Gezmenin hem özgürleştirici hem eğitici bir yanı var..
Mebusa Tekay'ın yeni
kitabı "Batı Doğudan Başlar" E yayınlarından yayımlandı. Bu gezi kitabını bir
çırpıda okuyabilirsiniz. Mebuse Tekay, İran, Pakistan, Hindistan ve Nepal'e
yaptığı otobüs yolculuğunu anlatıyor kitabında. Doğu'da gezerken Batı'yı
düşünüyor, sömürgeci yüzünü sorguluyor. Doğu'nun görkemli yapılarını, bozulmamış
doğasını, sevdiği insanlarını, ilginç gözlemlerini öykü tadıyla anlatıyor bize.
"Yolculuklar, bizim için iyi, doğru, doğal olanın herkes için böyle
olmayabileceğini, hayatta başka doğrular, başka iyiler de olabileceğini, bunun
pekala mümkün olduğunu, bütün farklılıklarımızla birlikte yaşayabileceğimizi
gösterir bize. Başkalarının arasına karışır, hayatlarına girer, onlara
dokunurken, nasıl yaşadıklarını görür, daha iyi anlarız onları." diyen Tekay' ın
kitabı birlikte gezmeye, birlikte anlamaya çağırıyor okuru.
S.Ç. Fotoğrafevi' nin
İstanbul'dan Katmandu'ya kalkan Sarı Otobüs'üne binip İran, Pakistan, Hindistan
ve Nepal'e gitmek fikri aklınıza nereden geldi?
M.T. Doğu'yu merak etmeye
başlamıştım. Otobüsle gezmek de çok cazip geldi. Otobüsle yolculuk uçakla bir
yere gidip dönmeye benzemiyor, hayatın ritmine uygun bir yanı var. Bir ülkeyi
boydan boya geçerken yalnızca pencereden dışarı bakarak bile çok şey görebiliyor
insan. Kentler nasıl, köyler nasıl, kavgacılar mı, huzurlular mı, kadın erkek
ilişkileri, çocuklara davranışları, ne bileyim bir sürü konuda genel bir
fikriniz oluyor.
S.Ç. Neden Doğu'yu merak etmeye
başladığınızı öğrenmek istiyorum, ama önce en
çok etkilendiğiniz, tekrar görmek istediğiniz yerlerden söz edelim mi biraz?
M.T. Doğu'nun göz
kamaştırıcı mekanlarını, el değmemiş doğasını, konuksever, dayanışmacı
insanlarını tanıdığım yolculuğun bütünü keyifli ve anlamlıydı. Ama ara sıra
bulunduğum yerden uzaklaşmak istediğimde, İsfahan'da Nagş'e Cihan Meydanı'nın
havuz başında oturur, Taftan Çölü'nün kumlarına yatar, İndus Nehri kıyısında
pembe yunusları seyrettiğimi canlandırırım gözümde. Ya da bazen dolunaya
bakarken, her dolunayda Maymun Tapınağı'na gidip, geceyi Buda'ya eşlik ederek
geçiren Nepallileri hatırlar, onların yatıştırıcı, huzurlu, sevgi dolu
bakışlarını özlerim. Ama insanlar bunlar için yola çıkmazlar tabii, bunlar yolda
başımıza gelenlerdir. Yine de gitme nedenlerimizden çok onları hatırlarız, tuhaf
belki de.
S.Ç. Neden
Doğu'yu merak ettiniz?
M.T. Önce Batı'ya
gittim. 20 yaşında bir kaç ay Viyana'da yaşadım. Sonrasında da çok uzun süre hep
Batı'da gezdim. Bu doğaldı çünkü Batılı olmak istiyordum, Batı'yı merak
ediyordum, onların düşünürlerini okuyor, değerlerini öğreniyor, Batı
referanslarıyla konuşuyordum.
S.Ç. Sonra Batılı olmaktan vaz mı geçtiniz?
M.T. Kendimi
tanımlarla ifade etmekten vazgeçtiğimi söylemek daha doğru. 1980'li yılların
sonlarında dört aya yakın bir süre Sovyetler Birliği'nde kaldım. Okuduklarımla,
bildiğimi sandığımla, gördüklerim farklıydı. Sonra Batılıların söyledikleriyle
yaptıklarının aynı olmadığını farkettim. Siyahlara, Müslümanlara karşı
davranışları, kendi değerlerine uygun görünmüyordu. Aklım karışmıştı, hem daha
çok okuyup hem daha çok gezmeye başladım. Artık her yeri kendi gözümle görmek,
tanımak, anlamak istiyordum ve yüzümü Doğu'ya da çevirdim. Şimdi hem Doğulu hem
Batılı olunabileceğini, örneğin muhalif yanımı Batı'dan, dayanışmacı yanımı
Doğu'dan aldığımı düşünüyorum.
S.Ç. İran'la
başlayalım isterseniz, İran'da yaşayan kadınları anlatır mısınız?
M.T. Beni en şaşırtan ülkeydi diyebilirim. Şaşırdım çünkü İran'ı geri bir ülke
olarak düşünmek, bütün olumsuz imajları eklemiş zihnime. Oysa İran büyük
uygarlıklara mekan olmuş, onların izlerini her yerde görmek mümkün. İranlı
kadınları ise hayatın her alanında, üniversitelerde, işyerlerinde, sokaklarda,
kahvelerde her yerde görebilirsiniz. Başları kapalı ama fikirleri açık,
aydınlık. Örneğin bir kadın başbakana sahip olmuş nadir ülkelerden biri olan
Pakistan'da, başlarını kapamak zorunluluğu yok ama Lahor gibi büyük kentlerde
bile çalışan, sokakta yürüyen kadın sayısı çok az.
S.Ç. Dört ülkeden
hangisinin mutfağını daha çok beğendiniz?
M.T. İran kebaplarının tadı damağımda kaldı. Pakistan'ın yeşil mercimekli dal
yemeğini, Hintlilerin sebze çorbalarını sevdim.
S.Ç. Her
gezgin gittiği yeri yaratır diyor, Nikos Kazancakis. Siz aynı zamanda öyküler de
yazıyorsunuz. Gittiğiniz yerler öykülerinizi zenginleştiriyor değil mi?
M.T. Hepimiz aynı ülkenin,
kentin, olayın değişik yanlarını görüyor, bir anlamda yeniden yaratıyoruz ama
aynı zamanda gördüklerimiz de bir anlamda bizi yeniden yaratıyor. Bu kitapta hem
gördüklerimi hem gördüklerimin bende yarattığı değişimi anlatıyorum, iç içe
geçmiş iki yolculuk diyebiliriz. Gezmenin insanı zenginleştiren bir yanı var, bu
öykülerime de yansıyordur umarım.
S.Ç. Aslında
bu kitabınız da öykü tadında zaten. İran'da şairlere özel bir önem
veriyorlarmış, biraz bundan söz edelim mi?
M.T. İran'da büyük kentlerde yedi sekiz yüz yıllık şairler mezarlıkları var.
Tebriz'de şairler mezarlığına gittik. Çiçekler içindeki yemyeşil bahçeye,
mezarlık demeye bin şahit ister. İnançlarına göre toprağa karışmak yeterli, bu
yüzden ayrı ayrı mezarlar yoktu. Bir tek Şehriyar için büyük bir anıt mezar
yapmışlardı. İçine girince şaşırdım. Çünkü kapının bir tarafında dini, siyasi ve
idari liderlerinin fotoğrafları, diğer tarafında da Şehriyar'ın fotoğrafı
asılıydı. Şehriyar'ın fotoğrafı liderlerinkinden büyüktü. Şairlerine ayrı
mezarlık yapan, fotoğrafını yaşayan liderlerden daha büyük koyan kaç halk var?
Ülkelerin rejimi her şeyi anlamına gelmiyor.
S.Ç.Hindistan'da dünyanın en büyük dinsel buluşmaları gerçekleşiyor. Siz bu
dinsel buluşmalarda farklı neler gördünüz?
M.T. Müthiş bir çeşitlilik var. Çok tanrılı, kast sistemine bağlı Hindular;
yaratan bir Tanrı inancı taşımayan, kast sistemine karşı çıkan Budistler;
Allah'a inanan Müslümanlar birlikte yaşıyorlar. Siyasi nedenlerle
kışkırtılmadıkça da gül gibi geçinip gidiyorlar. Hinduizmin içinde de sayısız
teoloji, felsefe var. Aşka yaklaşımları bile çok farklı olabiliyor. Bazı
Hindular aşk için evliliği koşul sayarken, bazıları bedenin hakikatini
gerçekleştiren evrenin hakikatine de ulaşır anlayışını benimsiyor.
S.Ç.Hindistan'da yoksullar nasıl yaşıyor?
M.T.
Dünyadaki her altı kişiden biri Hindistan'da yaşıyor. Zengini de var çok yoksulu
da. En zor durumda olanlar, kast sistemine dahil edilmeyen 'dokunulmazlar'. En
kirli işleri onlar yapıyor, en az kazançlı işlerde onlar çalışıyor, daha doğrusu
çoğu da işsiz. Diğer kastlardan insanlar onlara dokunmaktan kaçındığı için
onlara 'dokunulmazlar' denilmiş. Anayasa dokunulmazlar kavramını gayrimeşru ilan
etmiş, ayrımcı davranışlara yaptırım getirmiş olsa da bugün özellikle kırsal
kesimde hala çok kötü koşullarda yaşıyorlar.
S.Ç.Dünyanın
en küçük polisleri Hindistan'da yaşıyormuş..Siz bu küçük polislere rastladınız
mı?
M.T. Algı çok seçici, yüzlerce görüntüden bize uygun olanı seçip kaydediyor her
zaman. Benim bir polisi fark etmem çok zor, bu yüzden olmalı küçük polisleri
görmedim.
S.Ç. Yalnızca kentleri gezmeyi değil, yol halini de sevdiğiniz anlaşılıyor. İlk
yolculuklarınız nasıldı?
M.T. Yolun, yol
halinin sevilebileceği bilgisi çocukluğumdan kalma. Yolla ilgili en silinmez
anılarım, ağabeyimin araba kullanırken söylediği neşeli şarkılar ve lastik
patladığında ya da araba bozulduğunda annemin yatıştırıcı sesi: "Telaşlanmayın.
Bu iş başımıza gelmese burada durup da etrafı seyreder miydik? Bu güzel bir
fırsat oldu. Şu kavak ağacını görüyor musun ne farfaracıdır biliyor muydun?"
gibi bir şeyler söyler herkesi rahatlatır, dikkatimi bulunduğum yere vermemi
sağlardı. Okunan gazeteleri biriktirir, yollarda 'gazete, gazete' diye
koşuşturan çocuklara verirdi. Rüzgarın, ırmakların, ağaçların sesini dinlemeyi;
yoldaki insanlar ne yaşar, ne ister onları düşünmeyi, anlamaya çalışmayı erken
yaşlarda öğrendim.
S.Ç. Son
olarak gezgin olmanızın en temel nedenini anlatır mısınız?
M.T. Gezmenin hem özgürleştirici hem eğitici bir yanı var. İş, güç yokken yani
zaman tamamen bana aitken ne yapmak istersem onu yapıyorken kendimi daha özgür
hissediyorum. Daha önemlisi de farklı kültürleri tanıdıkça ufkumun
genişlediğini, kendimin de farklılaştığını hissediyorum. Gezerken, benim için
iyi, doğru olanın herkes için böyle olmayabileceğini, hayatta başka doğrular da
olabileceğini görüyor hem başkalarını hem kendimi daha iyi anlıyorum.
SAYIM ÇINAR
sayimc@superonline.com
Batı Doğu'dan Başlar-E
yayınları-166 sayfa

