|

Birkaç Avustralyalı kadın turist, etrafında onlarca erkek...
Yılbaşı gecesi, yer yine Taksim. Bildik görüntüler ekranlara akmaya başlıyor. Birkaç Avustralyalı kadın turist, etrafında onlarca erkek. Fütursuzca taciz ediliyorlar, çaresizliğin içinde. Bu akıl almaz görüntüler karşısında dehşete düşmemek imkansızdı. Turistler çaresizilik içinde bir eczaneye sığınıyorlar, ama eczanenin camlarını kıracak kadar kendini kaybeden tacizciler, oyunlarına devam ediyorlardı. Sonrasında gelişen olaylar ise bir hayli ilginç. Tacizciler tespit edilip gözaltına alındı. Bir kaç saat sonra ise elini kolunu sallayarak dışarı çıktılar. Cezaları kesilmiş: 57 YTL.
Bu olayları protesto etmek için Feminist Kadınlar, Tak-sim'meydenındaydı. "Sokakları, meydanları ve geceleri" istiyorlardı. Yılbaşı gecesi yaşanan taciz olayına karşı öjkelerini dile getirirken, olaydan sorum olduğuna inandıkları Vali Muammer Güler, polis ve emniyet amirlerinin derhal isti-fa etmeleri gerektiğini özellikle vurguladılar. Herjirsatta yasaları dikkate almayan devlet görevlilerine öfkeli olduklarını ifade eden kadınlar, İstiklal Cadde-si'nde yürüyerek tacize karşı mor kurdelalı iğne dağıttılar. Yürüyüşün ardından Galatasaray Lisesi önünde Feminist Kadınlar adına açıklama yapan Berrin Hotaçıkoğlu, TCK'nın 102. maddesinde net olarak tanımlanan ve alt sınırı 4 yıldan başlanan bir suçun Türkiye'nin gözleri önünde işlendiğini söyleyerek, yetkililerin ve sorumluların sadece izlediklerini anlattı... Tüm yaşanan olayların çerçevesinde sokağa taşan bu gençlerin ve devletin verdiği cezanın arka yüzünü Kaan Arslanoğlu ve Nermin Kaplanla konuştuk...
NERMİN KAPLAN avukat En başta olayın hukuki boyutuyla ele alınışı ve kabahatler kanununa göre 57 şer ytl ödeyip serbest bırakılmaları vahim bir netice,bundan sonra 57 lirayı veren istediğini istediği yerde taciz edip hatta tecavüze yeltenebilir ki yılbaşı gecesi yaşanan olay eczanede kadınları kepenkleri kapatarak saklayan kişinin beyanıyla da böyle yaşanmış durumda,açıkça cezai yaptırımsızlıkla taciz ve tecavüz özendirilmiştir.
Aynı eylemin yürürlükteki ceza yasamızın 102.mad.düzenlenen CİNSEL SALDIRI maddesine göre değerlendirilmesi ve buna göre şüphelilerin 2 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmak üzere yargılanmaları ayrıca aynı maddenin 3.bendinin d fıkrasına göre suçun birden fazla kişi ile birlikte işlenmesi nedeniyle cezanın yarı oranında ağırlaştırılması da mümkündür.
Diğer sosyolojik psikolojik vb. bakımından; hepimizin burada sistem tarafından içine sıkıştı-rıldığımız hayatlar malum,ancak bu tek başına yaşanılanları izah etmeye yetmez,yokluk yoksunluk durumuyla açıklayamıyorum, taciz ve tecavüz cinsel açlık,yoksunluk vs. ile izah edilemez zaten,öncelikle kadın ,gecenin o saatinde sokaklarda dolaşabiliyor ve üstüne üstlükte "yaban-cı"olması ve kendi benzerlerinin de yanında olmasının verdiği cesaretle böylesi bir güruh kendinde bu hakkı görebiliyor,ama yaptıklarının toplumun çoğunluğu açısından kınanmayacağı ve "hoş"görülebileceği hissiyatını da içlerinde taşıyarak bunu yaptıklarını düşünüyorum, bu da erkek egemen zihniyetin küçük dünyalarındaki tezahüründen başka bir şey değildir.
Çözüme dair, sondan başlayayım, öncelikle cezaların caydırıcı olması gerekiyor,ayrıca bizim her fırsatta talep ettiğimiz toplumsal cinsiyet eşitliği fikrinin bu toplumun bütününe ana okullarından başlayarak içselleştirmesinin sağlanması gerekiyor, anne babaların bu bakımdan eğitilmeleri,tüm eğitim materyallerinin buna göre düzenlenmesi, kadınların toplumsal yaşama, siyasal ve kamusal hayata katılımlarının önündeki engellerin kaldırılması, katılımlarını teşvik edecek pozitif ayrımcılık yöntemlerinin kullanılması gibi. Bunların anayasada da yer alması vs. Bunların hiçbirisi bir günde sorunu çözmeyecek ise de geleceğe dair atılması gereken acil adımlardır. Sorunlarımızın kaynağının az çok farkındayız ama hiçbirimiz kurtulmuş kadınlar değiliz, aynı sorunları biz de sokakta ve hayatın diğer alanlarında yaşıyoruz, onun için de kadın mücadelesi içinde yer alıyoruz...
BERRİN HOTAÇIKOĞLU Cinsel saldırıyı "kabahat" olarak nitelendirip 57 liralık para cezasıyla geçiştiren güvenlik sistemine biz kadınlar nasıl güvenebiliriz! Rus asıllı bir kadının tecavüz davasında yabancı uyruklu olmasını gerekçe göstererek suçluların tecavüzden değil sadece fuhuş yaptırmaktan ceza almasını sağlayan; keyfi yorumlarla tayt/kot giydi, "cilveli" konuştu, cinsel ilişkiye girmek istemediği bahaneleriyle kadınları öldüren katillere "haksız tahrik" indirimi uygulayan yargıçlar; kadına yönelik suçlarla ilgili yasaları hiçe sayarak yaptırmışız bırakan bir yargı sistemine biz kadınlar ne kadar güvenebiliriz! Devletin, kadınların sokaklarda istediği saatte istediği, kıyafetle gezebilme özgürlüğünü sağlaması ve koruması gerekir. Devlet görevlileri var olan hukuku da işletmeyerek suça kayıtsız kalarak, taciz ve saldırıyı ve kadın katliamlarını teşvik etmektedir. Kadına yönelik şiddete karşıthğıyla övünen Vali Muammer Güler tüm bu yaşananlardan sorumludur. Bu sorumluğun gereğini yapmalı, kadınların güvenliğini sağlayamadığı için derhal istifa etmelidir! Kamusal alanda gerçekleşen taciz suçlan ile ilgili kovuşturma yapılabilmesi için aranan "şikâyet" koşulu da derhal kaldırılmalıdır. Suça seyirci kalarak ortak olan, yasalarda açıkça belirtilmiş olan cinsel saldırı suçu hakkında zanlılara karşı hiçbir işlemde bulunmayarak görevi ihmal eden polisler ve emniyet amirleri görevden alınmalıdır. Yasaları erkekler lehine geçersiz kılan, cinsel taciz ve saldırıyı kabahat olarak değerlendiren yetkililer hakkında derhal soruşturma açılmalıdır. Türkiye feminist hareketinin cinsel taciz ve saldırıya karşı sembolü olan mor iğnelerimizle yeniden sokaklardayız. Erkeklerin egemenliklerini yıkmak, bedenimize sahip çıkmak için; mücadeleyle kazandığımız TCK maddelerinin uygulanması için ve "Kadının yeri evidir" anlayışının, kadınların üstündeki baskının ve denetimin güçlendirilmesine karşı, bu olayların takipçisi olacağız; geceleri de, sokakları da, meydanları da terk etmeyeceğiz.
* * * Toplum vicdanı zayıflıyor KAAN ARSLANOĞLU PSİKİYATR KALABALIK ortamlarda suça ve ahlak dışı davranışlara daha çok rastlandığı psikolojide öteden beri bilinen bir gerçek. Çünkü burada sürü ruhu devreye giriyor. Bu iki yönlü, hem birbirini teşvik etme, cesaretlenme durumu ortaya çıkıyor, hem oluşan kollektif suç kim vurduya gidiyor. Yani bu eylem topluca da yapılsa, kalabalık içinde bir grup insanca da yapılsa, bunun kimin tarafından yapıldığı zor anlaşılıyor. Karanlık da başka bir etken. Örneğin sporda taraftar saldırganlığının akşam maçlarında daha çok arttığı gösterilmiş. Kalabalık ve karanlık, eylemi yapanın kimliğini gizliyor diye düşünülüyor. Başka deyişle bunlar alkol etkisi yaratıyor. Alkol deyince aklıma geldi, alınan alkol de kişiyi her türlü davranışta cesaretlendiriyor. Elbette kişinin içinde yapılan eylem her neyse o doğrultuda güçlü bir itki yoksa bunların hiçbiri ortaya çıkmaz. Burada ele aldığımız cinsel taciz. Demek ki o kişilerde belirgin bir cinsel açlık ve bunu sapıkça bir yolla giderme doğrultusunda bir özellik bulunuyor.
Her toplumda her dönemde böyle kişiler bulunur bulunmasına, ama konu bu tür davranışlar ve kişiler artıyor mu, azalıyor mu sorusuna geliyor. Bence belirgin şekilde artıyor. Nasıl kapkaç artıyorsa, trafikte birbirine saygısızlık, insana ve yaşama saygısızlık ve kazalar artıyorsa, cinsel suçlar da artıyor. Bunun pek çok nedeni var, ama ben birkaçından bahsedeceğim. Toplum vicdanı giderek zayıflıyor. Toplumsal kültür çürüyor. Toplum kötü şeyleri özendiriyor, pek az cezalandırıyor. Eğitim eğitim denir ya hep, aslında eğitim okulda öğretilenden çok toplumun öğrettiğidir. Toplum da bunu özendirerek, ödüllendirerek ve cezalandırarak yapar.
Medyamız yerli yersiz her konuda cinselliği öne çıkarıyor. Playboyluğu, saldırgan, cinsel saldırgan erkek tavrını, bir tür fahişeliği sürekli teşvik ediyor. Yarışma programlarıyla, magazin haberleriyle, dizilerle. Cinsel organını tutarak şarkı söyleyenlerin bolca gösterildiği yabancı küpleri getirin mesela aklınıza. Toplum artık bu tür saygısız, terbiyesiz davranışları yeterince ayıplamıyor, bunları marifet gibi kabul eden çevre giderek genişliyor. Cezalar da komik boyutlarda. Evet, bir daha yap anlamına geliyor birçok ceza. Özgürlük kavrayışımız çok tuhaflaştı. Toplumun ödül ve ceza düzeneklerinin çalışmadığı bir ortamda ne özgürlük olabilir, ne de eğitim.
Bu son olayda bir İranlının medyada öne çıkması ise bir tesadüf değil. Bu bir Türk vatandaşı olsaydı böyle kolay röportaj yapamazlardı. O derece terbiyesiz bir vatandaşımız gazetecilere de saldırırdı çünkü. Çünkü bizim toplumumuzda terbiyesizlik yükselen değer. Bu bir hastalık mı? Hocamız bize hep derdi ki, terbiyesizlik başka, hastalık başka. Psikiyatrik hastalıklar toplumda ayrıca artıyor, ama bu artan ahlaksızlık. Bunun çözümü de büyük ölçüde siyasidir.
(BirGün)
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|