Artık bir şeyler değişiyor...  
Anasayfa Künye Reklam Arama
Haberler Video Haber RH+ Röportaj Yazarlar
 
 

Çok Okunanlar
Devamını Oku Uykusuz Çizeri, LeMan Yazarından Arak Yaparsa!..
Devamını Oku Doğu Kadınlarındaki Duygusal Lezbiyenlik
Devamını Oku Destere'de küfür rekoru!
Devamını Oku Askeri helikopterle piknik!
Devamını Oku Aradaki '7 fark'ı göster bana Efes Pilsen

Son Yorumlananlar
Devamını Oku Doğu Kadınlarındaki Duygusal Lezbiyenlik
Devamını Oku Fethullah Gülen marka condom çıktı, ortalık fena karıştı !!!
Devamını Oku Hepsi Grubu Dağılıyor mu?
Devamını Oku 2B Yeniden Meclis'e Geliyor
Devamını Oku Önce arabayı yıkadı sonra kendini

ÜYE GİRİŞİ

Kullanıcı Adı
Şifre

Üye Olayım

Şifremi Unuttum

Sitemiz
Mozilla Firefox
Internet Explorer
Opera
Safari
ile test edilmiştir.



RSS / XML
RSS / XML
EkleBunu RSS Ekle Butonu


   
 
Sakat Heykeller Müzesi

Rahmi Vidinlioğlu

Heykeltıraşlar, her yıl olduğu gibi, o yıl da eserlerini yontacakları taşları seçmek için geniş vadiye geldiler. Tüm heykeltıraşlar, çırağından ustasına, büyük sanatçılardan daha eli yeni çekiç tutmaya başlayanlara kadar hepsi, tepenin üzerinde durmuş, vadideki taşlara büyülenmiş gibi bakıyorlardı.
Genç heykeltıraş uzaktan bir taşı gördü ve aniden avının peşine düşen bir panter çevikliğiyle ona doğru koşmaya başladı. Arkasından tüm diğer heykeltıraşlar da koşarak vadiye indiler, herkes vadiye gelir gelmez granitlere saldırdı. Birçoğu meslektaşıyla kavgalara tutuştu. Küfürler ve yumruklar bir yağmur gibi aniden boşanıverdi vadinin üzerine.
Granitler çok geçmeden dişli heykeltıraşlar tarafından sahiplenilince bu kez mermerler için büyük bir savaş başladı. Yine küfürler, yine yumruklar sardı etrafı. Tüm heykeltıraşlar bu anlamsız kavgada kendilerini kaybetmiş ve her zaman övündükleri sanatçılıklarından bir anda sıyrılıp bıçkın sokak serserilerine dönüşmüşken, genç heykeltıraş herkesin şaşkın bakışları önünde gidip alelade bir kayaya dokundu. Sarıldı ona, güzel bir sevgiliye değer gibi değdi parmakları tozlu bedenine, okşadı tenini ve bağırdı: "Kocaman bir şaheser var bu kayanın içinde!"
Tüm heykeltıraşlar kavgayı bırakarak kafalarını ona doğru çevirdiklerinde kahkahalar atarak keyiflendiler, "Besbelli bu genç aklını yitirdi!" diye söyleştiler. Herkes biliyordu öyle yamuk yumuk bir kayadan, hem de her zaman her yerde bulunabilecek öylesine bir kayadan şaheser çıkartılamayacağını. İşte etraf granit kaynıyordu, işte mermerler ve daha bir sürü güzel güzel taşlar… Hepsi sabırla içlerindeki şaheseri gün yüzüne çıkartacak heykeltıraşı bekliyordu. Ama genç heykeltıraş bu güzel taşların hiçbirisi ile ilgilenmedi bile, tepeden bakıp gördüğü ve görür görmez âşık olduğu taş, bir kayaydı; hayatın ortasında duran, basbayağı bir kaya, hem de yamuk yumuk, heykel olması imkânsız bir kaya.
Kim görse güldü genç heykeltıraşın haline: "Onu alıp da ne yapacaksın? Heykel değil kaldırım taşı bile olmaz ondan!" dediler. Sustu ve sevgiyle okşadı kayanın yüzyıllardır insan eli değmemiş tenini. "Onu adam edeceğine git kendin heykel ol!" dediler ve güldüler, umursamadı ve diğerleri sahiplendikleri taşları birbirlerine yardım ederek taşırken, o tek başına ittirmeye başladı kayayı atölyesine doğru. Öylesine zordu ki bu kayayı yerinden kıpırdatmak, ama yine de direndi, pes etmedi ve getirip koydu onu atölyesinin başköşesine! Genç heykeltıraş, o kayayı vadide daha görür görmez anlamıştı içinde bir şaheser gizli olduğunu… Bu yüzdendi mutluluğu, bu yüzdendi göğüs kafesini durmadan yumruklayan heyecanı. Atölye de o şahesere bir kez daha baktı; sanki ona gülümsüyordu! Kocaman bir kaya ona gülümsüyordu!
Haklıydı belki de tüm diğer insanlar, büyük bir delilikti kalkıştığı, öylesine zordu ki bu kayayı yontmak, korktu genç heykeltıraş! Başaramamaktan, yarı yolda bırakmaktan korktu. Ama vazgeçmedi.
Sadece kayanın üzerindeki tozları temizlemek bile dört koca ay sürdü. Gece gündüz, dur durak bilmeden çalıştı onun üzerinde. Yontmak gerçekten çok zordu bu kayayı, hem biçimsizdi hem de biçim verirken zarar vermemeliydi ona; çünkü ne granit kadar dayanıklıydı çekiç darbelerine ne de mermer kadar kuvvetli! Çekiçle çalışacak olsa, kuşkusuz un ufak olacaktı, paramparça olup yerlere dökülecekti kayanın narin bedeni. Bu yüzden ufacık bir törpüyle, onun canını yakmadan, acıtmadan, kırmadan ve incitmeden çalıştı. Kayanın bir canı olduğunu ondan başka kimse düşünmemişti zaten. Ama kayanın canını acıtmamak pahasına genç heykeltıraşın eline yapıştı törpüsü de, en ufak bir gelişme meydana gelmedi o kocaman kayanın üzerinde. Sanki o yonttukça kayanın biçimsizliği her an biraz daha artıyor gibiydi, o bir yanını törpüledikçe, kaya başka bir yerden biçimsizleşiyordu! Delirmek işten bile değildi!
Genç heykeltıraş yemeyi içmeyi unuttu da bir dakika bile ayrılmadı o kayanın başından. Geceleri onun yanına koyduğu sert hasır yatakta daldı uykuya, onu izleyerek daldı rüyalarına. Her sabah gözlerini açar açmaz onu gördü, gözleriyle okşadı onun biçimsiz güzelliğini. Aylarca ne kimseyle konuştu ne de bir tek insanı soktu atölyesine ve sonunda güzel bir tanrıça heykeli yarattı herkesin işe yaramayacağı üzerinde ittifak ettiği o kocaman kaya parçasından. Sonra geçip karşına gülümsedi bir gece, heykel de gülümsedi ona.
O gece, tüm şehirdekiler söndürünce evlerinin ışıklarını, şehri yalnızca dolunayın yaydığı o mehtap kuşatmışken, gizlice dokundu dudakları heykelin güzel dudaklarına. Uzun uzun öptü onu. Ve hiçbir şey olmamış gibi yavaşça ayırdı dudaklarından dudaklarını. Geçti yattı yatağına ve heykelini izleyerek daldı bir kez daha güzel bir rüyaya.
Ertesi gece, diz çöküp heykelinin karşısına, "Sana aşığım!" diye haykırdı genç heykeltıraş, "İşte emeğim, işte nasır bağlamış parmaklarım kanıtıdır sana gönüllü köleliğimin. Yalnızca bir kez gülümse ey güzel tanrıça; başka bir şey istemem!"
Gülümsedi tanrıça heykeli, gözleri bir yakut gibi parlayıverdi, "Ben de sana aşığım!" dedi, "Aralıksız tenime değer, nicedir saçlarımı okşarsın. Dün gece karanlıkta dudakların dudaklarıma değdiğinde, ruhun aktı içime ve senden bir parça oldum artık ben, şimdi ben de gönüllü kölenim senin. Söz veriyorum, yalnız seni sevip, yalnız senin tanrıçan olacağım!"
Heykeltıraşın sevincini ve mutluluğunu anlatacak tek bir kelime bile yoktu. Artık vakti gelmişti, herkes görmeliydi bu heykeli, elleriyle yarattığı eserini, bu şaheserini herkes görmeliydi! Aylar boyunca bir tek heykel için çalıştı, aç kaldı, uykusuz kaldı, tütünsüz kaldı, ama yine de bırakmadı elinden törpüyü. Çünkü daha görür görmez âşık olmuştu ona; o kayanın içine hapsedilmiş güzel tanrıçaya! Biliyordu, hem de çok iyi biliyordu onun etrafındaki pislikleri temizlediği zaman heykelin de ona âşık olacağını! Emindi bundan!
O kadar güzelleşmişti ki kaya genç heykeltıraşın atölyesinden dışarı çıktığında, derhal şehrin merkezine dikmeye karar verdiler onu! Üzerindeki beyaz örtü kaldırılır kaldırılmaz kulakları sağır eden bir alkış koptu; herkes çılgıncasına alkışladı, herkesin gözbebekleri şaşkınlıktan iki kat büyüdü. En çok da ülkenin diğer tüm heykeltıraşlarının! Tanrıça heykeli ise etrafına onu görmek için gelen kocaman kalabalığa cömertçe dağıtırken tatlı gülümsemesini, onu senelerce dur durak bilmeden yontan genç heykeltıraşın ondan ufacık bir tebessüm beklediğini bir anda unutuverdi.
Günler geçti. Heykeltıraş her gün gelip koca meydana, sabahtan akşama dek tanrıçasını izledi. Konuştu tanrıça onunla, ama buz gibiydi sesi, bakışlarını meydandaki diğer insanlardan çekip heykeltıraşa yönlendirmedi. Sonra çok geçmeden selamı bile kesti onu meydana getiren, onda kimsenin göremediği güzelliği görüp ortaya çıkartan heykeltıraşla.
"Ben," dedi heykel bir sabah küstah bir kraliçe edasıyla somurtarak, "en güzel heykeliyim şehrin, ülkenin ve hatta Dünya'nın! Sense öylesine bir heykeltıraşsın işte! Beni yontmuş olman değiştirmez hiçbir şeyi, ben zaten güzeldim sense sadece etrafımdaki tozları temizledin! Git sor, kim tanır seni, kim bilir adını? Ama beni herkes tanıyor, herkes seviyor artık! Marifet sen de olsa beni değil seni severlerdi. Bu yüzden ben sana değil çok daha iyilerine layığım! Bir daha gelme buraya, bu meydan benim güzelliğimi görüp kendinden geçen bunca insanla dolup taşarken, seninle konuşmaya vaktim bile yok!"
Sustu ve kabullendi genç heykeltıraş! Boynunu eğip yürüdü ve gitti. Gitti, atölyesinde ne kadar heykel varsa irili ufaklı, hepsini kırdı önce, paramparça etti yıllarca süren emeğini! Ve bir mücevher gibi sakladı gözyaşlarını, sakladı gecelerce, kimselere göstermedi.
Bir gece vakti tüm şehir uyurken, yavaş adımlarla arkasından yanaştı tanrıça heykeline elindeki çekiçle. Heykeltıraşı görünce "Yapamazsın!" diye bağırdı önce tanrıça heykeli, sesini duyan olmadı, sonra kurtuluşunun olmadığını anlayınca "Yalvarırım yapma!" diye çığlık attı. Ama heykeltıraş onu dinlememeye kararlıydı! Büyük bir hızla indiriverdi çekicini önce sağ koluna sonra da sol bacağına. Yere düşen kolunu ve bacağını eğilip alamadı tanrıça heykeli, gözyaşı bile dökemedi arkasına bile bakmadan uzaklaşan genç heykeltıraşın karanlığa bıraktığı ayak izlerinin üzerine.
Ertesi sabah askerler erkenden gelip kapısını çaldılar genç heykeltıraşın; "Üzgünüz," dediler, "yarattığınız şaheseri parçalamış biri, artık bu haliyle şehrimizi süslemeye layık değil, bunu size geri getirdik. Hükümdarımızın emriyle size istediğiniz taşı, istediğiniz malzemeyi vereceğiz; yeni bir heykel yaparak şereflendirin şehrimizi. Eserinizi koruyamadığımız için de bağışlayın bizi."
Üzülmüş gibi yapsa da, tanrıça heykeli çok iyi biliyordu ki, genç heykeltıraş sevindi, hem de çok sevindi. Tanrıça heykelini genç heykeltıraşın atölyesinin bahçesine bıraktılar; yani çıktığı yere! Her gün gelip hayranlık akan gözlerle onu izleyen insanlar, alelade bir kayayı fırlatır gibi fırlattılar bu kez onun narin bedenini. Ve daha görevliler gitmeden almıştı heykeltıraş eline küreği. Saatlerce atölyesinin bahçesinde bir mezar kazarak gömdü tanrıça heykelini.
Aşkı artık emin ellerdeydi; tanrıça heykeli, onu kocaman bir kaya iken bile seveni değil, en güzel haline aldanıp ona iltifat edenleri sevdi. Ve bu yüzden gömdü heykeltıraş onu bu mezara. Mezara girerken "Seni seviyorum!" demek istediyse de, utancından söyleyemedi bunu tanrıça heykeli. Sessizce kabullendi toprak altında uzun bir yaşam sürmeyi!
Ve ardından bir efsane olup yayıldı tüm ülkenin heykeltıraşları arasında bu olay: bu büyük aşk. Sonra da tüm heykeltıraşlar, kırmaya başladılar kendilerine ihanet eden heykellerin kollarını ve bacaklarını: onları kendilerinden başka kimse sevmesin, sevemesin diye ve gömdüler senelerce emek vererek meydana getirdikleri heykelleri kendi atölyelerinin bahçelerine.
Yüzyıllar sonra yok olan o şehirde kazı yapan arkeologlar, hiçbir anlam veremediler yeraltından çıkartılan bazı mükemmel heykellerin kollarının ve bacaklarının kırılmış olmasına. Heykeller o kadar güzel, o kadar ince işlenmişlerdi ki, bu büyük sanat eserlerine zarar vermeye kimse cüret edemezdi. Ama birçok heykelin tek bacağı ve tek kolu kırılmıştı. Hayır, yapılmamış değillerdi, kırılmış oldukları belliydi.
Geniş bir alana kurulan "Sakat Heykeller Müzesi" bu heykellerle dolduruldu. Arkeologlar yıllarca uğraşmalarına rağmen, yitip giden bu efsaneyi hiçbir zaman çözemedi. Bu müzedeki eserlerin hepsi eserlerine âşık heykeltıraşların eserleriydi ve her heykeltıraşın kaderiydi yarattıkları eser tarafından hor görülmek! Bu yüzden, onlardan başka kimse görüp sevmesin diye zarar vermişti onlar, yıllarca emek verdikleri eserlerine…



Rahmi Vidinlioğlu

29.05.2008 23:16:04
 
Yorum Yaz Arkadaşına Gönder Yazdır Yukarı Çık

Bu habere henüz yorum yazılmamış...




Rahmi Vidinlioğlu Bölümünden Son Yazılar
Devamını Oku 15.07.2008 16:19:23 - Suskun Gecenin Gardiyanları
Devamını Oku 01.07.2008 15:18:05 - Korku Oyunu
Devamını Oku 13.06.2008 22:10:39 - Paranın Yükselişi Ve İnsanlığın Çöküşü
Devamını Oku 03.06.2008 21:55:06 - Eğitim Hapishanesi
Devamını Oku 29.05.2008 23:16:04 - Sakat Heykeller Müzesi
Haberi Değerlendirin
Gereksiz bir haber
Yayınlamanız gerekmezdi
Faydalı bir haber olmuş
Gerekli bir haber
Haberiniz çok çok isabetli
Bu haber için oy kullanan 15 ziyaretçimizin puan ortalaması: 2,93
Haber İşlemleri
Arkadaşına Gönder
Yazdır
Yorum Yaz
Yorumları Oku
Haberi Paylaş
Google Google Live Live MySpace MySpace
Facebook Facebook Delicious Delicious Digg Digg
 
Bilgisayar kullanıcılarına müjde
Bilgisayar kullanıcılarına müjde Microsoft'un yeni uygulaması antivirüs programı üreticilerini zora sokacak...
YouTube rekora koşuyor!
MSN Video geliyor
0,47 saniyede derlendi.