|
Ayşe Arman'ın "Sır disiplin, sır otorite, sır benim!" diyen Muzaffer Kuşhan'la söyleşisi, bir doktorun 'big brother' olarak portresiydi. Her şeyi gören, amiri olduğu zayıflama kampında ondan habersiz sinek uçmasına dahi müsaade etmeyen, rüyasında çikolatalı kek görenleri programdan atmakla tehdit eden şefkatsiz otorite figürü.
Alan razı, satan razıysa, hariçten gazel okumanın manası olmaz. Yine de ben, otorite figürlerinin, hakimiyet alanları dışında etkisiz kaldıklarını söylemeden duramayacağım. Aksi takdirde, Sibel Can, Bülent Ersoy ya da yılda üç kez zayıflayan öteki ünlüler, ha bire kilo almaya devam ederler miydi? Tak diye 26 kilo veren ve etrafında artık 'cazibesiz' kadınlar olsun isteyen 'hanımefendi' sunucu Esra Ceyhan'ın akıbetini de göreceğiz.
Zira iddia ediyorum: Rüyada çikolatalı kek görülmüşse eğer, o kek eninde sonunda afiyetle mideye indirilecektir. Ama zayıflama kampında, ama çıktıktan sonra...
İyi biliyorum, çünkü daha önce ben de defalarca diyet yaptım. Ve o diyetleri defalarca bozdum. Ta ki 1,5 yıl önce, beslenme uzmanı Hale Sofia Schatz'la tanışana kadar...
Hale'den çok şey öğrendim, mesela elimdeki bütün diyet listelerini çöpe atmayı... Sonra yiyeceklerin etiketlerini okumayı, organik besinler tüketmeyi, vücudumu toksinlerden arındırıp enerjimi artıracak kombinasyonlar yapmayı, sebze ve meyveleri yeryüzünün yaşam ritmine uyarak tüketmeyi, yani mutfağa yazın muz, kışın çilek sokmamayı... Öğrendiklerimden en önemlisi de şuydu: Kurallara kayıtsız şartsız itaat etmek yerine vücudumun isteklerine uyarsam, onun bana beni hiç tanımayan bir diyet uzmanından daha doğru şeyler söyleyeceğini görecek, bu yüzden canım çok istiyorsa, bir değil, iki dilim kek bile yiyebilecektim. Sonrasında muhakkak soru sormak şartıyla!
Öyle ya; çikolatalı kek insanın rüyalarına boşu boşuna girmez, tatlı yoksunluğundan daha büyük bir derdin işaretidir... O yüzden rüyada çikolatalı kek görülmüş ve uyandıktan sonra afiyetle mideye indirilmişse eğer, pişmanlık içinde kıvranmak yerine durup düşünmek, neler oluyor diye merak etmek lazımdır.
Diyet listeleri çöpe
Hale, ona başvuranlara daima şu soruyu sorduğunu anlatıyor: Kimi besliyorsunuz? Yemek yerken çoğunlukla kendimizi değil, başkalarını doyuruyoruz aslında, içimizdeki yaralı ruhları... Mesela fıstık ezmeli sandviçi ya da paket paket cipsi hemen, şimdi isteyen şımarık çocukluğumuzu... İçimizde kalabalık bir oyuncu kadrosu var. Karakterimizin incinmiş, kızgın, yalnız, ürkmüş, sevgiye ve ilgiye layık olmayan yanlarına kulak vermediğimizde, seslerini yükselterek çığlık çığlığa taleplerde bulunuyorlar. Gofret, patates kızartması, pilav, alkol...
Eskinin duygusal hikayelerini allayıp pullayıp durmadan gündeme getirdiğimize bakılırsa, her birimiz olağanüstü yetenekli birer hikaye anlatıcısıyız. Konuları değişse de, bu hikayeler hep 'yapamama' ya da 'olamama' temalarını işliyor. Çocukluğumda yeterince ilgi görmedim, o yüzden mutsuzum. Yetenekli değilim, zaten hep hakkımı yediler, o yüzden hayatta istediğim yere gelemedim. Hayat tarzımı bir türlü değiştiremiyorum, o yüzden sağlıksız ve kiloluyum. İlişkilerim kısa süreli oluyor, hep terk ediliyorum, o yüzden yapayalnızım. Final cümlesi değişmiyor: Patlayana kadar yemem lazım! Bu hikayeleri o kadar çok tekrar ediyor ve içlerinde öyle büyük bir başarıyla kayboluyoruz ki, onlara kendimiz bile inanıyoruz.
Hale'ye göre çözüm için anahtar sözcük, 'tercih'. Neden belirli yiyeceklere bağımlı kaldığımızı ve onları yerken gerçekte 'kimi' beslediğimizi keşfedebilirsek, karar verme özgürlüğümüz de oluyor. Ve dert edilecek bir şey kalmıyor.
İnsan, rüyada çikolatalı kek görmüş ve uyanır uyanmaz buzdolabına koşturmuşsa bile kendi kendine sorabilir: İyi ama şimdi bununla kimi besleyeceğim?
* Beslenme ve diyet konularında işe yarar şeyler öğrenmek isteyenlere, Hale Sofia Schatz'ın Sistem Yayıncılık'tan çıkan 'Buddha Size Yemeğe Gelse' adlı nefis kitabını tavsiye ederim.
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|