|

Sivil Toplum Örgütleri ve vatandaşlar gözaltıları protesto etti.
|
Ergenekon operasyonu kapsamında Cumhuriyet Gazetesinin basılarak Ankara temsilcisinin gözaltına alınması, Tercüman Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ufuk Büyükçelebi'nin gözaltına alınması vatandaşların ve sivil toplum kuruluşlarının tepkilerine neden oldu.
Ergenekon operasyonu kapsamında Cumhuriyet Gazetesinin basılarak Ankara temsilcisinin gözaltına alınması, Tercüman Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ufuk Büyükçelebi'nin gözaltına alınması vatandaşların ve sivil toplum kuruluşlarının tepkilerine neden oldu.
TERCÜMAN BÜROSU ÖNÜNDE PROTESTO
İşçi Partisi ve Türkiye Gençlik Birliği üyesi bir grup, Ergenekon soruşturması kapsamında Halka ve Olaylara Tercüman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ufuk Büyükçelebi'nin gözaltına alınmasını protesto etti.
Cumhuriyet gazetesinin önünden yürüyerek Halka ve olaylara Tercüman gazetesi bürosuna gelen grup üyeleri, hükümet aleyhinde sloganlar atarak bir süre bekledi.
Grup adına basın açıklaması yapan İşçi Partisi Genel Sekreter Yardımcısı Bayram Yurtçiçek, soruşturma kapsamında yapılan gözaltılar ve tutuklamaların hukuk dışı olduğunu savundu.
Gözaltına alınan kişilerin yasal süre içerisinde hakim karşısına çıkarılması gerektiğini belirten Yurtçiçek, aksi takdirde soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcıları hakkında yasal soruşturma açılmasını istediklerini ifade etti.
''ABD'nin, Büyük Ortadoğu Projesi'ni, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Fethullah Gülen aracılığıyla, Türk ordusuna ve milli güçlere karşı kullandığını'' ileri süren Yurtçiçek, ''Emperyalist ABD, dünya çapında geriye gidiyor. Her türlü engele karşı Atatürkçü, demokratik, laik, onurlu ve dik başlı Türkiye kurulacaktır'' diye konuştu.
Yurtçiçek, bütün yurtseverleri ''ABD'nin Türkiye, İran, Irak ve Suriye'yi bölme planlarına karşı iş birliğine'' çağırdı.
Grup üyeleri daha sonra sloganlar atarak Tercüman Gazetesi'nin Ankara Bürosu önünden ayrıldı.
SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ, GÖZALTILARI PROTESTO ETTİ
Bazı sivil toplum örgütleri, ''Ergenekon'' soruşturması kapsamında gerçekleştirilen gözaltıları protesto etti.
Cumhuriyet gazetesi Ankara Bürosu önünde toplanan sivil toplum örgütlerinin üyeleri, gözaltıları protesto eden pankartlar açtı ve çeşitli sloganlar attı.
Grup adına açıklama yapan Ulusal Platformlar Güç Birliği Dönem Sözcüsü Bülend Büyükakın, gözaltıların zamanlaması ve uygulanış biçimiyle özellikle Cumhuriyet gazetesi ve Atatürkçü Düşünce Derneği genel merkez ve şubelerinin hedef alındığını savundu. Büyükakın, bunun, ''Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği açısından endişe verici bir gelişme olduğunu'' söyledi.
Büyükakın, ''Ulusumuzu bilgilendirme görevi yapan gazetecilerimize ve demokratik laik Cumhuriyetimize ve sosyal hukuk devletine sahip çıkma görevini yapan arkadaşlarımıza 'darbeci' yakıştırması yapılmasını reddediyoruz'' dedi.
Gözaltına alınanların, ''hakim karşısına çıkartılmaksızın ve neyle suçlandıklarını bilmeksizin, bir yılı aşkın süredir özgürlüklerinden yoksun şekilde tutuklu olduklarını'' öne süren Büyükakın, ''Her fırsatta insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğünden söz edenlerin, yaptıklarını 'çağdaşlığın ve Avrupa Birliğine uyumun gereği' diye sunanların ve aleyhlerine alınan her karara karşı yargımıza saldıranların, bu hukuksuzluk karşısındaki suskunluklarını ve duruşlarını tüm kamuoyunun dikkatine sunuyoruz'' diye konuştu.
Gözaltına alınanların isimlerinin okunmasının ardından katılımcılar, bir ağızdan ''burada'' diye seslendi.
Katılımcılar, suikast sonucu yaşamını yitiren bazı yazar ve bilim adamlarının isimlerinin okunması sırasında da ''yaşıyor'' diye bağırdı.
Protesto sırasında bir günlük gazete de yakıldı.
Grup, aynı zamanda Sivas olaylarının 15. yılı dolayısıyla ölenler anısına saygı duruşunda bulundu ve İstiklal Marşı'nı okudu.
Bu arada, eksi TBMM Başkan Vekili Uluç Gürkan ile eski CHP Genel Sekreteri Adnan Keskin Cumhuriyet gazetesini ziyaret etti.
''BU SORUŞTURMADA SÜRE, OLAĞAN SAYILABİLECEK HER TÜRLÜ ÖLÇÜYÜ AŞMIŞTIR''
İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Mehmet Durakoğlu, ''Ergenekon'' soruşturmasındaki sürenin ''olağan sayılabilecek her türlü ölçüyü aştığını, tutukluluğun da bir tedbir olmaktan çıkarak, giderek infaz edilmekte olan bir cezaya dönüştüğünü'' savundu.
Durakoğlu, İstanbul Barosunda Baro Yönetim Kurulu üyeleriyle düzenlediği basın toplantısında, yaklaşık 13 ay geçmesine rağmen soruşturmayla ilgili gözaltıların devam ettiğini kaydetti.
İstanbul Barosu olarak 22 Martta düzenledikleri basın toplantısında, ''Soruşturmanın süresi açısından ucu açık bir şekilde sürdürüldüğüne ve gizlililik kararı verilmiş olması nedeniyle savunmanın kısıtlandığına'' ilişkin uyarılarda bulunduklarını anımsatan Durakoğlu, ''O tarihte yaptığımız uyarılar doğru değerlendirilseydi, bugün hukuk üzerinden yapılan bir siyasi kavgadan söz etmiyor olacaktık'' dedi.
Durakoğlu, uyarıların dikkate alınmamış olması nedeniyle soruşturmanın hukuksal bağlamda derinleşmiş yeni sorunlar doğurduğuna tanık olunduğunu ifade etti.
''Bu ülkede kimse yargıdan muaf olmamalıdır. Kimse kendisini yargının üzerinde görüp gözetmemelidir. Hele ortada bir suç varsa, kimse yargının adalet oluşturan gücünden kaçmamalıdır'' diyen Durakoğlu, şöyle konuştu:
''Ama kimse de yargıyı kullanarak, hukuksuzluğa yol açmamalıdır. Kimse siyasal beklentilerine yargıyı araç kullanmamalıdır. Yargının evrensel kabule ulaşmış kutsiyetlerinden istifade ederek, kimse ele geçirdiği erki, kendi planlarının parçası olarak düşünmemelidir.
Bu soruşturmada süre olağan sayılabilecek her türlü ölçüyü aşmıştır. Bu soruşturmada, alınan gizlilik kararları nedeniyle savunma devre dışındadır. Bu soruşturmada, tutukluluk tedbir olmaktan çıkmış, giderek infaz edilmekte olan bir cezaya dönüşmüştür.''
Durakoğlu, 13 ay boyunca hakimler tarafından sanıkların tutukluluğunun devamına karar verilirken, bu süre içinde iddianamenin yazılamamış olmasının sorgulanmamasının doğal kabul edilemeyeceğini ifade etti.
Soruşturmanın siyasal özünün giderek hukuksal niteliğinin önüne geçtiğini savunan Durakoğlu, bu durumun, siyasal iktidarın soruşturmaya özel bir ilgi göstermesinden kaynaklandığını öne sürdü.
Bir hukuk kurumu olarak bu durumdan üzüntü duyduklarını dile getiren Durakoğlu, şunları söyledi:
''Soruşturmanın, siyasal iktidarı oluşturan partinin kapatılması için açılan davanın hesaplaşmasına yönelik bir tartışmanın vesilesi haline getirilmesi, soruşturmadaki yönlendirme arzusunun da göstergesidir. Yargı kurum ve organlarının, bir travmadan kaynaklandığı anlaşılan rövanş duygularının tatmin aracı olarak kullanılmasına asla izin verilmemelidir.''
''OPERASYONLAR YAPILIRKEN HİÇBİR SİYASİ ÇIKAR VE PARTİZANLIK GÖZETİLMEMELİ''
DTP Grup Başkanvekili Selahattin Demirtaş, ''Ergenekon'' soruşturması çerçevesinde yapılan operasyonlarda hiçbir siyasi çıkar ve partizanlık gözetilmemesi gerektiğini belirterek, ''Özellikle Hükümet kendi siyasi programı veya kendi siyasi takvimine, ajandasına uygun bir şekilde bu operasyonu yürütmemeli'' dedi.
Demirtaş, TBMM'de Sivas olaylarının 15. yılı nedeniyle düzenlenen basın toplantısında, gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını da yanıtladı. Ergenekon operasyonuyla ilgili bir soru üzerine Demirtaş, Türkiye'de hukuk dışına çıkan kim olursa olsun, kimliği ne olursa olsun, mutlaka yargı karşısında hesap vermesi gerektiğini söyledi.
En üst düzeyde derin örgütlerin üstüne gidilmesi, siyasi sorumlularının ortaya çıkartılması, bütün yapılanmalarının teşhir edilmesinin, Türkiye'nin demokratik geleceği açısından önemli olduğunu vurgulayan Demirtaş, şöyle konuştu:
''Eğer şeffaf, demokratik bir devlet yönetimi isteniyorsa, bunun için mutlaka karanlık örgütlenmelerin, devlet dışı örgütlenmelerinin veya devlete çöreklenmiş örgütlenmelerin tasviye edilmesi lazım. İnsanlar peşinen suçlanmamalı, kamuoyu önünde teşhir edilmemelidir. Savcılar da adil ve hızlı bir şekilde soruşturmayı yürüterek, iddianameyi hazırlamalı ve herkesi tatmin edecek yargılamayı başlatmalıdır.
Ancak bu operasyonlar yapılırken hiçbir siyasi çıkar, partisel çıkar ve partizanlık gözetilmemeli. Özellikle hükümet kendi siyasi programı veya kendi siyasi takvimine, ajandasına uygun bir şekilde bu operasyonu yürütmemeli. Parçalı, kesintili bir şekilde yürüyeceğine bu bu operasyon bir an önce tamamlanmalı. Savcı da iddianamesini bir an önce hazırlayarak davayı açmalı. Eğer dava sürecinde başka sanık ve şüpheliler de ortaya çıkarsa, ucu nereye varırsa varsın, devam edilmeli.''
DTP'li Demirtaş, ''Anayasa Mahkemesinin HAKPAR ile ilgili alacağı kararın, DTP davasını etkileyip etkilemeyeceği'' yönündeki soru üzerine, her davanın kendi özgün koşullarında değerlendirilmesi gerektiğini, hiçbir parti kapatma davasının, DTP'nin kapatma davasına benzemeyeceğini söyledi.
SİVAS OLAYLARI
Basın toplantısına katılan DTP Diyarbakır Milletvekili Gültan Kışanak da Sivas olaylarını bir kez daha Meclis çatısı altında lanetlediklerini söyledi. 15 yıldır her 2 Temmuzda, bu ülkenin yurttaşları olarak Sivas olaylarının gerçek faillerinin adalet önüne çıkartılmasını ve hesap vermesini istediklerini ifade eden Kışanak, ''Halen olayın bütün yönleriyle aydınlatılmaması, dönemin siyasal sorumlularından hesap sorulmaması kamu vicdanını ve toplumsal barışı tehdit eden ikinci bir katliam olarak karşımıza çıkmaktadır. Olayın siyasi sorumluları hakkında hiçbir işlem yapılmamıştır'' dedi.
Sivas olaylarıyla ilgili 2 Temmuzlarda istenenin intikam olmadığını dile getiren Kışanak, şu görüşleri dile getirdi:
''Devletin birinci görevi dini, mezhebi, etnik kökeni, cinsiyeti ne olursa olsun yaşam hakkım korumak ve insanların esenliğini sağlamaktır. Bu nedenledir ki faili meçhul kalan her cinayet başka cinayetlere de cüret oluşturur ve sırf bu nedenle devleti töhmet altında bırakır. Maraş ve Çorum katliamları aydınlatılmış olsaydı Sivas katliamı yaşanmazdı. Sivas katliamı önlenseydi, Gazi katliamı yaşanmaz, Susurluk çetesi oluşmaz faili meçhul cinayetler önlenirdi. Aradan geçen onca yıla rağmen Sivas başta olmak üzere benzer karanlık olaylarla ilgili olarak yürütülen hukuki sürecin kamuoyu vicdanını tatmin edecek bir sonuca ulaşmaması, Alevi yurttaşlarımızın, Kürtlerin, demokratik kamuoyunun adalete ve hukuka olan güvenini sarsmaktadır. Bugün adaletin sağlanması her bir faili meçhul cinayetin aydınlatılması, kaybolan her yurttaşın akıbetinin araştırılması Anayasa'da sosyal hukuk devleti olarak tarif edilen Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin asli görevidir.''
''TÜRKİYE'NİN BU TARTIŞMALARDAN ÇIKMAMIŞ OLMASINI ÜZÜNTÜYLE KARŞILIYORUM''
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Ergenekon soruşturması kapsamındaki tutuklamalarla ilgili olarak, ''Milli iradeye karşı kalkışma girişimleri, iddiaları doğru ise de çok vahim, doğru değilse de çok vahim'' dedi.
TBMM'de gazetecilerin konu ile ilgili sorularını yanıtlayan Günay, Türkiye'nin bu tartışmalardan çıkmamış olmasını üzüntüyle karşıladığını bildirdi.
12 Mart'tan beri benzer tartışmalar yapıldığını belirten Günay, şöyle konuştu:
''Bir kesimde milli iradeye saygısızlık var. Bir kesimde bu tür tutuklama, gözaltı, sorgulama...Türkiye sürekli olarak, 40 yıldır bunları konuşuyor, tartışıyor. 2008 yılına geldik. Artık bunların Türkiye'nin gündeminden tümüyle düşmüş olmasını çok temenni ediyordum. Bizim delikanlılığımız, çocukluğumuz bu tartışmaları izlemekle, bunun bedellerini ödemekle geçti. 2008'e geldik; hala böyle milli iradeye karşı kalkışma girişimleri, iddiaları doğru ise de çok vahim, doğru değilse de bunlar yaşanıyorsa çok vahim. Neresinden bakarsanız çok vahim, çok üzgünüm. Türkiye Cumhuriyeti'nde olgun bir yaşa gelmiş ve devlette bir görev taşıyan bir insan olarak fevkalade üzgünüm, içinde bulunduğumuz ortamdan.''
GAZETELERİN BASILMASI DOĞRU DEĞİLDİR
CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhuriyet gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay'ın Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınmasını eleştirerek, ''Demokrasilerde bir gazetenin polis tarafından basılması, haberleşme aygıtları dahil pek çok belgenin götürülmesi doğru bir olay değildir'' dedi.
CHP grup başkanvekilleri Kılıçdaroğlu ve Kemal Anadol ile CHP İstanbul Milletvekili Bayram Meral, Cumhuriyet gazetesinin Ankara Bürosu'nu ziyaret etti.
Ziyaretin ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Kılıçdaroğlu, Cumhuriyet gazetesine destek amacıyla ziyareti gerçekleştirdiklerini söyledi.
Kılıçdaroğlu, ''Demokrasilerde bir gazetenin polis tarafından basılması, haberleşme aygıtları dahil pek çok belgenin götürülmesi doğru bir olay değildir. Bu konudaki üzüntülerimizi dile getirmek amacıyla Cumhuriyet gazetesini ziyaret ettik. Üzüntülerimizi dile getirdik, bundan sonraki çabalar için de kendilerine destek vereceğimizi söyledik'' diye konuştu.
Bir gazetecinin görüşmede hangi konuların konuşulduğunu sorması üzerine Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
''Sadece sohbet oldu. Sohbetin dışında özel bir ayrıntı zaten onlar da bilmiyorlar. Biz de sormadık zaten. Doğrusu demokrasilerde bir gazetenin basılmasını, Ankara temsilcisinin gözaltına alınmasını kabul etmiyoruz, eğer bu kişiler kaçacaksa belki böyle bir şey, operasyon yapılabilir. Ama bu kişiler Ankara'da yaşıyorlar, evlerine gidip geliyorlar. Her gün gazetelerde, televizyonlarda görünüyorlar. Kendilerinin kaçacakları veya kaçmayacakları yönünde herhangi bir bilgi de söz konusu değil.''
Kılıçdaroğlu, ''bir korku imparatorluğu'' yaratma çabası içinde bulunulduğunu öne sürerek, ''Bunu doğru bulmuyoruz, 21. yüzyıl Türkiyesine de bunu yakıştıramıyoruz'' dedi.
Bir gazetecinin ''İddianamenin hazır olduğu yönünde haberler bulunduğunu hatırlatarak, bu konuda bilgi sahibi olup olmadıklarını'' sorması üzerine de Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
''O konuda dün Sayın Başbakan, iddianamenin sonuna yaklaşıldığı şeklinde bir açıklama yaptı. Tabii bir başbakan, gizlilik alanı olan bir iddianamenin sona geldiğini nereden biliyor. Doğrusunu isterseniz biz de ana muhalefet partisi olarak merak ettik. Sayın Başbakan demek ki bu olayları birinci elden düzenli olarak izliyor veya birinci elden kendilerine bilgi aktarılıyor.''
Kılıçdaroğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ'un görüşmesinde bu konuların gündeme gelip gelmediğinin sorusuna, ''Hayır onu bilmiyoruz. O konuda herhangi bir bilgimiz yok'' yanıtını verdi.
''GERGİN ORTAM BİR AN ÖNCE SONLANDIRILMALI''
BBP Genel Sekreteri Yalçın Topçu, ''Ergenekon'' soruşturması kapsamında kamuoyunun yakından tanıdığı isimlerin gözaltına alınması sonrası oluşan gergin ortamın bir an önce sonlandırılması gerektiğini belirtti.
Topçu, yaptığı yazılı açıklamada, bir süredir kötü sinyaller veren ekonominin, bu operasyonun oluşturduğu olumsuz ortam sonucu daha kötü bir sürece girdiğini ifade etti.
Başta iktidar partisi olmak üzere bütün siyasetçileri sorumlu, duyarlı ve aklıselim içinde hareket etmeye davet eden Topçu, gerginliği yükseltecek açıklama ve fiillerden uzak durulmasını istedi. Topçu, kamuoyunun yakından tanıdığı isimlerin gözaltına alınması sonrasında oluşan gergin ortamın bir an önce sonlandırılması gerektiğini vurguladı.
Ergenekon soruşturmasının normal bir hukuki sürece taşınması ve kimsenin aklında şüphe kalmaması gerektiğini belirten Topçu, ''Hukukla ne şekilde olursa olsun oynamak ateşle oynamak demektir. Mevcut konumundan hareketle hukuka yön verme gayretleri, hem demokratik sistemimizin hem de sosyal huzurumuzun temeline dinamit yerleştirmek demektir'' dedi.
Yargıyı itham altında bırakacak söz ve davranışların demokratik yaşam açısından oldukça sakıncalı bir durum olduğunu anlatan Topçu, Yargının siyasallaşması ve kurumlar arası restleşmenin hem siyasi hayatı kördüğüm haline getireceğini hem de Türkiye'ye ve Türk demokrasisine kabus dolu günler yaşatacağını savundu.
|
02.07.2008 19:55:16
|
Gazeteport
|
|
|
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|