|
Parçalanmış ailelerin ne geçmişleri ne gelecekleri vardır. Sonsuz bir 'şimdi'den ibarettir hayat onlar için. Ölümü kayıtsızlıkla karşılayabilirler. Yıkılabilecek bir şey kalmamıştır ki!
Öyle bir aileden geldiğim için biliyorum. Babaannemin ölüm haberi geldiğinde, biz görüşmeyeli yirmi yıl olmuştu; babamı dünyaya getirmesi dışında, bir yabancı sayılırdı. Üzülmemiştim bile. Hakkında pek az şey biliyordum, yani sevmek için yeterince sebebim yoktu.
Aylar sonra durup dururken İzmir'e gidip bütün bir günü onun evinde geçirdim. Sararmış fotoğraflara, el işi yatak örtülerine, sedef kakmalı mobilyalara baktım. Sonra yine işlemeli bir bohçada, babaannemin Rodos'ta, gemiye binmeden hemen önce çektirdiği fotoğrafını, Osmanlıca-Rumca yazılı pasaportunu ve gelinliğini buldum. İnsan eski pasaportunu niye saklar diye düşündüm. Demek ki hep dönmek istemişti. Boğazımda bir ağrı hissettim. Toz pembe gelinliği annemin eline tutuşturup soyundum. Tuhaf, kozmik bir andı... Gelinlik yıllardır beni bekliyordu sanki ve nihayet görevinin bittiğine kanaat getirmişti, üzerime geçirdiğim an, bir toz bulutu halinde, parça parça döküldü.
O zaman ağlamaya başladım. Tanısam seveceğimi bildiğim babaannem için... Ailemin mazisini artık öğrenemeyeceğimi idrak ettiğim için... O unutulmuş mazinin yarattığı boşluk hiç kapanmayacağı için...
Fotoğraflarla işlemeli yatak örtüsünü aldım bir tek. 'Kalbim Ege'de Kaldı' diyen Sezen Aksu teskin etti ruhumu. Müziğin böyle şifalı bir etkisi var, evet. Burası tıpkı benim ailem gibi parçalı bir ülke ve bizler, farklı topraklardan gelen, kederi de sevinci de ayrı ayrı yaşayan bir insanlar topluluğuyuz ya; müzik birbirimizi anlamamızı sağlıyor. Eksik parçalar usul usul tamamlanıyor, tutunacak bir dalımız oluyor... Dinlerken hissettiklerimizin adını koyamasak da, bu böyle.
Şimdi mesela Sezen Aksu'nun, zihinlerin çok karışık, geçmişin bulanık, geleceğin belirsiz olduğu bir zamanda yaptığı yeni albümü 'Deniz Yıldızı'nı dinliyorum. Aksu hayatla, düzenle meselesini hiç olmadığı kadar açık seçik ortaya koyuyor. Geçmişe ve geleceğe bakıyor, başta Onno Tunç olmak üzere yitirdiklerini hatırlayarak karanlıkta yolunu bulmaya çalışıyor, toz haline gelmiş hatıraları rüzgara soruyor, başka bir dünyanın mümkünlerini arıyor... Şık şıkıdım 'Menajer' bile ağır şeyler söylüyor. "Herkes helak, bize yeni menajer lazım" sözü eski menajeriyle arasındaki şahsi dargınlıktan fazla bir şeyi, hepimizi ilgilendiren geniş kapsamlı bir memnuniyetsizliği dile getiriyor sanki. Öte yandan "Her insan meyillidir ihanete, cinayete, her insan merhametli ve zalimdir ve gücün suç ortaklığında vicdan ilahi bir takiptir" diyen Aksu bireysel mücadelenin gücünü hatırlatıyor: "Deniz yıldızının hikayesidir hayat, ne kadar kurtarırsan kâr..."
Sezen Aksu müziğiyle, birbirimizi daha çok sevmemiz için bir sebep teşkil ederken bir sürü deniz yıldızının da ruhunu kurtarıyor. Öyle ya; şefkatle sırtımızı okşayacak bir Nubar Terziyan'ımız yok artık belki ama nefes alıp verirken elimizi tutacak bir Sezen Aksu'muz var, neyse ki.
- Akşam -
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|