|
Facebook'umda Şili'den bir arkadaş ekli... Gazeteci. Bir Güney Amerika grubuna üye olmuştum, oradaki tek Türk olmamdan dolayı sanırım ilgisini çekmiş. İnboxuma ilk gelen mesajını hâlâ unutmadım... "Networkünüz Turkey, adınızda uygun ama, resminiz Türk'e benzemiyor" Tuhafıma gitti, tipim tam Türk çünkü. Listeme ekleyince arkadaşlarımı gördü. Bu defa şaşkınlığı daha arttı. Bende de merak başladı bu adam Türkler'i nasıl düşünüyor ki diye... İlerleyen günlerde Msn sohbetleri de işin içine girince 27 yaşındaki Şilili gazetecide mevcut 'Türk' imajının ne olduğunu anlayıverdim. Çünkü, televizyonlardan ve gazetesine düşen ajans haberlerinden gördüğü Türk politikacıların fiziksel özellikleriyle Türk kimliğini şekillendirmişti beyninde. Buradan, imajın ne kadar önemli olduğunu, hatta yurtdışına seyahat eden insanlarımızın karşılaştığı bazı 'muamelelerin' ardında yatan nedenlerin bu çerçevede de irdelenmesi gerektiğini düşündüm. İmaj konusunu biraz açalım. İnsanların başka insanlar üzerindeki etkisini ne, yada neler belirliyor? Fiziği mi yoksa zekâsı mı? Kişiliği! Maddi durumu! Mesleği! Milliyeti! Hatta, sahip olduğu arabasının markası!.. İşte ben bütün bu etkenleri 'karakter' ve 'imaj' gibi iki ana başlıkta topladım. 'Karakter' değerlendirmesi zaman isteyen ve hatta şartlara göre de değişkenlik gösteren zor bir süreçken, 'imaj' kolay ve etkileyici bir yargı koyma biçimiydi. İkili ilişkilere başlangıçta çabucak yön veren en etkili faktör yani… İmajın öneminin buradan geldiğini düşündüm işte. Peki, bireyden yola çıkılınca ulaşılan bu sonuç, ülke-ulus çerçevesinde de geçerli olabilir miydi! Ulusları bireyler meydana getirdiği için evet… Bireyler kendi imajlarından kendileri sorumlu. Ancak iş ülke boyutuna taşınınca durum değişiyor. Birkaç birey şekillendiriyor koca bir ulusun imajını. En başta politikacılar, ardından sanatçılar… Dünya sanatında çok bir varlığımız yok. Olan kısmı da zaten bir şekilde bu ülkeyi aşağılayarak, dengeyi ülkede ki olumsuzluklar lehine bozarak varlık gösterebilmiş sinemacı, romancı vs… Politikacılarda durum biraz daha vahim! Son yirmi yıldaki başbakanlar şöyle bir gözden geçirildiğinde nasıl bir resim oluşuyor bakalım. Esmer-bıyıklı, genellikle tıknaz insanlar değil mi? Göreceli bir kavram olduğu için aklımdan geçen bir başka tabiri kullanmak istemiyorum. Bu arada başörtüsü-maşörtüsü… bir tarafa bırakıyorum. Estetik denen bir kavramın yaşamda çok önemli olmadığını düşünen olabilir. Onları bu yazı çok etkilemez . İletişim çağının kolay ve hızlı etkileşimlerinin sosyal ve ticari hayata yön veren yansımalarından paradokslar çıkarmaya eğilimliyseniz devam... Aslında Türk imajına beni bulaştıran konu farklı. Eurovision... Köşe yazarlarının pek çoğu bu işle dalga geçmeyi seviyor. Hatta Almanya ve İngiltere boykot edecekmiş, bizde edelim diyen bile var…Onları eleştirmek yada yargılamak doğru değil, zira 'küçük' dünyasında mutlu olabilen insanlara hep gıpta etmişimdir. Oysa, Türk müzik kültürünün tef çalınıp dansöz oynatılan esmer erkek ordusunun da geri planda kemanlarıyla destek verdiği bir resim çerçevesinden ibaret olduğunu zanneden insan dolu dünyada. Politikacıların üzerimize giydirdiği imajı milyonlarca insan ekran başındayken, şöyle temiz yüzlü-iyi müzik yapan birkaç gençle(bu sene için böyleydi en azından) kırmak fena bir şey mi? Açıkçası birinci olmak, yada sonuncu olmaya takılmaktansa, kimler tarafından nasıl temsil edildiğimize bakmak daha doğru olur diye düşündüm hep… Konuyla direk alâkası yok ama, bu ülkede torpil müessesesi aktif bir kurum olduğundan, köşe yazarları da buradan geçerek yerini mi alıyor diye düşünüyor insan bazen. İmajdan yola çıkınca video paylaşım sitelerini atlamak mümkün değil tabii. Youtube'a 'Turkey' diye yazıldığında, geri planda Türk bayraklarının dalgalandığı bolca asker, Yunan'a hakaret, İ..e vurgulu küfürler çıkıyor. Neyse ki arada turizm yörelerimizi tanıtan birkaç video varda, durum hepten '...' olmaktan kurtuluyor. Oysa örneğin, 'Brezilya' yazdığınızda güzel kızların, yakışıklı erkeklerin, sanatçıların ve turistik yörelerinin kolajları geliyor bolca. Sonuç ne? Türkiye; kan-savaş-öfke-küfür… Örnekteki Brezilya; güzellik... Bu defa suç politikacılarda değil, bizim sıradan insanlarımızda, daha çok gençlerimizde. Hoş gençleri yönlendiren de ülke politikaları değil mi zaten. Dünya ülkeleri bize karşı önyargılı diye bağırmaya devam etmek ne derece mantıklı bilemiyorum. Son olarak, Youtube demişken makalenin başındaki Şilili arkadaştan bir kez daha bahsetmem gerekecek. Facebook'tan bazen kendince önemli bulduğu Youtube videoları gönderiyor ve fikrimi soruyordu. Youtube Türkiye'de sansürlü diyemiyor, geçiştiriyordum. Bir kaç, iki kaç,…kaçacak delik kalmayınca utanç içinde söyleyiverdim bir gün. Ne mi oldu? Sanki bana karşı daha bir şefkatli o günden beri... Türkiye'nin onun beyninde 'toparlanmış' imajı ise yeniden dağılmış görünüyor. Birde bu Youtube meselesiyle kafamda bir komplo teorisi oluşmuş durumda. Hani çocuğun elinden zorla oyuncağını alırsınızda, çocuk oyuncağın elinden alınma nedenine karşı tepki duyarak büyür... "Atatürk" bahane edilerek gençlerin 'oyun alanı' Youtube yasaklanınca benzer bir durum oluşuyor mu diye endişeleniyorum... Kasti bir şey yok, yasalar uygulanıyor tamam, ama bu durumun birilerinin de işine fazlaca geldiğinden eminim. Bir-iki tecrübeyle sabit deneyimim varda...
Mehmet Mollaosmanoğlu
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|