|
Frankfurt Kitap Fuarı'nın onur konuğuyuz ya, iki gündür, ne yazık ki fuar alanından başka bir yerini gezemediğim kültür ve sanat şehri Frankfurt'tayım. İşin kötüsü, henüz fuar alanını bile doğru dürüst göremedim.
İki sebepten... Birincisi burası hakikaten devasa bir alan üzerine inşa edilmiş, 25 stayum büyüklüğünde, inanılmaz bir yer. İkincisi bizim Kültür Bakanlığı'nın organizasyonu o kadar sorunlu, bu işle görevlendirilmiş insanlar o kadar dünyadan habersiz ki, anlatamam!
Şimdi 300 edebiyatçıyla, serseri mayınlar gibi turluyoruz. Bildiğimiz tek şey, uyulması zorunlu bir programımız olduğu. Lakin programın içeriğinden görevliler dahil kimse haberdar değil. Örneğin, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün basın toplantısı az sonra başlayacak ve nerede gerçekleştirileceğine dair tam dört ayrı rivayet dolanıyor ortada. Gazetecilere yazılı bir bilgi, bir e-mail veya telefon mesajı geçmeyi de kimse akıl etmiyor. 24 saat ulaşılabileceği söylenen kişilerin telefonlarıysa kapı duvar, yani kati surette açılmıyor.
Anlayacağınız, işlerin hemen her zaman 'yaradana sığınma' yöntemiyle yürüdüğü bir ülkeden geldiğimiz çok belli. Umarım Frankfurt Kitap Fuarı'na gelecekte yine onur konuğu olarak katılırız. 50 yıl sonra... Şimdi prova aşamasındayız.
Küçük medeniyet ayrıntıları
Bu tür küçük medeniyet ayrıntıları, büyük resmin şekillenişi konusunda önemli ipuçlarıdır. Bu yüzden yayıncılığımızın dünyaya açılması, Türk edebiyatının majör ve minör yapıtlarının başka dillere çevrilmesi için bir fırsat olacağı söylenen Frankfurt Kitap Fuarı'ndan doğrusu umutlu değilim.
Yanılıyor da olabilirim tabii, belki gerçekten önemli toplantılar yapılmış, sözleşmeler imzalanmış, birçok Türk yazar tüm dünyadan tercüme teklifleri almıştır. Fakat gazetecilerin olup bitenden haberdar olmaması üzerine kurulu bir organizasyon yürürlükte olduğu için, fazla bir şey öğrenilemiyor. Hem, yazarların da hiçbiri benden farklı farklı düşünmüyor.
Şöyle anlatayım size... İşiniz Almanlarla ise hiç sorun yaşamıyorsunuz. Her soruya cevap alabildiğiniz gibi, size nazik davranılıyor, bir şey öğrenmek istediğiniz için kimse öfleyip pöflemiyor. Türklerin organizasyonlarındaysa 'bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete' hali var.
Ben şimdilik uzun süredir görmediğim insanlarla, dostlarımla karşılaştığım için seviniyorum, hepsi bu.
Pamuk basına da kırgın
Gelelim gazete ve televizyonların göklere çıkartarak anlattığı açılış konuşmalarına, Orhan Pamuk ile Abdullah Gül'ün 'atışması'na...
Pamuk'un konuşmasının ilk bölümü genç yazarlar için mühim ipuçları içeriyordu. "Türkçe bir romanı kimse başka bir dile çevirmez, çevirse bile yabancı bir ülkede kimse merak edip okumaz" yakınmasının yanılgıdan ibaret olduğuna ben de katılıyorum. 'Çok katmanlı, çok kültürlü, tuhaf, zengin ve olağanüstü bir tarihi olan Türkiye gibi bir ülkenin genç yazarları' kabuklarına çekilecekleri yerde 'onları parlak birer yazar haline getirecek' iç seslerini dünyaya duyurmanın yollarını aramalılar.
Öte yandan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül açılış konuşmasında tersini söyledi ama yazmak; düşünce ve sanat üretmek Türkiye'de hakikaten zor iş.
'Madem buradayız, açık açık konuşalım' demeye getiren Pamuk şöyle konuştu: "Devletin yazar ve kitap cezalandırma alışkanlığı hâlâ devam ediyor. Ceza Kanunu'nun 301. maddesi yüzünden sayısız yazar ve gazeteci şu anda mahkemelerde yargılanıyor, mahkum oluyor. Siyasi iktidar sahipleri bütün bu baskılardan memnun olabilirler ama biz, yani Türkiye'nin kültürünü yaratanlar ve izleyenler edebiyatımızın dünyaca tanınmasına mani olan bu baskıları anlamıyoruz. Açıkçası, son yüzyılda kitapların yasaklanması ve yakılması, yazarların hapse atılması, vatan haini ilan edip sürgüne yollanması, öldürülmesi, üstüne üstlük basın tarafından aşağılanması Türk kültürünü zenginleştirmedi, tam aksine fakirleştirdi."
Orhan Pamuk'un Abdullah Gül'e kinayesi aynı zamanda basına da bir kinaye içeriyordu. O minik 'basın tarafından aşağılanma' vurgusunun altında sanırım düşünülmesi gereken birçok şey var. Belki basının da bir parça günah çıkarmasının zamanı gelmiştir.
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|