|
Yaz geldi… Basına bir kısmı yansıyacak ama muhtemelen dışarıdaki imajımız düşünülerek pek çoğu görmezden gelinecek. Konu turistik kentlerde yaz aylarında artan tecavüzler.
Küçük bir sahil beldesinin belediyesinde görevli arkadaşım dert yanıyordu geçenlerde… Sahil boyu volta atan birkaç hayat kadını peydahlanmış. Zabıta belde dışına çıkarıyormuş ama her defasında geri geliyorlarmış. Bu yüzden dertliydi.
Bundan memnuniyet duyması gerektiğini söyledim, şaşırdı.
Şu gerekçeyi gösterdim: Anadolu'nun muhtelif yerlerinden bir sürü genç adam akın ediyor sahil kentlerine. Kimi iş aramaya, kimi de göz banyosu yapmaya… Kış uykusundan uyanmış yerleşikleri de hesaba katmak lâzım tabii. Bir tarafta kaldırımlarda yarı çıplak yürüyen kadınlar, plajda üstsüz ve tangalı genç kızlar, öbür tarafta ise muhtemelen kadını sadece genelevlerde görmüş ya da hiç görmemiş kanı kaynayan delikanlılar. Ünlü laftır; 'Yokluk mertliği bozar…'
Hayat kadınlarının neden önemli olduğunu anlatabildim mi şimdi? Biliyorum şimdi ahlâk-ahlâksızlık ikilemine düşecek bazıları.
Nietzsche derki; 'Ahlaki gerçek diye bir şey yoktur'. Gauthier ise; 'Ahlak temelden kriz nedenidir,' der. Çünkü hayat kadını örneğimizdeki gibi toplumun ahlaksızlık olarak değerlendirebileceği bir eylem, bu çerçevede ele alınıp yasaklandığında geride daha büyük travmalara neden olabilecek sonuçların kaynağı haline gelecektir. Daha basitçe anlatmam gerekirse; Turist kadınların düşünce anlamında da olsa maruz kalacağı muameleden bizimde karılarımız, kızlarımız nasibini alacaklar bir şekilde…
Ne yapacağız peki? 'Turizmi yasaklayalım, İslami yaşam tarzına dönelim…' diyecek radikaller olabilir. Öyle ülkelerde gizli-saklı cinsel ilişkilerin son derece yaygın olduğunu, nefse fren olmayacağını hatırlatmak isterim. 'Olur, dinimiz bunu emrediyor,' diyenlere de arzuları ve duyguları bastırılmış insanların zaman içinde nasıl topluma zararlı hale gelebileceklerini anlatırım. Beylik laftır, yasaklar arzu doğurur… Gerisi idrak sınırlarına kalmış.
Hayat kadınlarının sosyal yapı içerisindeki rollerini yargılamadan kabul etmekten başka çaremiz yok. Kabul ediyoruz ama kontrol altına alınmalı diyenler olacaktır. Kontrol altında veya değil, ben konuyu ahlaki yönden inceliyorum. Daha doğrusu bir numaralı ahlaki sorun buymuş gibi algılayanların beyinlerine vuruyorum. Kaldı ki, sosyal hayatımıza kazınmış yalan-dolan-üçkağıt ticaretinden, dedikodudan, küfürden ve tefeciden daha ahlaklı değil midir hayat kadınları? Ama nedense diğerleri bir şekilde hayat kadınlarından daha makbul görülür dile getirilmese de.
Hayat kadınları, yaşadığım bir diyalogdan yola çıkarak ahlak sorgulamasında öne çıkardığım bir örnekti. Yoksa onların avukatlığına soyunmuş değilim. Sadece toplumdaki ahlaki ikiyüzlülüğe onla vasıtasıyla dikkat çekmek istedim. Doğu toplumlarında ahlak kavramının neden bel altında aranıp da, yürekte aranmadığının muhasebesini yapabilecek bireylerin azlığına da bir gönderme yapmış oldum böylece. Anlayana tabii…
Mehmet Mollaosmanoğlu
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|