Milliyet Gazetesinden Devrim Sevimay
Alevilerin ruhani önderlerinden Postnişin Veliyettin Ulusoy ile 05.01.2009
tarihinde bir röportaj yaptı, röportajın tamamına o tarihli milliyet sayfasından
erişmeniz mümkün. Ben, aleviler arasında tartışılması gereken bazı hususları
tartışmaya açmak için Veliyettin bey'in bazı soru cevaplarını aşağıya alarak bu
konulardaki görüşlerimi aktarmaya çalışacağım. (Gazeteci Devrim Sevimay'ın
soruları DS başlığıyla, Veliyettin bey'in VU başlığıyla, Benim yorumlarım ise
kalın karakterlerle ve HÖ başlığıyla yazılmıştır)
-DS- Ehlibeyt'i nasıl anlatırsınız?
VU-
Peygamber, Hz. Ali, Hz. Fatma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin… Ehlibeyt deyince bu
çekirdek beş kişiyi ve onlardan gelenleri anlarız. Zaten kelime anlamı "ev
halkı" demek. Peygamberimiz vedasında "Sizlere Kuranı ve bir de Ehlibeytimi
emanet ediyorum" der. Ehlibeyt Alevi Bektaşiler için çok önemlidir. Ehlibeytsiz
bir Alevilik olmaz.
HÖ - Ehlibeyt'ten
kasıt Peygamberimiz sırasında, o yüzyılda yaşamış peygamber ailesi ise bu aileye
tüm Müslüman dünyasının saygı duyduğu kesindir. Ancak burada, Veliyettin bey'in,
Fermani Altun, İzzettin Doğan 'ın kastettikleri yaşayan ehlibeyt soyundan
geldiğini iddia eden kişilerin alevi toplumunun doğal ruhbani temsilcisi
oldukları ima ediliyorsa bunu kabul etmek mümkünmüdür. Alevileri bir soydan
geldiğini iddia eden kişiler mi idare edecektir. Bu Fermani Altun veya İzzettin
Doğan veya Veliyettin bey mi olmak zorundadır ? Demokratik bir seçim yoluyla,
veya hükümet atamasıyla değil de soya dayalı bir tercihle mi önderimizi
belirleyeceğiz. Kim daha ehlibeyt soyundan geliyor kan testi mi yapacağız ?
Aleviler bu şekilde sunnilerden daha gerici bir anlayışı savunur duruma
düşmeyecekler mi? Sunnilerin Diyanet İşleri Başkanı bile hükümet tarafından
atanıyor ve devletin bir memuru statüsünde ? Diyanet işleri başkanı Danıştay'ın
verdiği bir kararla ilgili olarak '' Bana sordunuz mu'' demişti de aleviler ve
aydınlar olarak ne kadar tepkimizi çekmişti. İlerde, tartışmasız olarak, sıf
ehlibey soyundan geldikleri için (Öyle iddia ediyorlar, kan testi yapacak
değiliz) alevilerin ruhani lideri olacak kişinin de bu şekilde bilime ve
demokrasiye aykırı görüşlerine hoşgörü mü göstereceğiz. Bu sonuç ülkemizi alevi
şeriatına, sunni şeriatına, Yahudi şeriatına ve bu şeriat liderlerinin
çatışmasına götürmez mi?
-DS - Bu "yol" İslam içi midir, İslam dışı
mı?
VU
- Bu çok saçma bir tartışma konusudur, çünkü biz "on iki imamları" andığımızda
onlar kimdir? Peygamber kimdir? Hacı Bektaş Veli kimdir? Bunların hepsi İslam. O
halde kimse Alevilik İslam'ın dışında diyemez. Bunu dediğiniz zaman siz Alevi
Bektaşiliğe sadece dışarıdan bakmışsınız demektir. Bugün Alevilerin yüzde 99.9'u
da İslam'ın içinde olduğunu bilir, "Elhamdülillah Müslümanız, Aleviyiz,
Bektaşiyiz" derler. "Allah Muhammed Ali" diye bir üçleme vardır.
HÖ - Kimse Alevilik
islamın dışındadır diyemez diye buyuruyor Veliyettin bey. Peki yüzyıllardır,
sunniler Hac'cı, Namazı, Camiiyi, Ramazanı kabul etmeyen, kadınlı erkekli
birlikte semah dönen Alevileri red etmediler mi ? Böyle Müslümanlık olmaz
demediler mi? Hala red etmiyorlar mı? Hala şunu söylüyorlar, Ehlibeyti biz de
seviyoruz, biz de saygılıyız, ancak sizin yolunuz yanlış, camiye gelmeden, namaz
kılmadan, Ramazanı tutmadan, Hacca gitmeden Müslüman olunmaz. Hala cem evlerini
Müslümanların ibadethanesi olarak kabul etmiyorlar. Ezber bozmanın zamanı,
gerçeklerle yüzleşmenin zamanı gelmedimi ?
Diğer yandan bu
görüşün doğru olup olmadığına aleviler tartışarak mı karar verecek yoksa biri
aleviler adına kestirip atacak mı?Son
sözü bir post sahibi mi söyleyecek, ben siz, milyonlarca tüm diğer alevi
dostlarımız neci ? (Doktoru, mühendisi, profösörü, uzmanı, teknisyeni, yazarı,
çizeri, edebiyatçısı, milyonlarca emekçisi, sendikacısı sivil toplum önderleri
değersiz görüşlere sahip insanlar ve onların görüşü önemsiz mi?)
Aleviler,
Alevilik islamın içindemidir, dışındamıdır sorusuna cevap vermeye adeta
itilmiştir ve artık bu soruna her iki tarafı da susturacak ve sorunu çözecek bir
cevap bulmak zorundadır.
İslam nedir,
uygulandığı yerler nerelerdir, diye sorduğumuzda, Aleviler dışında gerek
hristiyan dünyası ve gerekse islam dünyası, İslam ülkesi olarak Arap ülkelerini,
islam olarak ise bu ülkelerdeki dini uygulamaları göstereceklerdir. Bu gün
dünyanın neresinde, hangi inanca bağlı olursa olsun insanlara islamı
sorduğunuzda, tanımladıkları çerçeve, maalesef sunni veya şii İslam çerçevesi
olmaktadır. Türkiyede vatandaşlarımızın yaygın olarak yaşadığı İslam, Türkiye
dışında yaşanan İslam ile birebir aynı olmamakta, kadınlar dini bakımdan eksik,
gizlenmesi, saklanması gereken varlıklar olarak algılanmamaktadır. (Bence bu
fark Anadolu islamı yani Alevilik farkından dolayı gelmektedir)
Sorun şudur.
İslam'ın geçerli olduğu ülkelerin neredeyse tamamında,(Hatta ülkemizde,
sunnilerin çoğu tarafından) alevi uygulamaları (Hacca gitmeme, Ramazan orucunu
tutmama, camiye gitmeme, namaz kılmama, içkiyi helal sayma, kadın erkek birlikte
ibadet, cem ayini vs) İslam dışı uygulama olarak kabul edilmekte.
Peki, Alevilerin,
kendilerini İslam içinde görmesi, sunnilerin görüşlerini değiştirmekte midir ?
maalesef hayır., Sunniler Alevilere, bizim gibi olacaksan biz de aleviyiz, yok
farklı olacaksan bu İslam değil demekte ısrar etmekte.
Sorunun çözümü
açısından, aleviler önce soruyu kendilerine şu şekilde sormalı ve cevabını
vermelidir. Alevilerin yaşadıkları inanç uygulamalarının, sunniler tarafından,
islamın dışında olarak değerlendirilmesi, Aleviliği değiştirmektemidir ?
Aleviler bu durumda neden aşağılandıklarını düşünmekteler ?
Altın madeni
değerli bir metaldir, kimyasal olarak, toplumun ve dünyanın özelliklerini
bildiği bir değerli metal. Altın'a dünyada bazı kesimlerin başka bir ad vermesi,
altın'a ait olmayan bazı özellikleri altın'a yüklemesi altın'ın özelliklerini
değiştirmez. Yani, Alevilerle ilgili sunnilerin görüşü Aleviliğin özünü de
değerini de itibarını da değiştirmez. Dolayısıyla, Aleviliğin islamın dışında
veya içinde olması Alevilik inancı açısından olumsuz bir etki yaratamaz. Aksine,
aleviler yüzyıllardır, sunnilerin iddialarına karşı mücadele ederken her iki
taraf gereksiz yere gerilmekte ve sürtüşmekte.
Ancak herne
hikmetse, Cem Vakfı ,Ehlibeyt vakfı, Sn. İzzettin Doğan, Fermani Altun,
Veliyettin Ulusoy ve Reha Çamuroğlu, aleviliğin islam içinde olduğunu hararetle
savunmakta, aykırı görüşlere saldırmaktalar. Bunun anlaşılabilir bir gerekçesi
yok. Aleviliğin özü değişmediğine göre, müslümanlığı temsil ettiğini söyleyen
büyük ezici çoğunluğun alevileri islam dışı saymasının, aleviliğe kaybettirdiği
hiçbirşey yoktur (Tersine batıda islamofobi gittikçe büyümekte ve maalesef İslam
dünyası batı devletlerinin sinsi politikalarına da alet olarak körükörüne bu
fobiyi haklı kılacak eylemlerini arttırmakta.
İslamiyetin
dünyada bir prestiji vardır da aleviler İslam dışı olunca bu prestiji mi
kaybedecekler. Tam tersine, alevilerin, mevcut islamiyetten farklı olduklarını
ortaya koydukları oranda dünya milletlerindeki prestijleri yükselecek, imajları
farklılaşacak ve AİHM'e müracaatlarında iddiaları haklılık kazanacak. (Sunniler
AİHM'i stratejik olarak kullanıyor, Aleviler neden kullanmasın)
Körler sağırlar
birbirini ağırlar misali, Alevilerin kendi kendilerine, Alevilik islamın özüdür
diye propoganda yapmasının alevilere bir faydasının olduğunu söylemek ne kadar
doğrudur ?. Aleviliğin, islamın içinde veya dışında olmasının, türk ulusunun
birliği açısından bir risk oluşturup oluşturmadığını da incelersek, çok dinli,
çok kültürlü, değişik etnisitedeki insanların oluşturduğu, adeta bir kültür
mozayiği olan ülkemizde alevilerin hiçbir zaman ayrılıkçı olmadığını görürüz. Bu
yazının başından beri, yazarın belirttiği husus, Aleviliğin sunniler tarafından
algılanışıyla ilgilidir, yoksa Aleviliğin inanç değerlerinin değişimi ile ilgili
değildir. Aleviler hiçbir zaman ayrımcılığı desteklememiştir, bundan sonra da
desteklemeyecekler, bu konuda bazı etnik ayrımcı oyunlara ve tuzaklara da
düşmeyeceklerdir.
AB' nin desteğini
alacak stratejiler geliştirmek, bunun için AİHM'e müracaat dahil, sunnilerin ne
kadar hakkıysa (AİHM' e Cumhurbaşkanımızın eşi dahil birçok türban müracaatı,
Alevilerin zorunlu din dersi ile ilgili müracaatı) Alevilerin de hakkıdır. Eğer,
Aleviliğin islamın dışında olması, AB nezdinde Alevilerin işini
kolaylaştıracaksa bu önermeyi daha baştan red etmenin stratejik olarak hata
olacağına inananlardan biri olduğumu belirtmek zorundayım.
Sunniler,
Alevilerin dini inancını İslam içinde kabul etmiyorlarsa, AB de bu pozisyonun
Alevilerin işini kolaylaştıracağı öngörülüyorsa, Alevilerin bu pozisyonu
tartışarak stratejilerini buna göre geliştirmesi daha mantıklı değilmlidir ?
- DS - "Mürşit" kimdir?
VU
- Benim gibi postnişinlere "mürşit" deniyor, ama bana göre biz sadece o görevi
karınca kararınca yürütmeye çalışan insanlarız. Bence mürşit sadece Hz. Ali ve
Hacı Bektaş Veli'dir.
HÖ - Burada
Veliyettin bey doğru davranıyor ve kendisinin (Veya İzzettin Doğan'ın, Fermani
Altun'un doğal önder (Murşit, yol gösterici ) Olamayacağını ifade ediyor. Bu
nedenle Veliyettin bey İzzettin Doğan ve Fermani Altun dan farklı davranıyor ve
demokrasiyi işaret ediyor. Bu açıdan Veliyettin beye saygı duymamak elde değil.
- Dede maaş aldığı anda "Rıza şehri"nden
çıkar, "dünyalı" olur
- DS - Dedeleri kim atıyor, kim kontrol
ediyor?
VU
- Dedelerin yıllık görgüsünü Hacı Bektaş Veli Dergahı yapar. Eğer dede yola
karşı suç işlemişse görevden alınır ve cezasını çekse bile bir daha dedelik
görevi yapamaz.
HÖ - İşte, Zayıf
noktalardan, Alevilerin görmek istemediği temel sorunlardan bir tanesi daha.
Dedeler toplumun din işlerini karşılayacak, onlara hitap edebilecek,
merasimlerde gerekli ritüelleri saygı duyulacak bir estetik ile ve bilgiyle
yerine getirecek seviyelerde midir ? Buna evet demek mümkün müdür. Gerekli din
eğitimi almış kaç tane dede vardır ? Dedeleri atayan, görevden alan, disipline
aykırı, ahlaka aykırı davranışları takip eden ve değerlendiren bir makam
olduğunu sanmıyorum. Dolayısıyla, Dedelik makamlarının İmam'a eşdeğer olacak
şekilde belirlenmesi, İmam Hatip liseleri gibi Dede Okulları (Liseleri) nın da
açılması ve Alevilerin bu eksiğinin giderilmesi şarttır. Ancak her ne hikmetse
aleviler bu eksiklerini gündeme getirmiyorlar ancak Dedelerin Diyanette yer
almasını, dedelere post makam, maaş, lojman verilmesini talep edebiliyorlar. Bu
talebin hükümet tarafından kabul edilmesi durumunda oluşacak yapının ne tür
tuzaklara yol açacağı derinlemesine tartışılmıyor.
-DS - Dedenin cem yapmak dışında diğer
işleri nelerdir?
VU
- Dini liderliği dışındaki görevleri bundan hiç aşağıya değildir. Mesela
devletin halka vermek zorunda olduğu hizmetlerin çoğunu biz Osmanlı döneminde
dedelerden almışızdır. Sırasında doktor sırasında öğretmen olurlar. Dedeler bu
yolu bu güne kadar getiren büyük insanlar.
HÖ - Veliyettin
bey, burada yine bana göre iyi niyet ile, ancak yanlış bir görüş bildiriyor.
Dedeler bugüne kadar sırasında doktor sırasında öğretmen olmuşlar (Yani, bazı
sunni üfürükçüler gibi insanları tedavi ediyorlarmış) da vatandaş olarak bizim
haberimiz olmamış. 52 yaşında bir mühendis olarak ben belki 40 senedir
dedelerden bu şekilde bir hizmet almadığım gibi böyle bir hizmet de beklemedim.
Alevilerin dedelerden beklediği, cenazelerin kaldırılması sırasındaki ritüeller,
mevlütler, ölülerin ardından okunacak 40. Gün vs gibi anma, dua okuma
ritüelleri, Semah ritüelleri gibi dini birtakım prosedürleri yerine
getirmeleridir. Doktorluk, öğretmenlik değildir. Böyle düşünmek Alevilerin
yüzlerce yıl evvelki basit toplumsal yapıda olduklarını ima etmek olur ki bu tüm
Alevileri aşağılamak anlamına gelir.
En az 100 bin dede var
- DS - Peki, bunun adına maaş yerine
"proje bazlı destek" dense bir şey değişir mi, Sait Yazıcıoğlu öyle diyor?..
VU
- Bu aynı şeye benziyor; faizi almıyorlar ama adına başka bir şey deyip paradan
gelir elde ediyorlar. Onun gibi bir şey olur bu da.
Eğer bize yardım edeceklerse bize kendi
yerlerimizi versinler. Artı aynı öbür vatandaşlara yapıldığı gibi imar planında
inanç için ayrılan yerlerden bize de versinler. Fakat bunun içersine Diyanet'i
karıştırmasınlar. Diyanette temsil edilmek demek Başbakanın emrinde bir memur
olmak demektir. Yani Başbakan bana diyecek ki "Sen ancak şunları öğretirsin,
bunları öğretemezsin" ben de onları yapacağım. Olur mu öyle şey? Hem zaten
devlet elini çeksin inançtan. Devlet ne bize ne de diğer inançlardan olanlara
bir kuruş versin. Laik bir devlette Diyanet olmaz. İnançlara aynı uzaklıkta
olsunlar. Bu ideal çözüm bizim için.
HÖ - Veliyettin
bey'i bu aydınlık görüşü nedeniyle tebrik etmemek mümkün mü?
Alevilere diyanetten pay
verilirse, Ermeniler Yahudiler kiliselerine sinegoglarına pay istemeyecekler mi
? Devlet bu payları vermediğinde devletimizi AİHM de mahkum ettirecek yeni
problemler ortaya çıkmayacak mı ?
Ayrıca, Bu paylar hangi
kıstaslara göre verilecek, Alevilerin, hristiyanların, Yahudilerin, ateistlerin
sayımı mı yapılıyor ki herkesin kabul edebileceği bir oran oluşsun ve bu orana
göre Alevilere veya diğer gruplara pay verilebilsin. (Ateistler veya deistler
AİHM e gidebilir ve diyanet bütçesinin toplam bütçeye oranı kadar kendi
ödeyecekleri vergilerde indirim isteyebilecekler)
Bu aşamada pay verilebilmesi
için sayım yapılması zorunlu hale gelecektir. Çünki ülkemizdeki Alevilerin (Ve
yahudilerin ve hristiyanların ve deistlerin) sayısı belli değildir. İnsanların
dini açıdan ayrıştırılarak nüfus cüzdanlarına işlenmesi zorunluluğu ortaya
çıkacak ikinci aşama Türk, kürt, laz, Çerkez gibi etnik farklılıkların da
kimliklere işlenmesi talep edilecek ve artık bu yoldan geri dönülme imkanı da
olmayacaktır. Yani değerli okurlar, devlet eliyle sürgit sürecek bir kavga
süreci başlatılmış olacak ve bu süreci bugüne kadar devletin birliğini savunan
aleviler tetiklemiş olacak.
- DS - Peki, ama asıl o zaman (Diyanet
kaldırıldığında) laiklik tehlikeye girmez mi, din tarikatların eline kalmaz mı?
VU - Acaba şimdi tarikatların elinde değil mi?
HÖ - Veliyettin bey
yine doğruyu tesbit ediyor. Devletin görevi dine, etnik ayrıma karışmak
değildir. Devlet tüm ırklara, tüm dini gruplara eşit mesafede olmak zorundadır.
Dolayısıyla Diyanet gibi bir örgütün mevcudiyeti kabul edilemez.
-DS - Peki Alevilik şu anda hangi
çağını yaşıyor sizce?
VU
- Öldürmekle
bitmeyeceğimiz anlaşıldı, cana yönelik tehditler önceki yüzyıllara göre çok
azaldı, örgütlenmeler başladı, ama aslında Alevilik en tehlikeli dönemini
yaşıyor. Çünkü birincisi bugün biz inancımızı uyguluyoruz dersek yanlış olur,
aslında biz taklitçilik yapıyoruz. Giderek esastan uzaklaştık, şekilciliğe doğru
hızla bir gidiş var. Bu bizim için çok büyük bir tehlike. İkincisi, birtakım
kişiler bizi asimile etmek istiyor. Diyanet başta geliyor, sonra Gülen cemaati,
İran, Avrupa'da Katolik kilisesi. Bunların hepsi bizi kendilerine benzetmeye
çalışıyor. Üçüncüsü de, bize aslında "Gelin bir masanın etrafında söyleyin, ne
istiyorsunuz" dense biz karar vermekte epey zorlanırız, çünkü birlik yok.
HÖ - Veliyettin bey
tehlikeleri kısmen görüyor. Doğru ve sağduyulu bir davranışla diyanetten pay
istemiyor diyanet'in kaldırılmasını talep ediyor.
Bir büyük alevi
kurultayı yaparak, bu sorunların demokratik olarak tartışılması, çözümlerinin
araştırılması gerekmektedir. Alevilerin kararı Türkiyenin geleceğini, birliğini
en çok etkileyecek, şekillendireck bir karardır, sadece Alevileri değil bu
ülkenin birliğini bütünlüğünü savunan aydınlık görüşlü her türk vatandaşını da
fazlasıyla ilgilendirmektedir,ilgilendirmelidir.
Hikmet Öztürk