, plaklar dinlenir... Orada sen mekâna hâkimsin, burada mekan sana hâkim olur.
Bakın, bu çaldığım makam, Nihavend... Dinleyin, az sonra rahatlayacak müzik. Nihavend ada müziğidir. Bahar akşamı gibidir. Salata ısmarlanır, karidesler gelir, güzel bir kız vardır, yan masadan selam verirler siz. Çapkın makamdır. Hicaz'a geçelim... Şopar mahallesi makamıdır. Kan akar. Kara sevdanın başladığı noktadır, hava değişir birden. Daha beteri de vardır ama; Segah ve Hüzzam... Biraz toprağın altına inelim. Kader yüzünü göstermiştir artık. Dualar, ölü gömmeceler, kurban keserken okunan ilahiler hep Segah'tır. Hüzzam'dan ise çok güzel meyhane şarkıları çıkar. Mazoşizm girmiştir devreye. Kalbime saplanan dikenler hangi güldendir... Dinleyin, bu müzikle yalan söylenebilir mi hiç?
Ata Demirer konuşurken böylesine güzel yazıyorsa, bir gün gerçekten yazdığında onu nasıl zevkle okuruz, değil mi?
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|