|
Onur Türkeri'nin son makalesini aktarıyoruz:
10-11 sene öncesine dayanıyordu kendisini ilk tanıyışımız. 2-2 devam eden bir Beşiktaş karşılaşmasının 75. dakikasında ''Fatih Terim'' tarafından oyuna dahil ediliyordu. 80. dakikada ise sol taraftan aldığı top ile hızla ceza sahasına yöneliyor ve Alpay ile Rahim'i ekarte ederek topu Mrmiç'in sağından filelerle buluşturuyordu. Herkes sevinç çığlıkları atarken Beşiktaşlılar ''bu kim ya nereden çıktı'' diye birbirlerine bakıyorlardı. Merak ettikleri kişi Şehremini Lisesi'nde lise hayatını sürdüren, aynı zamanda Zeytinburnu'nun altyapısında oynayan Emre Belözoğlu'nun ta kendisi idi. Hani Fatih Terim'in, yaşı küçük diye araba almasına karıştığı ve Florya'ya idmanlara tren ile birlikte giden Emre.
1996 ve 2000 yılları arasında lige şöyle bir kuş bakışı baktığımız zaman Galatasaray'ın mutlak hegomanyasını görürüz. Bu hegomanyanın başlıca mimarı Fatih Terim olmakla birlikte, Galatasaray'ın yakalamış olduğu jenerasyondur. Bir tarafta George Hagi, George Popescu, Bülent Korkmaz, Suat Kaya gibi tecrübeli ve yıldız oyuncular bir tarafta ise Okan Buruk, Hakan Ünsal, Hakan Şükür, Emre Belözoğlu gibi genç ve başarıya aç futbolcular bulunuyordu. İşte Emre böyle bir ortamda buldu kendisini. Hem ağabeylerinin, hem yaşıtlarının olduğu bir yerde. Tecrübe ile dinamizmin kesiştiği bir noktada.
5 numaralı formasını ilk kez 1997 yılında giymiş ve kendisinde hasıl olan yeteneği ile kazanma arzusunu harmanlayarak bu formayı bir daha da çıkartmamıştır. Açıkçası Türkiye'nin o zamana kadar mevkisinin en iyi oyuncusu idi. Gerek orta sahaya, gerek defansa yardım ediyor, top alıp top veriyor hatta ve hatta sürpriz çıkışlar yapıp rakip kalede gol arıyordu. Bu özelliklerinin yanında bitmez tükenmez enerjisi ile sürekli koşup pres yapıyor ve rakibi tam anlamı ile bunaltıyordu.
Tabii bu arada zaman geçmekte idi. Her ne kadar olayları şişirmeyi seven medyamız sürekli 17 yaşında olarak lanse etmesine rağmen 19 yaşına gelmişti Emre. Oyun anlamında bir değişikliliği olmamasına rağmen davranışlarında bariz bir şekilde değişiklik görülmeye başlamıştı. Artık hakemin her kararından sonra hakeme itiraz etmeler, rakip ile gerek ağız gerekse el kol tartışmaları Emre'nin başlıca hasletleri olmaya başlamıştı. Bu davranışlarının semeresini ise nisan 2000'de Elland Road Stadı'nda oynanan Leeds United Uefa Kupası yarı final maçında alıyordu. Gerçi her ne kadar Lubos Michel ortalık gerilmesin düşüncesi ile yapmış olsa da, Emre bir pozisyondan sonra kırmızı kart görüp oyundan ihraç ediliyordu. Bu iki şey demekti;
Bir; Emre Belözoğlu eğer kalındığı takdirde final maçından mahrum kalıp o güzelliği yaşayamayacak.
İki; Emre'nin artık fevri bir futbolcu olduğu ve büyüdükçe davranışlarının menfi yönde değiştiğidir.
Nitekim Fatih Terim kırmızı karta itiraz eden Emre'yi kolundan tutup kenara almış ve oldukça sert bir tepki ile soyunma odasının olduğu yere doğru ittirmiştir. Neyse ki maç bizim açımızdan müspet sonuçla bitmiş ve Galatasaray ilk önce finalist sonra da kupa beyi olmuştur. Emre'de bir bakımdan ipten dönmüştür.
Bu başarı ile birlikte artık Galatasaray'ın genç oyuncuları Avrupa'nın takımları tarafından takibe alınmış ve hemen hemen her gün bir gazete ya da bir sitede ''şu şuraya gidiyor'' şeklinde haberler çıkmaktaydı. Emre ise kalmayı tercih etmiş ve bir sene daha Galatasaray formasını giymeyi kabul etmiştir. Ancak bu müspet gibi gözüken durum sene ortası ve sonuna doğru oldukça menfi hatta yıkıcı ve yanıcı sonuçlar doğuracaktı. Bakalım;
Galatasaray sezona Real Madrid'i yenerek süper kupa ile başlamış ve şampiyonluk parolası ile lige giriş yapan Fenerbahçe'nin tek rakibi haline gelmiştir. Çünkü Fenerbahçe gerek yönetim gerek futbol anlamında bu 4 sezon boyunca oldukça kötü günler geçirmiş ve Pendik faciasından, Rüştü'ye dayak atılmasına kadar birçok badire atlatmıştır. Fenerbahçe bu olumsuz tabloyu silmek için iyi transferler yapmış ve parola şampiyonluk ile lige başlamıştır.
Galatasaray ise kadrosundan sadece Hakan Şükür'ü kaybetmiş onun yerine de Mario Jardel ve Serkan Aykut'u transfer etmiştir. İlk yarı bitmiştir ve ikinci yarı hazırlıklarına başlanmıştır. O dönemler sürekli gazetelerde ''Emre ve Okan'ın bir İtalyan klubü ile görüştüğü'' haberleri sık dönmeye başlamıştı. İkili bunu sürekli inkar etse bile gerçek 2001'in mart ayında ortaya çıkacak ve bu iki ''bücür'' bedelsiz bir şekilde İnter'e transfer olacaktı. Bedelsiz şu anlama geliyordu; Galatasaray bu transferden beş kuruş dahi kazanamayacaktı. İşte artık Emre yavaş yavaş amatör ruhunun yanında spor etiğini de kaybediyordu. Belki de bu olay 5-6 sene sonra yapacağı işlerin habercisi idi. Ama olaylar bununla bitmemişti; çünkü sezon daha bitmemiş ve Galatasaray ile Fenerbahçe arasında inanılmaz bir çekişme yaşanıyordu. Ligin bitimine 3 hafta kala Ali Sami Yen'de oynanan ve Ankaragücü'nün 1-2 galibiyeti ile ortalık buz kesiyordu. Gerçek daha sonra ortaya çıkıyor. Paralarını alamayan birtakım futbolcular maça asılmıyor ve 3 puan ile birlikte şampiyonluk da gidiyordu.
Emre ve Okan sezon bitimi ile İtalya'ya gidiyor ve artık mavi siyahlı formayı giymeye hazırlanıyordu. İkisinin de oyun yapısı İtalyan futboluna yakın olduğundan uyum sorunu yaşamayacakları düşünülüyordu. Ancak evdeki hesap çarşıya uymadığından ikisi için de öyle bir parlak sezon olmuyordu. Emre birçok maça yedek başlarken Okan kulübenin gediklisi oluyordu. Birkaç sezon daha durup Okan Türkiye'ye, Emre ise bitmek bilmeyen transfer haberlerinden sonra Newcastle Unıted'a transfer oluyordu. Bu transfer kendisi için oldukça iyi idi. Hem futbolu daha da hızlanacak, hem de kariyerinde beyaz bir sayfa açacaktı
Emre bu transfer dönemimde oldukça sancılı günler geçirdiğini dile getirmiş ve artık futbolu ile gündeme gelmeyi istediğini söylemiştir. Zaten herkesin Emre'den beklediği de bu olmuştur. Sezon başlamıştır, Emre sezon öncesi gösterdiği performans ile oldukça beğeni toplamış ve bu performansının devamı beklenmiştir. Bir taraftan da 2006 Dünya Kupası elemeleri için devam eden milli takım maçları. Milli takım o dönem zorlu bir virajdaydı ve alacağı puanlar ile baraj maçı oynayacak idi. Beklenen oldu ve Türkiye baraj maçını İsviçre ile oynamaya hak kazandı. İlk maç İsviçre'de idi ve 2-0 mağlubiyetimiz ile sona erdi. Gerek hakemin gerek İsviçre'li futbolcuların gerekse İsviçre taraftarlarının hamasi tutumu Türkiye'yi çıldırtmış ve rövanş karşılaşması için kılıçları çektirtmiştir. Rövanş maçı ise tam bir fiyasko olmuştur. 4-2 yenmemize rağmen elenmişizdir. Ancak olay bu değildir. Maç sonunda öyle olaylar yaşanmıştır ki Türk futbolu için utanç tablosu haline gelmiştir. Başta Emre Belözoğlu olmak üzere birçok oyuncumuz İsviçre'li futbolculara saldırarak tartaklamış ve bunun sonucunda hem Emre, hem de milli takım ceza almıştır. Artık Emre'nin kirlendiği tescillenmiştir.
İngiltere'de de işler beklendiği gibi gitmemeye başlamıştır. Kendisi hakkında racist olduğu yönünde suçlamalar, sürekli hakeme ve rakibe küfür ettiği yönünde çıkan haberler her gün manşetleri süslüyordu. Nijeryalı oyuncuya maç içinde 'çikolotalı gofret' dediği iddiası Ada'yı sallamış ve Emre hakkında dava açılmıştır. Neyse ki Emre bu davada aklanıp böyle bir söz söylemediğine kanaat getirilmiştir. Ancak yine de soru işaretleri bitmek bilmiyordu.
Biz bu olaya sevinirken bir yandan da Emre'nin milli takımda biten cezasına da seviniyorduk. Çünkü Emre uzun zaman sonra hem formasına kavuşacak hem de takımın sıkıntılı olduğu orta sahaya gücü ile güç katacaktır. Ancak yine bu bekleyişler yine sonuçsuz kaldı. Çünkü Malta karşısında alının beraberlikten sonra gerek Fatih Terim'e gerekse futbolculara yöneltilen ve kanımca dozu kaçırılan eleştiriler altında çıktıkları Macaristan karşılaşmasında atılan golden sonra basın tribününe yapmış olduğu o kol hareketi ile tekrar gündeme düştü. Ama bu sefer durum farklı idi, ne kırmızı kart, ne küfür ne de bir şey. Kendisine kesinlikle yakışmayan bir hareketti. Tamam belki üstlerine çok gidildi, çok haksız eleştirildi ancak sen örnek alınan bir kişi olarak bu hareketi yapmayacaktın. Emre ise bir gün sonra çıkmış ve ''o hareketi sadece birine yaptım'' beyanatı vermiştir.
Şahsım adıma sadece Emre'nin 10 senelik geçmişini ufak ufak yorumlar ile ele aldım. Takdir sizin.
Onur Türkeri
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|