|

Hep tartışılan "Hayata Dönüş Operasyonu" ile ilgili, operasyona katılan bir asker anılarını yazdı. Birgün'den aktarıyoruz:
|
NEZAHAT ALKAN
Emekli Binbaşı Zeki Bingöl'ün, Togar Yayınlarından çıkan, 'Bayrampaşa Cezaevi Gerçeği' isimli kitapta, savcı ve hakimlerin 19 Aralık 2000 tarihinde başlayan ve 12 tutsağın ölümüyle sonuçlanan ve ironik biçimde "Hayata Dönüş" adı verilen operasyon ile ilgili bilgilere 6 yıl 8 aydır neden ulaşamadıkları sorusunu yanıtlandı. Ayrıca öldürmeler sırasında bilinmeyen bir gaz kullanıldığı ortaya çıktı. Yetkililerin, sorumluluk almamak için tutanakları neden imzalamadıkları da kitapta yanıt buluyor.
TUTANAKLARI İMZALAMADILAR
Operasyon tutanağı, Binbaşı Zeki Bingöl'ün yanı sıra, dört bölük komutanı ve cezaevi müdürü tarafından imzalanmış, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı F. Ç. ise tutanak kendisine arz edildiğinde, 'Beyefendi operasyonu ben yapmadım ki" diyerek imzalamamıştı. Cezaevi savcısı F. Ü. de tutanakları imzalamayanlardandı.
Jandarma Genel Komutanlığından Harekat Başkanı Tümgeneral Osman Özbek, operasyon adli dosyasını görmek istedi. Dört klasörlük adli dosya hazırlandı. Asayiş Şube Müdürü Yarbay, Yüzbaşı Z. ve Ümraniye Bölük Komutanı dosyalarla Jandarma Genel Komutanlığı'na gittiler. İlk olarak hapishanelerden sorumlu kurmay Albay A.ile görüştürdüler. Görüşmede Ankara Özel Harekat Komutanı Albay Burhan Ergin de vardı. E., 'Ben, operasyona katılanların isim listesini vermem' diyordu.
Zeki Bingöl tutanak krizini şöyle anlatıyor: "Kızgındı. 'Başta, sizin adınız kayıtlarda geçmeyecek' demişlerdi diye söyleniyordu. Sadece hapishane birliklerinin isimleri savcılığa bildirilecekti. Dosya bu şekilde imzalar ve isimler eksik bir şekilde savcılığa gönderildi. Bu duruma kızan Tabur Komutanı Binbaşı Dursun Ertuğrul da tutanağı imzalamadı. Cezaevi personelinin operasyonla hiçbir ilgisi yoktu ama savcılık onların da isim listesini istemişti. Basında, savcıların imzadan imtina ettikleri haberi yayınlanınca General E.H., Yüzbaşı B'yi çağırdı, nedenini sordu. Tabur komutanını da çağırdılar ve savunmasını aldılar. Operasyona katılan birlikler isimlerini savcıdan saklıyordu. Başsavcı bile imzalamıyordu. Bu çok garipti. Belki de hepsi, DHKP-C den korkuyorlardı." "Operasyon günü Amasya'dan gelen 66. Tugay komutanı general, ilk ölüm haberleri gelmeye başlayınca cezaevinden hemen gitmişti. Yani hiç kimse adının operasyon evraklarında geçmesini istemiyordu. Çünkü öldürülme korkusu vardı. Savcılar kendi yapmaları gereken işi jandarma ve cezaevi idaresine yaptırmış ve sonra da onların yaptıklarının yanlış olduğunu ortaya koyarak böylece tüm kin ve nefretin kolay hedef olan bu kişilere yönlendirilmesi sağlanmış olacaktı. Savcılar, tutulacak tutanakta imza hanesinde isim olmasın demişlerdi. Sicil numarasında da değişiklik yapılabilir demişlerdi. Eğer cezaevine müdahale etmek yanlış ve suç idiyse o zaman emri verenler yargılanmalıydı. Ama yargılanmadan katliamcı ilan edildiler. "
GİZLENEN GÖREV ŞEMASI
Bugüne dek gizlenen, savcılığa dahi verilmeyen görev şeması ve harekat emri de şöyle: "Saat 04.55. Birlikler düzen almış en son bloğa gideceklerdi. Kapalı cezaevinin ana kapısından girerken görevlendirilmiş video çekim ekibi çekime başlamıştı. C blok Çatısında; Elazığ Komando Taburu, B ve D blok arasında; Bayrampaşa Koruma Taburu'nun bir bölüğü C blok bodrumu ve C 19 koğuşu bölgesinde, bir bölüğü cezaevi çevre emniyeti, bir bölüğü tahliyede görevli. Halkalı Komando Taburu; C Blok ile B ile de bloklar arasında kalan iş yurtları ile bahçelerinde. Özel Harekat Birlikleri; C blok malta girişinden itibaren sonuna kadar koridora girmek için hazır halde beklerken, aynı birlikten bir grup çatılardan delik açıp gaz bombası atmak için çatılarda bekliyordu."
Bingöl: Bilinmeyen bir gaz kullanıldı
İNFAZ koruma memurlarının sessizce cezaevinden çıkmaları sağlandı. Başsavcı Çitici'nin son anda isteği üzerine tutuklulara teslim ol çağrısı yapılacaktı. PKK tutukluların koğuşunun önünde biri belirdi. Bağırmaya başladı. Anlaşılan Fer-han Güllü bekliyordu. O esnada bağıran vuruldu. İlk silah patlamıştı. Ayağından vurulan tutuklunun koğuşa alınmasını Ferhan Güllü sağladı. Sol örgüt tutuklular, bu silah sesiyle beraber operasyonun olduğunu anladılar. Artık her yerde silah sesi duyuluyordu. Ateşe verilen bu barikat, koridorda durma imkanı vermiyordu. Askerler gaz maskesi takıyordu ama karbondioksit ve karbon monoksite karşı etkisizdi ve ısıda dayanılmazdı. Dnieper bayan koğuşu yanmaya başladı. İtfaiye hazırlıklı olduğu halde yangın bir türlü sönmüyordu. Birden alevler sönmeye başladı. İtfaiye erlerinden biri, "galiba yanıcı bir madde vardı o sönünce yangını kontrol altına alabildik" diyordu amirine. Silah sesleri devam ediyordu. Direniş sadece DHKP-C ve TİKKO koğuşlarında olmuştu. Tavandaki birlikler gaz atıyorlardı. Amasya 66. Tugay komutanı emir vermiş, bir cins yuvarlak lastik topa benzeyen gaz bombaları getirtmişti. Bunlar birliklere dağıtılıyordu. Gaz bombası bitince çatıdaki birlikler bunları kullanacaktı. Ercan Kartal ve Sadi Özpolat, delinen bahçe duvarından en son çıktılar. Etrafı jandarmayla çevriliydi. Cezaevi önüne geldiklerinde tutuklular, başsavcı ve cezaevi savcısını gördüler ve onlara hitaben slogan attılar.
(Birgün)
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|