|
Felsefe aleminin Locke, Hume, Bakunin, Carlyle, Rousseau gibi neredeyse unutulmuş isimleriyle, 'Lost' delisi olduğumdan beri iyice haşır neşirim.
'Lost' şahane bir dizi; kalp atışlarımız hızlandığında zamanın da hızlandığını kanıtlıyor, sinekten yağ, felsefeden aksiyon ve atraksiyon çıkarmayı başarıyor, bunu yaparken de zekamıza hakaret etmiyor. Öte yandan, kültürün bir sanayi dalı haline geldiğini söyleyerek, kâr etmek için pazarlanan ürünlere 'sanat' denmesini eleştiren Adorno da haklı. 'I Love Adorno' tişörtleriyle hava atan gençleri görseydi, bu konuda daha da kararlı olurdu.
* * *
Merak ediyor insan, 'Lost'ta başka felsefeciler de olacak mı diye... Öyle ya; daha bunun Platon'u var, Wittgenstein'ı var, Horkheimer'ı var, var da var!
Üzgünüm, cevabı bilinemeyecek bir soru bu. O yüzden, popüler felsefeci açlığımızı bir miktar bastıracak olan 'Portakalın Aklı Olsa' adlı tatlı ve eğlenceli kitaptan söz edeceğim size. Kapağında Sokrates'i futbol oynarken gösteren bir resim olduğunu söylersem, ilginizi çekebilir.
Ölü felsefecilerin cirit attığı Fikirler Dünyası'nda Sokrates'in yeri sallantıdadır, zira başının belası, ezeli uyumsuz Wittgenstein'la iddiaya girmiştir. Felsefenin insan hayatını güzelleştirebileceğini kanıtlayamazsa, 2109 senelik başkanlığı sona erecektir. Sokrates de, güzel ama ölü asistanı Lila'yı yeryüzüne gönderir, bulduğu en mutsuz insanı getirsin diye... Eh, dünyada mutsuz insan sıkıntısı çekilmemektedir ve Lila'nın tek yapacağı, içlerinden en ortalama olanını seçmektir.
Sıradan ergenlik bunalımlarını dünyanın en mühim sorunları addeden manasız ve sıkıcı Ben Warner, felsefenin parlak yıldızları, önünde sırayla arz-ı endam edip kıyasıya tartışmalara giriştiğinde küçük ölçekli bir şok geçirir. Sonra fikirler arasında kaybola kaybola kendi sorularını sorup kendi cevaplarını aramaya başlar. Ondan beklenen hayatı kenara itip 'seçtiği' yola gittiğinde, okur olarak biz de şunu merak ederiz: Felsefe bizim hayatımızı da Ben'inki kadar soluk kesici bir maceraya dönüştürebilir mi?
* * *
Ne Fikirler Dünyası'nda, ne de 'Lost'ta rastlanabilecek acayip şahsiyetler de yok değil tabii. Mesela büyük Türk düşünürü Deniz Seki... Kült olmaya aday söyleşisinde öyle şeyler söylemiş ki, insanın nutku tutuluyor. "Mesela" diyor, "Erkek arkadaşım beni aldatmış ve ben bunu bilmiyorum. Şüpheleniyorum fakat konduramıyorum da... Kondurma işlemini yüce tanrım hissettiriyor bana."
Kondurma işlemi! Ne demek şimdi bu? Şu demekmiş... Seki, oradan oraya sekmeye, heyecan duymaya başlamışsa; içinde bir şeyler kıpırdanıyorsa, sonra eski erkek arkadaşı onu arayıp duruyorsa, hali hazırdaki zat-ı muhtereme 'geçmiş olsun' demekten başka çare kalmıyormuş. Zira aldatıldığını, kendi gözü dışarıya kayınca anlıyormuş hanımefendi ve muhteremin ipini kesi kesiveriyormuş. Diyor ki; "Ben hiçbir zaman aldatmış olmuyorum böylece."
'Ah, ben var ya ben! Öyle masum, öyle tertemizim ki' diye diye kendini her durumda kendi gözünde aklayan biri, esas kimi kandırıyor sizce?
Sorgulanmamış bir hayat yaşamaya değmezdi,
di mi?
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|