Bu hafta vizyonda dört film var. İki yerli iki yabancı.
Esrarengiz Kadın geçmişinden kaçamayan bir kadının dramına uzanırken, Charlie Wilson'un Savaşı el altından Afganistan'a yardıma kadar varıyor. Haftanın yerlisi Semum, Türk işi şeytan çıkarma işine soyunurken, Son Ders: Aşk ve Üniversite laylaylom gençliğine seslenmeyi amaçlıyor. İyi seyirler….
Esrarengiz Kadın Cinema Paradiso ile hayatımıza giren ve ünlenen Guiseppe Tornatore'yi tanımayan yoktur herhalde. Herkese sinemayı sevdirmeyi amaç edinmiş bu ulvi insan, sinemanın aslında herkesin bir çocukluk hayali olması isteğinden hareketle yüreklerimizi filmlerle sarmıştı sıkı sıkıya. Sonra yine çocukluğundan izler taşıyan Melena'yla gelmişti karşımıza. Güzeller güzeli Monica Bellucci başroldeydi. Şimdi yine bir kadın hikayesiyle karşımıza çıkıyor Tornatore. Hem de esrarengiz bir kadınla. Geçmişinden kaçan, yeni bir kimlik ve yeni bir hayatla, geçmişin üzerine sünger çekmeye çalışan bir kadın var bu kez karşımızda… Ama Kavafis'in dediği gibi 'bu şehir arkandan gelecektir' olayı burada da yaşanıyor ve kadın ne varsa toplayıp getiriyor arkasından. Aslında ana fikir olarak şunu söyleyebiliriz. Her şeyden kaçmak ister ama insanın içini çepeçevre saran aşk duygusu hep baki kalır damarlarında…
Charlie Wilson'ın Savaşı Amerika'nın kendi gerçekliği üzerine kurgusu gerçekten de mükemmel doğrusu. Afganistan'ı işgalinin ardından nasıl da komünizme olan nefretini kusuyor. 1980'li yıllarda geçen film, bir senato üyesinin iyi bir davanın peşinde koşmayı seven bir yüksek sosyete üyesinin ve mücadele etmeyi seven bir CIA ajanının tarihteki en büyük gizli operasyonu nasıl yürüttüğünün gerçek hikayesi. Karmaşık ilişkiler ağı içinde bir vicdan sorgulaması. "Bunu Charlie Wilson başardı!" Türkiye Cumhurbaşkanlarından Kenan Evren'in yakın dostu Pakistan Başkanı Muhammed Ziya Ül-Hak Sovyetler Birliği'nin Afganistan'daki yenilgisini böyle açıklamıştı. Zaman geçti, devran döndü. Bu kez Amerika Afganistan'ı yerle bir etti. Bu durumda Rusya'dan bir devlet adamının çıkıp el altından silah temin etmesi durumu yaşandı mı onu da bilemiyoruz doğrusu. Kişisel bir çabadır, takdire şayandır. Ama tarihin tokadını geri gelip kime vuracağı hiç belli olmuyor. Kişisel çabalar yerine devlet politikaları da keşke bu kadar el altından işlemese…
Semum Korku sineması üzerine laf etmeye kalkarsak buradan kutba kadar yol olur, hatta yolumuzu şaşırıp bir korkuya kurban bile olabiliriz. Korku sineması her zaman korkuyla komedi arasında ince bir çizgide dolaşır, kimini korkutur, kimini gülmekten öldürür. Efekte bağlı bir korku, uzayan saçlar, büyüyen gözler, arkadan uzanan eller, gümbürdeyen sesler. Hepsi korku sinemasına hizmet etmek için kolları epey bir sıvamıştır. Türk sineması korkuyu zaman zaman deneyen ama kıvıramayıp tekrar komedinin alt sularında debelenen bir tavır göstermiştir. Ama korku isteği zaman zaman su yüzüne çıkmış, denemeler pek bir iç açıcı olmasa da yapıla gelmiştir günümüze kadar. Dabbe'nin yönetmeni, Japonya'da yaşayan ve Japon korku sinemasının trüklerinden etkilenip, Türk – İslam sentezi korkular yaratma heveslisi Hasan Karacadağ ikinci filmiyle karşımızda. Dabbe, dünyanın sonuna ilişkin birtakım önermelerde bulunuyordu. Semum ise tamamen Türk işi şeytan çıkarma. İçine şeytan giren kadının The Exorcist tarzı yaşadıkları… Şaytanı çıkarmak için çağrılan imam. Bunun bir Türk korkusu olduğunu bilerek izlemenizi öneririm. Beklentilerinizi ona göre tutmanız da fayda var.
Son Ders: Aşk ve Üniversite Son yıllarda ortalığı saran ve 'gençlik filmi' diye lanse edilen filmlerden memnun olan varsa beri gelsin. Bu mudur yani gençliğin hali? Böyle mi olmalıdır. Filmin başrol oyuncusu Ferhan Şensoy'un röportajında da dediği 'laylomlom' gençliği doldurdu etrafımızı. Düşünmeyen, üretmeyen, akılları fikirleri nasıl eğlensem ve ne giysem üzerine kurulu bu gençliği görmekten gına geldi doğrusu. Son Ders, biraz daha politik bir çizgide başlıyor, zamanın değişimine ayak uyduran eski solcular ve onların etrafında gelişiyor. Gençlik ise komik olmaya çalışan, iki kelimeyi bir araya getiremeyen, sadece çevreye duyarlılık geliştiren ( o da bir şeydir sonuçta) bir zincirden ibaret. Ferhan Şensoy'un oynadığı ideal öğretmen tiplemesi zaman zaman bizi 'Ölü Ozanlar Derneği' kıvamında ısırsa da bir 'Çılgın Dershane Kampta' izlemediğimiz için şükretmeliyiz sanırım… Biraz daha politika, biraz daha duyarlılık lütfen laylaylom gençliği…