|
Slavoj Zizek'ten duydum şu şahane bira reklamının hikayesini: Güzel bir kız yolda yürürken bir kurbağa görüyor ve belli ki çok masal okuduğu, yani kurbağaların hiçbir zaman sadece kurbağa olmadıklarını bildiği için, eğilip onu öpüyor. Çirkin, yeşil yaratığın yakışıklı bir genç adam haline gelmesine şaşırmıyoruz, beklediğimiz bu zaten. Bir ömür boyu mutlu olacaklar, ne güzel! Derken, imdat, güzel kız aniden bir şişe soğuk biraya dönüşüveriyor.
İşte size bir adet kadın ve bir adet erkek.
Kıssadan hisse 1: İnsanın arzuladığını sandığı şey ile gerçekte arzuladığı şey çok başka olabilir.
Kıssadan hisse 2: Kadınların hayalleriyle erkeklerin hayalleri çelişir. Birinde beyaz atlı prens, yani sonsuz aşk vardır, ötekindeyse bir şişe bira, yani geçici hevesler, anlık zevkler... Ve kadın da erkek de karşısındakini daima kendi arzularına, hayallerine göre şekillendirir.
Zizek, ilk önermesinde haklıdır. Kurbağaları bilemem ama insanların labirenti andıran zihinlerinde çoğu zaman kendilerinin bile farkında olmadığı türlü çeşit arzu kol gezer.
İkinci önermesinde de haklı mıdır peki? Elbette. Zira kız, bira şişesine dönüşmese neler yaşanacağını biliyoruz. Kıskançlıklar, gözyaşları, suçlamalar, kavgalar, ihanetler, pes etmeler, yeniden denemeler, hiçbirini becerememeler, panik ataklar, sille tokatlar... Bir yığın gürültü patırtı, en iyi ihtimalle sıkıntı.
Şahsen, hayatı boyunca bir sürü kurbağayı öpmüş biri olarak, bu aşk-meşk meselelerinin nadiren hayırlara vesile olduğunu söyleyebilirim.
Peki, işler nasıl yoluna girecek, asayiş nasıl sağlanacak? Erkeklerin değişmeyeceğini çoktan anladığımıza göre, bence bir an önce bizim değişmemiz gerekiyor. Onları kendi düşlerimize uydurmaya çalışacağımıza, onlarla aynı düşü görmemiz... Kurbağaları güzel genç adamlar yerine bira şişelerine dönüştürmemiz, yani zevk almayı öğrenmemiz...
Denemeye değer. Mesela beni özgür tabiatlı, merak duygusu fazla gelişmiş, hırçınlıkla neşe, isyankârlıkla uysallık arasında dengeyi tutturmakta zorlanan, hata üstüne hata yapsa da denemekten yılmayan kahramanı Isadora Wing'le tanıştırarak kendimi daha az yalnız hissetmemi sağlayan Erica Jong'un harikulade romanı 'Uçuş Korkusu'nda önerdiği yol... Sevgili Erica, zehir gibi zekâsı ve neşeli üslubuyla kadınlara mahsus evlilik hayallerinin karşısına 'zipless fuck' yani 'anında aşk' düşlerini koyarak milletin ezberini sağlam bozmuştu. Hazır kitabın 35. senesi kutlanıyorken, niçin bunu hatırlamayalım?
Bir kadının hiç tanımadığı bir erkekten çiçek alması, pardon sevişmesi denebilecek 'zipless fuck', ideal ilişkinin bir provası da olabilir çünkü.
Öyle ya, kendi tercihleriyle bir araya gelen iki yabancı arasındaki münasebette isimler telaffuz edilmez, telefon numaraları alınıp verilmez. Başka? Hesap sorulmaz, mazeretlere gerek kalmaz, kalpler yaralanmaz, suçluluk duyulmaz, zorbalığa katlanılmaz. Gizli emeller söz konusu değildir, kimse kimsenin gururunu incitmez, pişmanlık yoktur. Bir düş gibi yaşanır her şey.
Kıssadan hisse 3: Şu magandası bol topraklarda kimseyi uçuk kaçık fantaziler denemeye teşvik etmiyorum. Sadece soruyorum: O fantezilerde yabancılara bahşettiğimiz tatlılığı, hafifliği, huzuru hayat arkadaşlarımıza, sevgililerimize, eşlerimize çok görmemiz, sizce de haince değil mi?
- Akşam -
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|