|
Arto Tunçboyacıyan'ı bilen bilir, bilmeyen içinse büyük kayıptır. Arkadaşımdır. Dahası Serj Tankian'la dört-beş gün bir stüdyoya kapanarak doğaçlama ürettikleri 'Serart' adlı albümde yer alan 'Narina', iPod'umun en çok dinlenenler listesinde birkaç ay en üstte durmuştur. Bu hipnotize edici güzellikteki şarkı, düşsel bir Anadolu kasabasında oynanan tavla oyunuyla başlar ama huzur veren nostaljik pul ve zar seslerinin, tatlı rekabet nidalarının ve Arto'yla Jenna Ross'un şiirli vokallerinin yerini çok geçmeden Tankian'ın savaşı anlatan öfkeli çığlığı alacaktır.
Şarkıyı Sezen Aksu da seviyor olmalı ki, 'Bahane' albümünde 'Çile' adıyla söylemişti. Lakin olmamıştı işte! Sihir, tekrarda kaybolan şeydi zira.
"İnsansan, azınlıksın zaten" diyor Ece Temelkuran'ın söyleşisinde Arto. Sonra, yersiz yurtsuzluğunu, dünyanın neresine giderse gitsin içine hep Anadolu'nun havasını çekmek isteyişini dile getirmek için, bana çok dokunan bir şey anlatıyor: "Burada, Erivan'ın 150 km. dışında bir ev yaptırıyorum, niye biliyor musun? İlk geldiğimde bir arkadaşımda kalıyordum. Duvarda müthiş bir dağ resmi vardı. Bu Ermeniler sanatçı adam, dedim içimden. Ne güzel çizmiş dağı! Sabah baktım, meğer resim değilmiş o; pencereden Ağrı görünüyormuş. O gün anladım, neden hep o dağdan bahsediyorlar. Şimdi soruyorum sana: Bir dağa kim daha çok sahiptir? Dağı elinde tutan mı, yoksa dünyanın neresine giderse gitsin kendini ona ait hisseden mi?"
Müziklerine 'düşsel pop' diyen Philadelphialı Bebek'i hatırlıyorum bir de. Beş üyesinden hiçbiri Türk olmayan bu topluluğun adı ilgimi çekmişti ilkin. Hikayelerini öğrenmek için, esas adam Nick Michalopoulos'la konuşmaya vermiştim.
Rum-Ermeni melezi Nick'in annesi Bebek semtinde doğmuş. "Biblo koleksiyonu vardı" diyor, "Hepsini İstanbul'dan buraya taşınırken getirmişti, ona çocukluğunu, gençliğini hatırlatıyorlardı. Karıma, Türkiye'de bu biblolara 'bebek' dendiğini söylemiş. Topluluğa isim ararken bu geldi aklıma. Zaten çalışmalarımı en çok destekleyen kişi annemdi, müzik sevgim de anneannemden miras kalmıştı. Ayrıca adımız da müziğimiz gibi kışkırtıcı ve 'dişi' olsun istiyorduk."
Şarkılarında herkesin paylaştığı duygulardan söz ediyor Bebek; aşk, özlem, terkedilme korkusu, incindiğimizde oluşan ve böylece hayatımızı, geleceğimizi, kaderimizi belirleyen yara izleri... Nick, "1950'lerin İstanbul'unda da, 2000'lerin Philadelphia'sında da duygular aynı" diyor, "Annem bize hep Ermenilerin, Rumların, Yahudilerin Türklerle dost olduğunu, siyasetin ve savaşın insani bağları zayıflatamadığını anlatırdı. Umarım bizim müziğimiz de dinleyicilerimizle aramızda, hiçbir siyasi görüşün zayıflatamayacağı bir bağın oluşmasını sağlayacak güçtedir."
Nick'in anneannesi genç kızlığında Boğaz'ın her iki yakasında çalan udîleri, mesela Udi Hırant'ı dinlermiş. Sesler bir kıyıdan ötekine hoperlörsüz ulaşırmış. Ondan kalan plaklara baktıkça, Nick'in içinde hiç görmediği ama bir parçasıyla kendini ait hissettiği İstanbul'a bir özlem büyüyormuş.
Kim bilir, belki bir gün gelirler, eksik kalmış bir resmi tamamlamak üzere...
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|