|
3 yıldızlı bir otelde kişi başı oda+kahvaltı 3 Avro yani sadece 6 liraya kalır mısınız desem şüpheyle bakarsınız değil mi? Ama aynen böyle… Otel sahibi akrabam anlattı; Alanya kent merkezindeki otellerin haziran fiyatı bu… Her şey dâhil (HD) sistemiyle çalışan tesislerde ise kişi başı 12 Avro, yani 24 lira civarı. 24 lirayı veriyorsun 24 saat o tesiste yiyorsun içiyorsun. Saat başı 1 lira…
6 liraya hem oda ücreti olup, hem de nasıl kahvaltı verildiğinin hesabını yapabilecek durumda değilim. Sadece o kahvaltının nasıl olabileceğini merek ederim. Keza 24 lira verip, bütün gün tıkınmanın keyfini değil de neler yediğimi düşünürüm şahsen.
Geçen yıl bir haber programında izlemiştim. Antalya bölgesindeki yıldızlı tesislerin bildiğimiz dana ya da kuzu eti yerine ne kullandıklarını biliyor musunuz? Domuz eti… Çünkü dana etinin kilosu 10 Liradan başlarken, köylülerin dağda vurduğu domuzların etini 2 liradan alıyorlarmış.
Birkaç yıl önce de tanınmış bir turistik tesiste sadece iki kadeh içtiğim ünlü bir marka cinden sonraki geceyi hastanede geçirdiğimi hatırlayıverdim birden. Çok gaddar olmayalım; bu fiyatlarla orijinal cin alacak değiller herhalde.
6 lira olsun da, domuz etine de tazıyım metil alkole de diyorsanız hemen heveslenmeyin, bu fiyatlar pek sizin için değil. Yurtdışından gelen turistlere böyle… Siz tesise kendi olanaklarınızla gelirseniz 30 lira isteniyor kişi başı. Hem nereden bileceksiniz 6 liraya kalanlar olduğunu. Zaten söyleseler de inanmazsınız ki!
Ancak benim geleceğim nokta başka…
Ege-Akdeniz sahillerinin turizm potansiyeli malûm… İklimi, doğal güzellikleri, tarihi dokusu, eğlencesi ve kaliteli tesisleriyle tatil için aranan neyse hepsi mevcut. Peki, sorun nedir de turist 6 liraya konaklıyor?
Turgut Özal'ın ülkedeki ekonomik-siyasi ataleti kırmaya başladığı günlerde, turizm önem verilen sektörler içinde ilk sırayı alır. Teşvikler, tavizler ve özendirmelerle bir anda turistik yöreler turistik tesis şantiyelerine döner ve turist sayısı arttıkça herkes otel yapmaya başlar… Hani tarım alanlarında patlıcan o sene para eder de, ertesi yıl herkes patlıcan eker ve zarar eder ya! Birkaç yıl içinde konut sayısı kadar turistik tesisle dolar sahil yöreleri. Ne derece turistik tesis demek doğru onu da bilemiyorum ama bunlar çoğunlukla kolayca yapılan ve işletme masrafı gerektirmeyen apart oteller. Mahalle aralarında, dağ başlarında her yerde mantar gibi apart otel biter. Ucuz olduğundan, Mart ayından Kasım ayına kadar Avrupa'nın orta sınıf altı da bu tesisleri doldurur ve '8 ay turizm' cazibesinin sarhoşluğuna kapılır sektör... Üç yıl, beş yıl derken peri masalı biter, gerek Irak savaşı, gerek Ortadoğu'da ki karışıklıklar, bir de küresel ekonomik kriz turist sayısını azalır.
Apart oteller bir bir kapanırken, ya da bekâr pansiyonları haline dönüşürken elde kalanı çekebilme uğruna yıldızlı tesisler çoğalır bu devrede. Ancak hesap edilmeyen bir döngü sektörü belinden vuruverir. Zira Türkiye, Dünya turizminde ki yerini-sınıfını belirlemiştir artık. Ucuz tatil ülkesi… Avrupa'da böyle tanınıp, bu etiket ülkenin üzerine çıkmayacak şekilde yamanınca, toplum psikolojisi de devreye girmiştir zaten. Bu durum, fabrikasında çalışan işçisinin tatil yaptığı ülkeye, müdürlerin ve patronların burun kıvırmasıyla izah edilebilir.
Sonuç; Tesisler apart otelden yıldızlı otellere terfi eder ama müşteri kitlesi değişmez. Özet; Patlıcan örneğine benzettik ya turizmin patladığı yılları… Nasıl ülkede bir tarım politikası yoksa ve vatandaş bir damla şekere saldıran karıncalar gibi dikkat çekene yöneldiyse, turizm sektörü de aynı şeyin kurbanı olmuş ne yazık ki. Ve devletin ilgili kurumlarından bir kişi çıkıp, neden her yerin kalitesiz tesislerle dolduğunu merak edip bakmamış. Belediyeler imar planında konut sahası olan yerlere bile apart otel ruhsatı vermeye devam etmiş. Ve işte böyle, mahalle aralarına sıkışıp kalan, küvet kadar havuzu olan tesisler bu ülkenin turizm geleceğini belirleyivermiş.
Ne kadar tuhaf bir ülkede yaşadığımızı kaç kişi ardak edebiliyor acaba… Bir ülkenin tarım politikası, turizm politikası vs. olmaz mı? Var diye iddia edilse de yok işte. Belki yukarıda anlattıklarım geçmiş dönemlere mal edilebilir, ama bugün turizmde kaliteyi yerlerde süründüren HD(her şey dâhil) sistemiyle ilgili kılını kıpırdatmayanlar da bence bir turizm politikasından bahsedemez.
Ya da kısaca şu mu? İlgili devlet birimlerinde ki bürokratlar turizmle ne kadar ilgililer?
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|