Artık bir şeyler değişiyor...  
Anasayfa Künye Reklam Arama
Haberler Video Haber RH+ Röportaj Yazarlar
 
 

Çok Okunanlar

Son Yorumlananlar
Devamını Oku Gündüz polis gece hayat kadını!
Devamını Oku Flaş! İşte İslamcı Medya'yı Bozan Röportaj!
Devamını Oku Flaş! Mahir Çayan da Ergenekon Üyesiymiş!
Devamını Oku Flaş! İBDA-C, Fethullah Gülen'e Cephe Aldı!
Devamını Oku İstanbul ÇGD'den Hayat Tv'ye Destek

ÜYE GİRİŞİ

Kullanıcı Adı
Şifre

Üye Olayım

Şifremi Unuttum

Sitemiz
Mozilla Firefox
Internet Explorer
Opera
Safari
ile test edilmiştir.



RSS / XML
RSS / XML
EkleBunu RSS Ekle Butonu


Anasayfa> Kültür - Sanat> Fuat Uğur, Sayım Çınar'a Konuştu
 Fuat Uğur, Sayım Çınar'a Konuştu

Fuat Uğur, Sayım Çınar'a Konuştu
Yazarımız Fuat Uğur, Renkhaber ekibinden Sayım Çınar'a konuştu.




Atv Haber Genel Yayın Yönetmenliğine getirilen Fuat Uğur, 'Yalnız Ruhlara Elma Şekeri' adlı kitabıyla ilgili ilk söyleşiyi , Sayım Çınar'a verdi.

Şüphesiz her insanın kozmozda bıraktığı bir iz var. Kimilerine, parlak ve ışıltılı çizgileri takip ederek ulaşabilirsiniz. Bazı izler ise gecenin zifiri karanlığından size ses verir. Bu kimi zaman bir imdat çığlığıdır, kiminde de aşkı yitirmiş olanların.Yazar Fuat Uğur, Yalnız Ruhlara Elma Şekeri'nde parlak ve ışıltılı izler bırakan hayatları değil, derin ve karanlık kuytulara sır olarak dökülmüş öyküleri bulup çıkarmaya adamış kendini.Eğlenceli ve şamatacı bir masalı anlatırmışcasına dile gelen sarsıcı trajedilerin, insanın içine sindire sindire işleyen acısını hissetmemek mümkün değil bu öykülerde. Daha doğrusu, sıradanmış gibi görünen ilişkilerin gerisindeki karmaşık ve çarpıcı sıradışılığın etkisi, şifası sonradan hissedilecek olan acı bir şurup gibi insan ruhunu onarıyor. Bunun içindir ki yazarın kitaba adını varan "Yalnız Ruhlara Elma Şekeri" öyküsündeki kahramanı ateşle oynamanın hayattaki karşılığını kendisine ağır bir bedel olarak ödeten babasıyla yüzleşemeyerek geceye sığınıyor. Onun zifiri karanlıkta bir tek dostu vardır. Fuat Uğur öykülerindeki olağandışı hayatları ve kahramanları inanılması güç bir olağanlıkla aktarırken, okuyucuyu da adeta kendi hayatlarıyla yüzleşmeye çağırıyor


Yalnız Ruhlara Elma Şekeri, adlı öykü kitabınız İyi İnsanlar yayınevinden
yayımladı. Öyküleriniz,azınlıkta kalanların tehlikeli yolculuklarına davet ediyor bizleri.Türkiye'de azınlık denildiğinde aklınıza kimler geliyor?

Azınlık kavramı Türkiye'de bir dönem yalnızca Lozan anlaşmasıyla garanti altına alınan farklı dinlere mensup ekalliyetlerle anılırdı. Daha sonra çeşitli etnisitelerden de azınlık diye söz edilir oldu. Oysa günümüzde biliyoruz ki toplum hayatında kendini ifade etme imkanı bulamayan, toplum içindeki yeri eşit ilişki temellerinde yükselmeyen, hukuksal anlamda da eşitliği garantilenmeyen herkes azınlık. Dünyada da kabul edilen tanımlama biçimi aşağı yukarı böyle. Bu bakımdan bırakın Ermenileri, Rumları, Yahudileri, Kürtleri, Çerkesleri ve Lazları, eşcinseller, kadınlar, engelliler de azınlık kategorisinde yer almakta. Öykülerimdeki azınlıklarda ise yukarıda sıraladıklarımın hepsi var. Ancak onlar sorunlarıyla değil yaşadıklarıyla yer alıyorlar bu öykülerde. Daha doğru bir deyişle öykülerde özel olarak bir azınlık sorunsalı ele alınmış değil.

Atv Haber Haber Yayın Yönetmenliğine getirildiniz. Bu kitaptaki öykülerin televizyon dünyasıyla olan ilişkisinden bahseder misiniz?

Aslına bakılırsa kitabın ikinci bölümündeki öyküler İZAA yani KAYIP başlığı altında toplanıyor. Bu öykülerin tam da sorunuzda ifade ettiğiniz gibi doğrudan doğruya televizyon dünyasıyla ilgisi var. Çünkü 1993 yılında ATV televizyonu için çektiğimiz Kayıp Aranıyor programı bu bakımdan beni insan hikayeleri hazinesi ile baş başa bıraktı. Kayıp başvurularındaki acı öyküler, yakınlarını kaybedenlerin o tarifsiz kederleri beni öylesine etkiledi ki o zaman karar vermiştim kayıpların hikayelerini yazmaya. Aslında o kadar çok konu vardı ki yazacak, ben aralarından beni çok etkileyen 5'ini seçtim. Kayıp hikayelerini "öncesi" ve "sonrası" diye ikiye ayırdım. Öncesi olayın ana iskeleti üzerine bina edilen tamamen kurgulanmış bir öyküden oluşuyor, Sonrası bölümü ise kaybolanların gerçek tanıklıklarına dayalı, haber dilinden dönüştürülmüş bir anlatımı içeriyor. Yani başa dönersek, kitabımdaki öykülerin mesleğimle kesişen bir noktası var.

Sizin öykülerinizde hayatın içinden çok şey var. Edebiyat dünyasında kendinizi nasıl konumlandırıyorsunuz?

Beni öykü yazmaya yönlendiren ve yüreklendiren arkadaşım Semih Gümüş'ün bir sözü var: "Türkiye'de yayınlanan hikayelerde insanlar konuşmuyor" der… Semih'in öykülerimi sevmesi ve desteklemesi bu yüzdendi. Bana göre hikayeciliğin en zor yanı da bu olmalı. Her birinde ayrı kimlikler oluşturup, onların ruhuna sinerek konuşmak, konuşturmak insan zihninde bölünmeler yaratma pahasına gerçekleşebiliyor ancak. Her öykü bittiğinde, bu yüzden ruhen çırılçıplak kalmış gibi hissederim kendimi. Bir edebiyatçı olmayı hedeflediğime göre yaptığımın edebî yanını ihmal ettiğim anlamına gelmiyor bu. Bu anlamda kendimi Sait Faik, Orhan Kemal, Adnan Özyalçıner, Orhan Duru gibi edebiyat dünyasının seçkin isimlerine yakın hissederim.

Öykülerinizi nasıl yazıyorsunuz? Öykülerinizdeki hayatın geçtiği yerleri özlüyor musunuz? Bazı öyküleriniz Samsun'da geçiyor örneğin.

Samsun doğup büyüdüğüm, hayatı biriktirmeye başladığım müstesna bir şehir. Eski haliyle daha güzeldi, tenhaydı, samimiydi tabii. Ama bunun çok önemi yok, her geçmiş zamanın, herkeste ayrı bir yeri vardır mutlaka. Samsun'la ilgili birçok anı, hikayelerimin içindeki çeşitli yerlerde kendini gösteriyor bu yüzden. Ancak öykülerimi okuyan birçok yakınımdan ve dostumdan aldığım tepki şu oldu:

Fuat Uğur, Sayım Çınar'a Konuştu



"Bu kadar ayrıksı, marjinal kimlikler nasıl olur da bir Anadolu kentinde rahatlıkla kendilerine yaşam alanı bulup topluma karışabiliyorlar?"

Bu çok şaşırtıcı gelmişti onlara. Oysa gerçekti. Edebiyatçı dostlarımdan biri Samsun'la ilgili anlattığım olaylardan birini dinleyince bana "sanki Samsun değil de Paris'i, Monmartre'ı anlatıyorsun" diye takılmıştı. Zaten hep şunu söylerim, hayatın kendisi, hikayelerdekinden daha acımasız ve çarpıdır çoğu kez.

Sessiz, derin ve abartısız yazan bir yazarsınız. Cici/Yalnız Ruhlara Elma şekeri, Ablanız Kalede Golleriniz Filede, Evine Geç Gelen Adam adlı öyküleriniz dizi bile olabilir, değil mi?

Evet açıkçası bunu ben de düşündüm. Hatta Cici/Yalnız Ruhlara Elma Şekeri adlı kitaba adını da veren öykümün film senaryosu bile hazır. Diğer adını zikrettiğiniz hikayelerde de aynı tadı bulmanız bir tesadüf değil. Çünkü hepsi de çok doğurgan hikayeler. Matruşka bebekleri gibi hikaye içinden hikaye çıkabilecek durumda. "Sessiz, derin ve abartısız" olmayı bir övgü olarak alıyor ve çok teşekkür ediyorum bu arada. Hep istediğim buydu zaten. Herkesin çok kolayca söyleyiverecekmiş ya da yazacakmış gibi olduğu cümleleri kurabilmekti temel amacım. Diyaloglara da aynı nedenle çok fazla hassasiyet gösteririm ve sahici olmasına özenirim.

Fuat Uğur, Sayım Çınar'a Konuştu



Hayatın içinde, sıkışıp kalmış karakterleri yazmak ve bu karakterleri tanır gibi yazmayı neye bağlıyorsunuz?

Biraz önce de söylediğim gibi tüm kahramanlarımın; kadın, erkek, çocuk, yaşlı, Ermeni ya da eşcinsel; tüm karakterlerimin ruhuna girmeyi başararak. Bu tabii ki bir ruhsal bölünme yaratıyor insan zihninde. Beynim departmanlara ayrılıyor doğal olarak ve karakterlerim her ağızlarını açtığında, adımları atmaya başladığında onu stokladığım departman faaliyete geçiyor, onun gibi olmaya başlıyorum. Hikayem bittiğimde ve her şeyi hazır olduğunda nasıl oluyor bilmiyorum, o departmanlar kendilerini imha ediveriyor. Bu yüzden hikayelerime bazen aylar ve aylar sonra yeniden göz atarım ve her defasında da şaşırırım "Bunları nasıl yazdım ben" diye.

Sizin okurlarınız kimler olacak? Hangi kitleyi hedef aldınız?

Aslında benim okurlarım şu yaş, sosyal kategori ya da cinsiyetten olsun diye bir ayrımım yok. Ama yaşıtlarım kadar gençlerin de beni okuması ve anlayabilmesini çok isterim. Keza arkadaşlarımın çocuklarından çok olumlu tepkiler aldım ve kitabı okuyarak kendilerin çok iyi hissettiklerini söylediler. Bu onlara ait bir tanım ama hoşuma gitti doğrusu.

Öykülerinizde çocukluğunuzu çok fazla sorguluyorsunuz?Anne ve babalara söylemek istediğiniz özel bir şeyler var mı?

Esasında kendi çocukluğuma ait bilgiler sanıldığından çok daha az öykülerde. Ama hem gözlemlediğim hem de tanık olup bilgilendiğim olaylar, bana anne-baba ve çocuk ilişkileri hakkında epey şey öğretti. Evvelden anne-baba ve çocuk ilişkileri çok sert geçerdi. Benimki de öyle sayılırdı. Çocukluğumda mutlu olduğum anlar şüphesiz çok oldu ama açıkça söylemek gerekirse daha çok sevilmeyi isterdim. Suçlayıcı da olmak istemem, herkes kendi bildiğini, bilebildiği kadarını yaptı dünyada. Onlara öğretildiği kadarını. Ben de bu yüzden "bilmediğim uzak diyarlarda bildiğimi bulmuş olmayı diliyorum" dedim "Tutmaya çalışıyorum, düşme" adlı öyküde. Kısacası anne ve babalara çocuklarını çok sevmelerini öneriyorum yalnızca. Her şeyi veremeyebilirler maddi olarak, bu hiç önemli değil inanın ki. Ama sevebilirler, öyle değil mi?


11.07.2008 15:59:48
 
Yorum Yaz Arkadaşına Gönder Yazdır Yukarı Çık

Bu habere henüz yorum yazılmamış...




Kültür - Sanat Bölümünden Son Yazılar
Devamını Oku 14.08.2008 00:15:09 - AHMET HAKAN'IN KARDEŞİNİN YENİ FİLMİ YOLDA
Devamını Oku 13.08.2008 13:47:02 - Zeytinli Rock Fest başlıyor
Devamını Oku 13.08.2008 13:39:34 - Tayyipgül tatilde!
Devamını Oku 07.08.2008 13:56:24 - LeMan, AKP'yi Delirtecek!
Devamını Oku 07.08.2008 13:50:50 - Tarladan tarih fışkırdı
Devamını Oku 07.08.2008 13:49:52 - ‘Darağacında Üç Fidan’a polis engeli
Devamını Oku 06.08.2008 12:43:34 - Gırgır'ın Bu Haftaki Kapağı
Devamını Oku 06.08.2008 11:54:46 - Nazım Hikmet'in heykeli çalındı!
Devamını Oku 05.08.2008 19:24:34 - Puna Pamir'in Yeni Kitabı 'Benim İnsanlarım' Çıktı
Devamını Oku 05.08.2008 11:43:26 - Söz Çizginin!
Devamını Oku 04.08.2008 12:06:46 - 'Barışarock' 9-10 Ağustos'ta
Devamını Oku 03.08.2008 18:58:24 - Erol Günaydın yoğun bakımda
Devamını Oku 03.08.2008 13:30:19 - Türkiye en çok bu radyoları dinliyor
Devamını Oku 03.08.2008 13:14:45 - Dünya tarihinin en eski esprisi
Devamını Oku 03.08.2008 01:07:11 - Kafka'nın pornoları ortaya çıktı
Devamını Oku 03.08.2008 01:02:48 - PELİN BATU EDEBİYAT İÇİN SOYUNDU!
Devamını Oku 31.07.2008 19:44:19 - Gırgır'ın Bu Haftaki Kapağı
Devamını Oku 25.07.2008 18:29:11 - DÜNYACA ÜNLÜ DJ PAKİTO CLUB ZOI'DE
Devamını Oku 25.07.2008 15:12:46 - Söz Çizginin!
Devamını Oku 24.07.2008 19:20:25 - Metallica geliyor
Haberi Değerlendirin
Gereksiz bir haber
Yayınlamanız gerekmezdi
Faydalı bir haber olmuş
Gerekli bir haber
Haberiniz çok çok isabetli
Bu haber için oy kullanan 14 ziyaretçimizin puan ortalaması: 3,07
Haber İşlemleri
Arkadaşına Gönder
Yazdır
Yorum Yaz
Yorumları Oku
Haberi Paylaş
Google Google Live Live MySpace MySpace
Facebook Facebook Delicious Delicious Digg Digg
 
Windows çöpe gidiyor, Midori geliyor
Windows çöpe gidiyor, Midori geliyor Windows halefi Microsoft'un yeni işletim sistemi Midori hakkındaki güncel bilgiler...
Haftanın En Beğenilen Entryleri
Ekşi Sözlük'te Önemli Bir Kayıp!
0,36 saniyede derlendi.