|

Bu yazı çok konuşulacak.
|
Renkhaber yazarı Taylan Efe Çeki, Oray Eğin'e karşı sert bir yazı kaleme alan eski hocası Ali Atıf Bir'e ithafen zehir zemberek bir yazı kaleme aldı. Medyada çok konuşulacak olan işte o yazı:
İletişim Profesöründen Zibidilik Dersleri
Bodrum'dayım. Çok uzun zamandan beri ihtiyacım olan bir tatili düşleyerek atladım umudun sırtına ve burada buldum kendimi. Tatilde bile rahat bırakmayan yazarları eşliğinde Sayım Çınar'la 2 akşam konakladığımız bir köy evini, organik besinleri, ev yapımı rakıları ve sadece böcek sesini duyabileceğimiz başka bir dinginliği bulabilmek güç. Bizi her daim ısırmaya meyilli evin bekçisi kangalı saymazsak gerginliğin baş harfi bile yoktu.
Yalıkavak'taki Deniz Kızı ise tam bir rüya mekânı. Adeta denizin içine yerleştirilmiş fenerli masalarında sudan yeni çıkmış levrekleri yutarken yunan şarkıları eşliğinde içilen rakının keyfi de hiçbir şeye değişilmez hani. Hele bir de yanınızda sürekli pozitif enerji dağıtan yoga öğretmeni Melek varsa!..
Sıkışık ve huzursuz İstanbul'dan kaçtığımız haberini alan tüm fitne fücurlar olağan işgüzarlıklarıyla yine iş başındaydı. Kavgalar, dövüşler, laf taşıyıcılar, hayatı dedikodu üzerine kurulu psikolojisi bozuk rahatsızlar bir telefon kadar yakın olabiliyor bu Ege koyuna.. Birkaç gün sinirden arınma terapisi içine dalmışken dördüncü günde bir göz atayım dedim sütü bozuk medyaya. Açtım baktım ki sıcaktan bunalanlar sulanmış yine bazı mevzulara. Konu bu defa; Oray Eğin. Kişisel olarak her ne kadar garez biriktiriyor olsak da birbirimize gazeteciliğini beğeniyor ve genç kuşak bir gazeteci olarak takdir ediyorum kimi zaman Oray'ı. Uyduruk tabulara bel bağlamayan pek çok kişinin dikkatinden kaçabilecek konuları çekip buluyor ya da çoğu zaman olana bitene başka bir yerden de bakmamızı sağlayabiliyor. Entelektüel olduğunu düşündüğü birikimi bir yana, militarizm konusunda hemfikir olmadığımız kesin.
Oray üzerine başlayan bu savaşın tetikçisi durumundaki Ecevit Kılıç'ın adını ilk kez duyuyorum. Belki bu da benim gazeteciliğime "vah vah" dedirtecek bir durum ama okuluna gittiğimiz kitaplarını yuttuğumuz gazeteciliğin böyle olmadığı konusunda her türlü bahse girebilirim. Ecevit Kılıç'ın yazdığı; a) Bir makale mi? b) Bir haber mi? c) Magazinel bir dedikodu mu? d) Bir portre yazısı mı? e) Bence hiçbiri değil!
Bu karalamadan başka bir şey değil. Biyografi ya da portre yazmak isterseniz sadece kötü yanlarını anlatmanız olası olmamakla birlikte etik de değil! Bu Oray'a olan kininiz ve nefretinizi kamu malı olan gazete köşenizi kendi malınızmış gibi görüp kişisel polemik mecrası haline getirmenizdir ki bunun adı gazetecilik değil sidik yarışı ya da mastürbasyondur.
Oray Eğin'e karşı kalemini kişisel kuyruk acısına bağlı husumetleri için kullanan 2. kişi; çok sevgili hocamız Ali Atıf Bir. Kendileri Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi'nden hocamdır. Bırakın bir entelektüel birikimi, yaratıcı reklam afişlerini bile dümdüz görebilen bir öğretim üyesidir. Gelenekselliğini yıkmak adına kendisiyle büyük traditional savaşlar verip "This is a pencil"dan öteye geçemeyen İngilizcesiyle Ameğrikın görünmeye çalışır. Derslerime girdiği 2-3 yıl boyunca pek çok dudak uçuklatacak anım olmuştur. O dönemin koşullarında tüm sınıf arkadaşlarım Atıf hocayı sıkı birer reklâmcı olma umuduyla ağızları açık dinlerken, ben acar muhabir refleksiyle hep sonuca varmak isterdim. Atıf hoca, Anadolu'nun kurak kenti Eskişehir'de her hafta başında, geçirdiği hafta sonu İstanbul'da nasıl maceralar yaşadığını, kimin kimle fink attığını anlatırdı ders saatleri içinde. Çok sıkılırdım, konuşamazdım; icraat yok, teferruat çok diye!
Yine böyle günlerin birinde Atıf hoca, o istatistikçi ruhuyla yeni bir araştırma peşindeydi. - "Çocuklar, kim baklava seviyor?" diye sordu. Tüm sınıfın yarısından fazlasının elleri havadaydı ve çoğunluğu kız arkadaşlarımızdı. - "İşte, gördüğünüz gibi baklavayı kadınlar seviyor." diye ekledi. Hayatım boyunca gece gündüz tüketebilecek kadar çok sevdiğim baklavaya kadınsı, kadın işi deniyordu ama ben kadın değildim!? Kendi kendime homurdanmaya başladım. - "Ne var, ne söyleniyorsun? Yüksek sesle konuş da biz de duyalım." dedi. - "O kadar cinsiyetçi, o kadar ayrımcısınız ki hiç değilse baklavayı rahat bırakın!" dedim. Şaşırdı. Atıf hoca bozulunca kızarıp morarmaz, direkt sararır, rengi atar. Sonra imâ yollu; "Sen kendi cinsiyetine bak boş ver baklavayı…" dedi. "Kendimle sizin olamadığınız kadar barışığım ama konuyu saptırmayın hocam, cinsiyet ayrımcılığı yapmayın, maazallah yasalar falan" dedim.
Bugün Oray Eğin'e "zibidi" diyen hoca, iki dolu laf edemedi karşımda. Sonra yanıma gelip; "Alınmak-darılmak yok değil mi? Biz eleştirel işliyoruz bu dersi, hadi konuşmaya devam edelim" dedi. "Ne konuşacağız" diye de ben sordum. "Gazetelerin spor sayfalarından konuşuyoruz, hadi." dedi. "Futbol erkek işi, bana maço geliyor size yakışır, devam edin lütfen." diyerek yanıt verdim.
Sonra 6 ay küstü sınıfa, derse gelmedi, asistanları vardı, kendisi yoktu. Bugün yine görsem bir yerde bir pikolata daha vermek isterim kendilerine. Tatlı seven genç erkeklerden kalorisi az çikolata! Yanaşmaya çalıştığın cemaatle İstanbul'un residence'ları size kalsın, Bodrum'un çaputları bize yeter. Ama iletişim profesörü olup da bir de gazeteciliğe soyunuyorsanız, hele bir de zengin kelime hazinenizden sadece "zibidi"yi çıkarabiliyorsanız hangimizin daha çok gezip daha çok okuması gerektiği konusunda gelin bir kez daha düşünelim derim…
Çakırkeyif tandır gecelerinin hatırına…
*Renkhaber - Özel*
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|