|

Anad, haberciliği neden bıraktığını, hayata ve aşka nasıl baktığını anlattı
|
Yaklaşık bir yıl önce haberciliği bırakıp televizyon programcısı olan Çiğdem Anad, haberciliği neden bıraktığını, Türk medyasının sorunlarını hayata ve aşka nasıl baktığını anlattı…
“Birine aşık olursam onunla giderimâ€
Hayatının neredeyse yarısını habercilik yapmakla geçiren Çiğdem Anad, yaklaşık bir yıldan beri sadece televizyon programcısı... Türkiye medyasında çok ciddi sorunlar olduğunu söyleyen Anad'ın aşka, iktidara ve kendisine dair söyleyecekleri var.
Çiğdem Anad, 20 sene boyunca yaptığı habercilik mesleğini, 2007'nin başında bıraktı. Şubat ayında CNN Türk'ten ayrılırken arkadaşlarına yazdığı mektupta "Bu işi bıraktım, çünkü hayatımın içeriğini ve biçimini değiştirmek istiyorum. Aynı işi bunca uzun süre hiç yapmadım. Sizlerle birlikte olduğum için, bu kadar uzun süre aynı işi gönül rızasıyla yaptım. Ancak siz de biliyorsunuz ki ben aynı zamanda kökten değişimlerden yana tercihler koyan bir insanım. Hayatımda yeni başlangıçlar yapma zamanım geldi."
10 ay önce hayatında radikal bir değişiklik yapan Anad, bu sene 45 yaşına girdi, 16 yaşındaki kızı, iki yaşındaki oğlu ve eşiyle beraber çok mutlu.
Haberleri gerektiği zaman en sert üslupla sunan, konuklarına en mahrem soruları sorarken dünyanın en normal şeyini yapıyormuş gibi davranan Anad'la, aşklarını, "iyi sevgili olma"nın ne demek olduğunu, Türkiye medyasını, iktidarın bir insanı ne kadar bozabileceğini, "Haydi Gel Bizimle Ol"da kendini ifşa eden Çiğdem'i konuştuk.
Yıllardır yaptığınız haberciliği bir gün "çat diye" bırakıverdiniz. Ne oldu da bunu yaptınız?
20 yıl boyunca hep bağımsız ve bağlantısız habercilik yaptım ve bugün bağımsız ve bağlantısız habercilik yapanların sayısının çok azaldığını düşünüyorum. Bir güç odağına bağımlı olmamak habercilik yapmak önemli, bu asker olabilir, iktidar, emniyet, MİT, Avrupa Birliği veya muhalefet olabilir, önemli olan sırtını hiç bir yere dayamamak önemli.
Eğer kendi ideolojimizden soyutlanarak bakamıyorsak, köşe yazarı olalım, fikir insanı olalım, akademisyen olalım, sivil toplum örgütlerinde çalışalım. Bugün habercilerin büyük bir kısmı arkalarını bir güç odağına dayıyorlar. Habercilerin çoğu, maddi ya da manevi olarak belirli bir güç odağına teslim oldu ya da basın içinde belli bir grubun adamı oluyorsun. Ben bunu bir haberci olarak kabul etmeyeceğim.
Bu Türkiye'de uzun zamandan beri böyle değil miydi zaten?
Hayır. Tek parti iktidarı geldiği zaman bu saflar daha netleşti çünkü. Koalisyon hükümetleri olduğu günlerde habercilik daha rahat yapılıyordu. Ama şimdi tek parti iktidarı bunu değiştirdi.
Bu AKP olmayabilirdi, CHP de olabilirdi, böyle olur muydu bilmiyorum, yaşayıp görmek gerekirdi veya asker vesayeti altında da bir hükümet olabilirdi, zaten askeri dönemlerde nasıl habercilik yapıldığını biliyoruz. Ama şu anda askeri rejim de yok. Çünkü "yüzde 47'lik iktidar biziz" gibi bir yaklaşım var.
Ama bu hükümetten önce, belli medya gruplarının taraf olduğu, peşinden gittiği bazı odaklar oldu, o da problemli bir tutum değil mi?
Tabii ki oldu. Her zaman bu bağlantılar vardı, ama ilk defa bu dönemde, yukarıdan aşağıya doğru ve neredeyse gönüllü bir teslimiyet görüyoruz. Habercilik çokça muhalefet yapmaktır, ama daha önce her iktidar döneminde muhalif tavrını hep koruyan gazetecilerin bu tavırlarından vazgeçtiklerini görüyoruz.
Sizinle aynı fikirde olan birçok meslektaşınız vardır herhalde...
Birçok yok ne yazık ki. Öyle düşünenler de bu düzeni bir tek başımıza nasıl değiştirebiliriz ki, diye düşünüyorlar. Bir kısmı "bu mesleği bırakalım da ne yapalım" diyor. Bütün bunlar benim için değil mi? Ben de para kazanmak zorundayım, ama ben kendime habercilik dışında bir kulvar arıyordum, bunu da buldum. Avantajlıyım, çünkü ben televizyoncuyum, televizyon programcısıyım aynı zamanda.
İki çocuğunuz var ve bu çekip gitmek istediğin zaman, gidememek için yeterince güçlü bir neden. Bu ayrılırken ağır gelmedi mi size?
Çok zorlandım, bir kaç ay bunu düşündüm. Sonuçta iki çocuğun hayatları bir şekilde sürecek, ama bu nedenle 'bir çıkış yolu yok, teslim olmak zorundayım' demedim, şöyle söyledim: 'Neticede İstanbul'da yaşayamam, çok küçük bir yerde yaşarım, çocuklar belki köy okuluna giderler, ama ben zihinsel sağlığımı korurum, dolayısıyla çoçuklarıma iyi bir anne olmayı gene beceririm. Kendimi sevmezsem, onaylamadığım bir anne olurum. Ben çalışkan bir insanım, üç-beş, bir yerlerden para kazanırım herhalde." O nokta benim için son noktaydı. 'Ben ünlü bir insanım, benim kapımı çalan çok olur' diye de düşünmedim, çalmadı da zaten, bir tek NTV işte.
Üç ay işsiz kaldınız yani, peki o anda hakikaten köye yerleşme noktasına geldiniz mi, yoksa dinlenceyle mi geçirdiniz o üç ayı?
Öyle bir dinlence olamadı maalesef, gelecek kaygısıyla yaşıyoruz hepimiz. İşiniz varken de bu kaygıyla yaşıyorsunuz, bu tüketici bir şey. Ben zor karar veririm, onun için de pişman olmadım verdiğim karardan. Üç ay boyunca 'acaba yapmasa mıydım' demedim, demeyeceğim de.
Hayatınızdan memnunsunuz yani.
Son derece memnunum, bütün yaşam biçimim değişti. Habercilik 24 saat haberle yaşamak demek: Çocuğum, eşim, dostlarım ve haber... Edebiyatı da katarsak benim hayatım beşe bölünmüş durumda. Düşünün, bunlardan birisi hayatınızdan çıkıyor, beyninizden bir parçayı ayırıp bir kenara koyuyorsunuz.
Hâlâ da üzülüyorum, ama haberciliği kendi istediğim gibi yapamayacaksam ne işim var orada? Bir de habercilik sizin ne kadar paranızın olduğuna bağlı artık. Böylece ajans haberciliğinin içine düşmüş durumdayız. Ben 120 kişiyle çalışıyordum, ama onların yaptığı işi 300 kişi ancak yapabilirdi. Ama ben onların yükünü daha fazla taşımak da istemedim. Biz muhabirlik yaparken bugün muhabirlik yapanlardan çok daha fazla kazanıyorduk.
Üstelik habercilik mutsuzken yapılabilecek bir iş değil herhalde.
Biz muhabirken çok mutluyduk, kazandığımız para bize hep belli bir standart sağlıyordu. Ben 10 yıl önce muhabirlik yaparken kiralayacağım ev, çocuğumun okul parası benim için problem değildi, dolayısıyla ben sadece yaptığım işe odaklıydım. Bir yönetici olarak sen bunun altına imza atıyorsun, ben bunu daha fazla taşımak istemiyorum.
Bu kadar kısa zamanda Türkiye medyasının habere bakışı nasıl değişti?
Yöneticilerin zihniyeti değişti. Bundan 10 yıl önce haber ön plandaydı, şimdi para ön planda.
"Hayat Geçiyor Sen Neredesin" kitabınızda, "çeyrek yüzyılda insanlar ve hayatlar nasıl da değişti" diyorsunuz. Nasıl değişti peki?
Bizim değer olarak kabul ettiğimiz çok şey, artık öyle değil. Her şeyi tanımlamak ve yargılamak çok zor bir hale geldi. Geyik muhabbeti denen şey bizi o kadar sardı ki, en önemli meselelerin bile ağırlığı kalmadı. Biz çeyrek yüzyıl önce bir dostumuzun derdi olduğu zaman, hepimizin tek derdi o olurdu. Şimdi en büyük sorunlar bile bir meyhane masasında bir saat konuşuluyor sadece.
En önemli konuların bile üzerinden atlaya zıplaya yaşama, çok duygulandığımız anların bile saniyelerle sınırlı olması çok kötü. Artık en ufak bir anormal hal bile bize çok rahatsızlık vermeye başladı, hemen 'araziye uyalım, normalize olalım' diye düşünüyoruz sadece. Pragmatizm, uzlaşma çeyrek yüzyıl önce çok kötüydü, şimdi olumlu şeyler ifade ediyor bunlar bize. Birisine oportünist dediğiniz zaman bu küfürdü, şimdi oportünist demek iyi bir şey.
Nasıl bir gençlikti sizinki?
Bİz 14-15 yaşında politize olmuştuk, sadece Türkiye değil, dünya siyasetini tartışıyorduk, Kafkalar Sartrelar bitmişti. Hayatımıza sadece siyaset değil, sosyoloji, psikoloji girmişti.
Lise bitene kadar İstanbul'daydım, sonra Ankara'ya gittim. O günlerde bir kitabı zamanında okumadığınız zaman problem oluyordu. Ben o zaman okuduğumuz yazarları yeni keşfeden köşe yazarlarına şaşarak bakıyorum. Oraya geri dönmek 30 yıl öncesine geri dönmek olur, o yüzden şu anda ben ve benim gibiler, konuşmayı tercih etmiyoruz.
Hırslı birisi sayılır mısınız?
Ben hiç hırslı olmadım. Ben hırsla iddia arasında kalın bir çizgi çiziyorum, yaptığı her şeyi çok iyi yapmak isteyen bir insanım. Kendi sınırlarımı, zorlayabileceğim en son noktada zorlamışımdır, daha iyi bir dost, daha iyi bir sevgili, daha iyi bir haberci nasıl olurum, diye düşünüyorum. Benim özelliklerim ve çalışkanlığım beni nereye sürükleyecekse oraya giderim. Şu anda bilmediğim bir yere mi sürüklendim? Hayır. Çalışmalarımın karşılığını gördüm.
Siz iyi bir sevgili misiniz peki?
Beni seven erkekler çok severler, herhalde iyi bir sevgiliyim. Sevgili olmadan önce hayatlarındaki en iyi dost olurum, her durumda, yani ayrılsak da benim onların yanında olacağımı bilirler. Hem insan hem de kadın olarak bu güveni vermenin dışında, hem onlara hem de kendime renkli bir hayat sunmaya çalışırım.
Hayatımızı her an değiştirebileceğimiz hissini ve inancını veririm. Hakikaten hayatımız istediğimiz gibi değişir, bugün bu şehir olur, yarın başka iş... Bugün bu şehir olur, yarın başka şehir... Ama bizim hayatımızı canlı, mutlu, doyumlu ne kılacaksa ben onu vermeye hep hazır olurum.
Okan Bayülgen gençken size aşıkmış...
Babam üniversitede hocalık yapıyordu, 12 Mart'tan sonra atıldı ve sürgüne uğradı, Bodrum'a yerleşti. Okan'la Bodrum'da arkadaş olduk biz. Ben 14 yaşındaydım, o da 12 yaşındaydı.
Ama o zaman bana çok aşık olan kişi vardı, çünkü o zaman aşkla meşkle çok ilgim yoktu, bütün erkekleri arkadaşım olarak görüyordum. Yıllar geçtikçe farkettim veya onlar söylediler. Okan da bana hayran hayran bakardı, ama ilk çocukluk aşkı olduğumu bilmiyordum. Yıllar sonra söyledi.
Kitabınızdan bir alıntı: "Bazen aşka rağmen biter ilişkiler." Hiç böyle biten aşkınız oldu mu?
Oldu, bir kaç tane oldu hem de. Birinde ben 21 yaşındaydım, ikimiz de birbirimize çok aşıktık. Ama onun vazgeçemeyeceği bir kız arkadaşı vardı, çocukken başlamış ve dostluğun çok gelişkin olduğu bir ilişkiydi, onu bırakamayacağına karar verdi, öyle bitti. Eminim o da çok üzülmüştür.
Bir daha hiç karşılaşmadınız mı?
Bir kaç defa karşılaştık, selam vermedim; içimi çok acıtmıştı. Sonra o kızla evlendi ve yıllar sonra boşandı. Ben de 'oh' dedim, 'olacağı buydu işte.'
Boşandığını öğrendiğinizde kaç yaşınızdaydınız?
Kızım doğmuştu.
Yine kitaptan: "Çok sallayan adamlar ve çok konuşan kadınlar cazip."
İki iş yapan, 'ben ne kadar büyük adamım' diye geziyor. Kadınların da ağzı çok laf edeni, neşesi, havası, civası bol olanı makbul, küfede ne kadar ne biriktirdiğinin bir önemi yok, her ortamda üç lafı olsun, yanındaki erkeği mahcup etmesin yeter.
Hayatınızdaki en karanlık dönem hangisiydi?
Doğu Almanya çöktüğü zaman benim dünyam yıkıldı, 'son kale de gitti ve inandığım her şey çöktü, geriye ne kaldı' diye düşündüğüm bir zamandı: 'Şimdi yeni bir ben mi yaratmam gerekecek?'
Nasıl çıktınız bu dönemden?
Çok apolitik, ama bana çok huzur veren ve sadece klasik müzik dinleyen bir adamla (Balet Semih Küren) evlendim ve ondan da bir kızım oldu, bana çok iyi geldi, sağlığıma kavuştum.
Böyle anılmak güzel olsa gerek.
Çok severim onu, hayatımızı beraber sürdüremedik, ama çok iyi bir yol arkadaşlığı yaptı, iyi ki de kızımın babası oldu.
En yakın arkadaşlarınız kimler?
Biri Bodrum'da yaşıyor ve turizmle uğraşıyor, benim çocukluk arkadaşımdı zaten. Diğeri şu anda Amerika'da, ben CNN Türk'teyken o da kanalın Ankara haber müdürüydü. Üçüncüsü Ankara'da Bilkent'te peyzaj mimarlığında öğretim üyesi, onunla üniversitede sınıf arkadaşıydık. Bir tane daha çok yakın arkadaşım var, ama küsüm şu anda ona. Çor kırdı beni, basından da çok tanınan biri, çok ünlü bir televizyoncu, o yüzden kim olduğunu söylemeyeceğim.
Ne zamandan beri konuşmuyorsunuz?
Altı aydır. Barışmak istiyor, ama çok kırıldım, barışmayacağım.
İnternet sitelerinde sizinle ilgili çıkan yorumları okuyor musunuz?
Hiç okumam. Çünkü oralarda aklına her esen, istediği her şeyi yazıyor. Üstelik de o yorumları yazan insanların kişiliği de önemli. Benim ilgi alanım dışında olan, benim yaptığım işleri beğenmeyen insanların benimle ilgilenmelerini anlayamıyorum, neden benimle ilgileniyorlar ki? Zaten internete hep uzak kaldım, sadece bilgi aramak için kullanıyorum.
Kitap yazmaya devam edecek misiniz?
Yazarlık ara ara yapılabilecek bir şey değil. Ama aynı habercilik gibi, yazarlığın da disiplini var. Dolayısıyla ben kendimi hiç bir zaman yazar olarak tanımlamadım, sadece 'yazı yazıyorum' veya 'kitap çıkardım' diyorum. Ama 20 yıldan beri disiplinli bir şekilde habercilik yaptığım için, yazdıklarım çok geri planda kaldı, sanki hiç bir şey yazmamışım gibi yaklaşılması beni üzüyor. Bu kadar öne çıkan bir haberci olmasaydım, yazdıklarım öne çıkabilirdi, ben de daha kolay motive olabilirdim.
'Canlı yayında çok ağladım'
"Haydi Gel Bizimle Ol" programında, bu kadar zamandan beri gördüğümüz Çiğdem Anad'dan daha başka birisini görüyoruz. Program o dört kadının ister istemez kendini ifşa ettiği bir program.
Bu bir aktüelite programı. Ben kendimi az deşifre etmeye çalışıyorum, ama bugüne kadar deşifre ettiğimden çok fazla ifşa ettim tabii ki. Ama zaten habercilik yaparken gözönünde olmamak zorundasınız, seyirci her zaman sizi arka planda görmeli. 20 yıl böyle bir iş yapıp şimdi de böyle bir program yapmanın dezavantajları var.
Ama programın formatı da böyle, bir çok konuda benim çok radikal fikrim oluyor, ama orada o radikallikle sunmak istemiyorum. Belki bunun tek nedeni, 'yarın tekrar habercilik yapmak isteyebilirim' düşüncesi. İkincisi 20 yıllık bir terbiye. O yüzden kendimi ufak ufak deşifre ediyorum.
Mesela şu ana kadar bir canlı yayında ağlayacağınız aklınıza gelir miydi?
Aslında ben canlı yayında çok ağladım da onu seyirci görmedi, çok haber beni çok ağlattı, o haberlerin bantı dönerken ben ağlıyordum, canlı yayına girince susmuş oluyordum.
Çok ağladım. Ama burada bant yoktu, görüntü yoktu, 20 saniyem olsaydı kendimi toparlayabilirdim. Bir de programı sonuna gelmiştik, 'reklam arası' deme şansım bile olmadı. Yine de göstermemeye çalıştım, Aysun koşup yanıma geldi, Pınar da bana eğildiği için kısmen yakalandım.
Kızınızı hatırladınız değil mi o sırada?
Şu anda Amerika'da olan kızımın telefonu Yalın'ın 'Alışmak Zorundayım' şarkısıyla çalıyor. Ama ben o şarkının Yalın'ın şarkısı olduğunu bilmiyordum. Yalın birdenbire bu şarkıyı söyleyince kontrol edemediğim bir şekilde yaşlar döküldü gözlerimden.
'İktidarın beni nasıl bozabileceğini anladım'
Hayattaki iktidar odaklarıyla aranız nasıl oldu?
İktidar odaklarına yakın olmak gibi genel eğilim beni rahatsız etti hep. Bunlara uzak yaşamayı istedim ve yaşadım. 'İktidar insanı bozar' lafı da doğru bir laf. Ben de küçük bir iktidar sahibi oldum ve insanın nasıl bozulabileceğini anladım. Bozulmamak için çok gayret sarfettim, insan iktidarın getirdiği narsizme, patlayan egolara çok rahat bürünebilir, gerçeklerden insanı çok rahat koparır.
Siz ne kadar bozuldunuz?
Ben kendimi sürekli kontrol etmeye çalışıyordum. Diyelim ki postanede veya bankada kuyruğa giriyorsunuz, metroya biniyorsunuz, kendimi bunları yapmaktan dolayı kötü hissettiğimi anladım. Bir lokantada garsonun bana kötü davrandığını yadırgadığımı gördüm.
İşte bunlar hep gerçekten uzaklaşma hali. Bunu hemen düzeltmek istedim, daha tanınmayacağım yerlere gideyim ve daha fazla itilip kakılacaksam itilip kakılayım ki o gerçekle ilişkimi koparmayayım, yoksa daha soyut bir Türkiye'de yaşamaya başlıyorsunuz.
Üstelik de habercilik gibi bir meslek yaparken...
Tabii ki, referans noktanız ne kadar kendi yakın çevreniz olursa o kadar problem. Seni tanıyan ve takdir eden insanların bize getirdiği eleştiriler referans noktamız olamaz.
'10 yıl önce aşık oldum'
"Aklım Nereye Gidiyor, Ellerim Nereye" kitabınızdaki karakterden bahsederken "hep aldatabileceği bir kadın aradı" diyorsunuz. Siz aldatabileceğiniz bir adamla beraber olabilir misiniz?
Beni aldatabilecek adamı ben sevmem, çünkü ben yanımdaki erkeğin şöyle hissetmesini isterim: 'Bir gün başka birisiyle gitmek istersem, her an gidebilirim ve Çiğdem bana hiç bir şekilde engel olmaz. Hemen kafasını çevirir ve gider."
Dolayısıyla bir erkeğin beni aldatmasına gerek yok. Ama hem kalmak isteyip de hem başka bir aşka düşerse o zaman olmaz. Beni aldattığı zaman, ben onunla dostuğu da keserim. Ben de aldatmam, ama bu, şu demek değil: Ben bir adamla beraberken başka bir adamdan etkilenmedim. Ama hemen etkilendiğim adamla gittim ve yanımdaki adamı da bıraktım.
Kaç kere oldu böyle bir şey?
Bir kaç defa oldu.
Cesaret işi, değil mi?
Hayır, o adam beni alıp götürmüşse benim de onunla beraber gitmem lazım. Birilerini aldatamayacağıma göre...
Peki hiç "bu adam o adam değilmiş" dediğiniz oldu mu?
Hayır, o adam, hep o adamdı. Çünkü demek ki, beni sürükleyen adamın sürüklediği yerler doğruymuş ve ben zaten durduğum yerde duramazmışım.
En son ne zaman aşık oldunuz?
10 yıl önce.
Şimdiki eşiniz yani?
Evet, oğlumun babası.
Banu Uzpeder / Taraf
(Gercekgundem.com)
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|