Artık bir şeyler değişiyor...  
Anasayfa Künye Reklam Arama
Haberler Video Haber RH+ Röportaj Yazarlar
 
 

Çok Okunanlar
Devamını Oku Uykusuz Çizeri, LeMan Yazarından Arak Yaparsa!..
Devamını Oku Doğu Kadınlarındaki Duygusal Lezbiyenlik
Devamını Oku Destere'de küfür rekoru!
Devamını Oku Aradaki '7 fark'ı göster bana Efes Pilsen
Devamını Oku Askeri helikopterle piknik!

Son Yorumlananlar
Devamını Oku Doğu Kadınlarındaki Duygusal Lezbiyenlik
Devamını Oku Fethullah Gülen marka condom çıktı, ortalık fena karıştı !!!
Devamını Oku Hepsi Grubu Dağılıyor mu?
Devamını Oku 2B Yeniden Meclis'e Geliyor
Devamını Oku Önce arabayı yıkadı sonra kendini

ÜYE GİRİŞİ

Kullanıcı Adı
Şifre

Üye Olayım

Şifremi Unuttum

Sitemiz
Mozilla Firefox
Internet Explorer
Opera
Safari
ile test edilmiştir.



RSS / XML
RSS / XML
EkleBunu RSS Ekle Butonu


Anasayfa> Röportaj> Bir dönemi tarihten silmek istiyorlar
 Bir dönemi tarihten silmek istiyorlar

Bir dönemi tarihten silmek istiyorlar
Gülenay Börekçi, Amerika'da yaşayan Kıbrıs asıllı Türk psikanalist Vamık D. Volkan ile söyleşti




Amerika'da yaşayan Kıbrıs asıllı Türk psikanalist Vamık D. Volkan'ın kitapları arasında, ulusların psikolojisini incelediği psiko-tarih türünde yapıtlar ve terörün temellerine inip hakiki sebeplerini sorguladığı araştırmalar var. En büyük eseriyse Atatürk'ü ölümünden yıllar sonra deyim yerindeyse psikanalize aldığı 'Ölümsüz Atatürk'... Batı'da çok önemsenmesine rağmen bizde ihmal edilen, hatta neredeyse görmezden gelinen psiko-biyografi türündeki bu kitap hakkında Vamık D. Volkan'la konuştuk…

Atatürk'ün psiko-biyografisi neden gerekliydi?

Atatürk imgesi çocukluğumdan beri, bir Türk olarak kendi ideallerime nasıl erişebileceğimi gösteren, içimde özgürlük duygusu oluşmasını sağlayan bir semboldü. Onu anlamak, kendimi de daha iyi anlamamı sağlayacaktı.


Bu kitabın görmezden gelinmesinde, Atatürk'ü etten kemikten oluşmuş bir insan olarak kabul etmek yerine onu hâlâ simge addetmemizin etkisi olabilir mi?

Haklısınız. Kitap, 80'lerin başından itibaren birçok engelle karşılaştı. Saftım herhalde, akademik bir çalışmanın politik itirazlarla karşılaşacağını tahmin edemedim. Mesela Washington'daki Türk Büyükelçisi Atatürk hakkında bir kitap yazdığımızı öğrenince beni elçiliğe çağırarak gözdağı verdi. Kitabı yazmamız 7 yıl sürdü. Bir kopyayı dönemin Kıbrıs Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a gönderdim. Neyse ki, Denktaş Atatürk'ün bir insan olarak tanıtılmasının onun büyüklüğünü daha açık gösterdiğini söyleyerek cevap verdi.


Psiko-biyografi yazımında objektif olunabilir mi? Siz olabildiniz mi?

Yazanın kendi psikolojik motivasyonuna, psikanaliz konusundaki bilgisinin derinliğine ve incelenecek materyalin yeterli olup olmadığına bağlı. Norman Itzkowitz'le birlikte çalışmamız çok önemliydi. Itzkowitz, psikanaliz üzerinde çalışmış nadir tarihçilerden. Kitabın her bölümünü ilk ben yazdım, sonra Norman Itzkowitz'e gönderdim. O yazdıklarıma bir tarihçi gözüyle bakıp değişiklikler ve eklemeler yapıyordu. 7 yıl her ânımızı Atatürk'ün imgesiyle yaşadık. Kitap çıktığında Virginia Üniversitesi büyük bir davet vermişti. O gece rüyamda Türkçe ve yabancı dillerde çıkmış gazete başlıkları gördüm, Atatürk'ün öldüğü yazıyordu. Rüyamda hüngür hüngür ağladım ve Atatürk'e böylece veda etmiş oldum.


Zihninizdeki Atatürk imgesini babanızın imgesinden ayırmak için sizin de psiko-analizden geçmeniz gerekmiş…

Babam öğretmendi, Kıbrıslı bir çiftçinin çok okuyan çocuğuydu, Atatürk'ün yaratmaya çalıştığı yeni Türk kimliğini benimsemişti. Bizler karizmatik liderleri, bilinçdışımızda birer 'baba' figürü olarak algılarız. Ben psikanalist olabilmek için zaten analizden geçmiştim ancak Atatürk'ün iç dünyasını anlatabilmek için onun zihnimdeki imgesini babamın imgesinden ayırmalıydım. Kendi fikirlerimin ve duygularımın etkisinde kalarak psiko-biografisini yazdığım kişinin iç dünyasına farkında olmadan hayali eklemeler yapmamalıydım.

YASLI BİR ÜLKENİN KURTARICISI


Onu kitabınızda nasıl ele aldınız?

Annesi Zübeyde Hanım ile babası Ali Rıza Bey, ilk üç çocuklarını kaybetmişlerdi. Türkiye-Yunanistan sınırında, haydutlarla dolu küçük bir yerde yaşıyorlardı. Ölen çocuklarından biri dere kenarına gömülmüştü. Orayı su basınca bebeğin cesedi toprak üstüne çıkmış, vahşi hayvanlar tarafından parçalanmıştı. Daha sonra yerleştikleri Selanik'te hep bu olayın ve kaybedilen üç çocuğun anısı konuşuluyordu. Bütün bunlara daha sonra kendinden sonra dünyaya gelen kardeşinin ve babasının kaybı da eklendi. 'Komplikasyonlu yas tutma' dediğimiz bu olayın sürdüğü evde, çocuk Mustafa bilinçdışında 'anneyi kurtarma' görevini üstlenmeye karar verdi. Tabii her yas tutan ailenin çocuğu Atatürk'ünkine benzeyen bir iç işleyiş geliştirmez. Atatürk 'onarıcı' bir iç işleyiş geliştirdi. Yaşamı boyunca önce yas tutan annesini ve daha sonra yas tutan ülkesini iyileştirmek, mutlu etmek için çalıştı. Osmanlı'nın son 100 yılı çok kötüydü; 5 milyon kişi ölmüş, 5 milyon kişi mülteci olmuştu. Toplum büyük bir regresyon içindeydi. Atatürk'ün karakteri halkın 'kendilik hislerini' yüceltti, Türkiye'de herkesin paylaştığı bir heyecan dalgası, bir kendine güven yarattı, büyük devrimler böyle başlatıldı… Bugün onu halk düşmanı veya gelenek düşmanı olarak göstermeye çalışanlar var. Halbuki Atatürk bir erişkin olarak her gününde Türk halkını geliştirmek ve yüceltmekle meşguldü.


Atatürk'ün zaafları neydi? Kitabınızda onun narsisizminden de söz ediyorsunuz…


Atatürk'ün temel zaafı iç dünyasında kendini yalnız hissetmesiydi. Fakat bunu örtbas etmek için daha da onarıcı olmaya çalıştı. Narsisizmine gelince; kötü olan abartılmış narsisizmdir. Yararlı narsisizmdeyse kişi kendine olan hayranlığını halkının hissettiği regresyonu onarmak için kullanır. Travmaya uğramış, yas tutan ve aşağılanmış toplumlarda kurtarıcı bir liderin ortaya çıkması için zemin hazırdır. Bu kişi de çoğunlukla narsisizmi kuvvetli biridir. Başa geçtiğinde ya 'onarıcı' ya da 'yıkıcı' olacaktır. Onarıcı lider onu takip edenlerin özgürlüğü için çalışır, başarılı olursa daha da yüceltilir, insanlar tarafından sevilir, bu da liderin kendine olan sevgisini artırır. Hitler gibi yıkıcı liderlerse kendi büyüklüklerini ayakta tutmak için başkalarını ezerler. Atatürk'ün onarıcı bir lider olduğundan hiç şüphemiz olmasın. Osmanlı İmparatorluğu çökerken o ortaya çıktığı için çok talihliyiz.


Türkiye'nin içinde bulunduğu kutuplaşmadan zihinlerimizdeki Atatürk imgesi de nasibini almış gibi görünüyor…

Türkiye'de bir etnik kutuplaşma var. PKK terörü devam ediyor. Fakat halk arasında 'ırkçılık' dediğimiz insanları aşağılayan süreç gelişmedi. Gurur duymalı, dünyanın bunu bilmesini sağlamalıyız. Zira bu, Türklerle Kürtlerin yan yana ve barış içinde yaşamaları için gerekli zeminin mevcut olduğunu gösterir. İkinci kutuplaşma, dinin politikaya sokulmasıyla oluştu. İşte bu beni çok üzüyor. İnsanların inançlarına karşı değilim, dini politika için kullanmaya karşıyım. Tarih boyunca dinin politikaya karıştırılması hep kutuplaşmalara ve başka felaketlere yol açmıştır. Türkiye'de bu ikinci kutuplaşmayı başlatmaya hiç gerek yoktu. İslam'da bir moda stili olarak yeri olmayan ve 'modern' diyebileceğimiz türbanın bir üniforma gibi kullanılması "sen bendensin, sen benden değilsin" denmesine yol açtı. Sonuç olarak da hem boşu boşuna enerji sarf edildi hem aşırı milliyetçiliğe bir kapı daha açıldı.

Bir dönemi tarihten silmek istiyorlar



DEMOKRASİ DİYEREK DİN POLİTİKAYA ALET EDİLİYOR


Sebepleri nedir bunun?


İçten ve dıştan birçok nedeni var. Psikolojik motivasyondan söz edeyim. Bir imparatorluk kaybettik. Son 100 yılda milyonlarca insan öldü, toprak kaybedildi. Toplumlar ortak kayıplardan sonra yas tutarlar. Yas tutmak, kaybedilmiş şeyleri anma, bu anıları içimizde saklama, geri kalanlara ise 'Allahaısmarladık' deme sürecidir. Yas süreci yavaş yavaş gelişir, 10 yıllarca sürer... Türkiye'deki bazı politikacılar söz konusu yas sürecinin hazırladığı zemini kullanıyorlar. Yani kaybettiklerimize veda edecek yerde, onları canlandırarak 'demokrasi' adı altında dini politik ve sosyal süreçlere katıyoruz.


Bunun sonuçları ne oluyor?

Dini politikaya sokunca kadınların özgürlüğü kısıtlanır. Bir milletin yüzde 50'sinin kadınlardan oluştuğunu düşünürsek, onları bilerek ya da bilmeyerek aşağılayan millet çok şey kaybeder. Bence Türkiye'yi Atatürk'ün başlattığı Türk kadınlığı kimliğine sahip çıkacak bir kadın kurtaracak. Keşke Türk kadınlarına örnek olacak karizmatik bir kadın liderimiz çıksa… Mesela, Kıbrıslı Türkler üzerinde kendi tarihlerini inkâr etmeleri, unutmaları yolunda baskılar söz konusu. Kıbrıslı Türk çocukların okudukları bazı okul kitaplarında ninelerinin ve dedelerinin başına gelenlerden söz edilmiyor; Sayın Rauf Denktaş'ın adı bile geçmiyor. Bunu yapmaları için AB Kuzey Kıbrıs'a 60 bin Euro ödemiş. Bu tür bir şey Türkiye'de de gelişiyor. Atatürk dönemini tarihten silmek isteyenler var. Geçmişimize sahip çıkmak, Osmanlı'nın son günlerinde yaşananları, Atatürk'le arkadaşlarının yaptıklarını tarihten silmeyi gerektirmez.

DEVRİMLER TRAVMA DEĞİL ÜMİT YARATTI

Atatürk Devrimleri'nin Türk toplumu üzerinde bir travma etkisi yaratıp yaratmadığı tartışılıyor...

Tarihçiler Osmanlı'nın son 100 yılında Anadolu'nun ne kadar bakımsız kaldığını benden çok daha iyi anlatırlar. Türkiye halkının geçirdiği büyük travma o zamana ait. Atatürk devrimleri travma değil ümit yarattı. Her büyük toplumun kahramanları var. Atatürk, Türk tarihinin en büyük kahramanlarından. Bir mücevheri çamurla kaplasanız da o hâlâ mücevherdir. Kayba uğrayan, mücevherin varlığını inkâr eden olur.

Atatürk ve kadınlar

Kitabı yazmaya karar verince 13 ay boyunca Atatürk'le ailesini tanıyanlarla veya Atatürk'ü derinden inceleyenlerle konuştum. 'Tek Adam' kitaplarının yazarı Şevket Süreyya Aydemir, dosyalarını bana açmıştı. Atatürk'ün evlat edindiği Sabiha Gökçen'i de sık sık ziyaret ediyordum. Gökçen, bana Atatürk'ün evlat edindiği öteki kız çocuklarıyla ilgili tavrını da anlattı. Yeni Türk kimliğiyle gelişecek Türk kadınlarının, yas tutan annesi gibi olmalarını istemiyordu. Yeni Türk kadını, dini bahane ederek kendilerini ezenlerden kurtulmalı, neşeli, mutlu ve özgür olmalıydı. Atatürk bazı konuşmalarında Türk erkeklerine bencil olmaktan ve kadınların özgürlüğünü kısıtlamaktan vazgeçmelerini söylemişti. Aynı sözleri bugün söylemekte olanların seslerinin de duyulmasını isterim.

Araştırmalarımız sırasında Atatürk'ün bir de erkek çocuk evlat edindiğini öğrendik. Abdürrahim Tuncak'ı aslında Zübeyde Hanım yetiştirmişti. Onun anlattıklarından çıkardığımıza göre, komplikasyonlu yas tutan kişilerde çoğu zaman görüldüğü üzere Zübeyde Hanım dine dönmüştü. Ve yaşadıklarından etkilenmiyormuş gibi görünmek için 'sert kadın' rolü oynuyordu. Bana göre Atatürk'ün şahsi psikolojisinin oluşumu, annesinin bu komplikasyonlu yas tutma halinden çok etkilenmişti. Onun Türk kadınlarına aşılamak istediği özgüven ve bağımsızlığın altında yas tutan annesiyle ilişkisi vardı. Tabii ki bir yetişkinin yaptıklarını sadece çocukluğunda başına gelenlerle izah edemeyiz. Fakat çocuklukta elde edilen zemin önemlidir.

Yazarın Türkçe'de yayınlanan kitapları


Ölümsüz Atatürk: Yaşamı ve İç Dünyası (Bağlam)


Kıbrıs: Savaş ve Uyum (Everest)


Kimlik Adına Öldürmek: Kanlı Çatışmalar Üzerine Bir İnceleme (Everest)


Körü Körüne İnanç: Kriz ve Terör Dönemlerinde Geniş Gruplar ve Liderleri

(Okuyan Us)


Psikanalitik Öyküler 1: Kozmik Kahkaha (Okuyan Us)


Psikanalitik Öyküler 2: Atlarla Yaşayan Kadın (Okuyan Us)


Psikanalitik Öyküler 3: Kusursuz Kadının Peşinde

(Okuyan Us)

- Akşam -


05.08.2008 19:27:23
 
Yorum Yaz Arkadaşına Gönder Yazdır Yukarı Çık

Bu habere henüz yorum yazılmamış...




Röportaj Bölümünden Son Yazılar
Devamını Oku 19.11.2008 15:03:56 - Yavuz Semerci, Sayım Çınar'a Konuştu
Devamını Oku 16.11.2008 21:49:47 - Ahmet Hakan, Sayım Çınar'a Konuştu
Devamını Oku 08.11.2008 15:56:05 - Çalışlar: "Özal'a Kızanlardandım Ama Hata Etmişim"
Devamını Oku 03.11.2008 18:38:02 - Murat Müfettişoğlu ile Ömrün Ödülü Üzerine
Devamını Oku 03.11.2008 00:20:43 - Nazlı Ilıcak, Sayım Çınar'a Konuştu
Devamını Oku 01.11.2008 07:53:57 - "Yasak Kararına Güldüm"
Devamını Oku 29.10.2008 13:44:15 - 3 Troll Bu Röportajda Yan Yana Geldi!
Devamını Oku 28.10.2008 07:10:25 - Sözlük Trolleri Renkhaber'de!
Devamını Oku 26.10.2008 03:52:37 - Ayşe Arman'dan Özel Açıklamalar
Devamını Oku 19.10.2008 17:35:10 - Çetin Altan'la Cevdet Anday Neden Kavga Etti?
Devamını Oku 15.10.2008 12:26:57 - Fatih Altaylı'nın Bu Röportajı Konuşulacak!
Devamını Oku 12.10.2008 15:27:57 - Ece Temelkuran, Sayım Çınar'a Konuştu
Devamını Oku 05.10.2008 00:42:33 - Atilla Dorsay, Sayım Çınar'a Konuştu
Devamını Oku 28.09.2008 01:38:09 - Haşmet Babaoğlu, Sayım Çınar'a Konuştu
Devamını Oku 21.09.2008 17:49:49 - Lüferi ona Kenan Evren sevdirdi
Devamını Oku 21.09.2008 12:10:58 - Saba Tümer, Sayım Çınar'a Konuştu
Devamını Oku 16.09.2008 23:54:53 - Balçiçek Pamir, Sayım Çınar'a Konuştu
Devamını Oku 15.09.2008 11:51:40 - Sayım Çınar'ın, Balçiçek Pamir ile Röportajı
Devamını Oku 13.09.2008 01:40:23 - Özel Röportaj - Pelin Batu
Devamını Oku 07.09.2008 01:06:48 - Sayım Çınar'ın, Emre Aköz'le Röportajı
Haberi Değerlendirin
Gereksiz bir haber
Yayınlamanız gerekmezdi
Faydalı bir haber olmuş
Gerekli bir haber
Haberiniz çok çok isabetli
Bu haber için oy kullanan 7 ziyaretçimizin puan ortalaması: 2,57
Haber İşlemleri
Arkadaşına Gönder
Yazdır
Yorum Yaz
Yorumları Oku
Haberi Paylaş
Google Google Live Live MySpace MySpace
Facebook Facebook Delicious Delicious Digg Digg
 
Bilgisayar kullanıcılarına müjde
Bilgisayar kullanıcılarına müjde Microsoft'un yeni uygulaması antivirüs programı üreticilerini zora sokacak...
YouTube rekora koşuyor!
MSN Video geliyor
0,47 saniyede derlendi.