| Hasan Önürdeş'le Röportaj |
|
| |

"Kavak Yelleri" dizisinden tanıdığımız genç oyuncu-şair Hasan Önürdeş'in ilk şiir kitabı yayımlandı.
Beni sorarsanız pek iyi bilmezler.
İyi falan da değilimdir zaten.
Ben, yani nasıl bilinirse, öyle bilen biri kendini...
Bana sorarsanız pek iyi bilmem kendimi.
İyisi mi siz, ne bana beni sorun,
ne de beni bana;
ikisi birbirini pek iyi bilemez bazen.
Diğerleri mi? Diğerleri de var;
beni sorarsanız pek iyi bilmezler.
Ben onlardan biraz dışarı,
onlar benden biraz içeri...
İyi falan da değilimdir zaten,
insan kolay unutur iyileri.
Ben de unuturum...
Ama ben kötüleri de unuturum, her şeyi unutuyorum.
Yani nasıl bilinirse, öyle bilen biri kendini...
Kendimden geçip, kendimle oluyorum bazen.
"Kavak Yelleri" dizisinden tanıdığımız genç oyuncu-şair Hasan Önürdeş'in ilk
şiir kitabı yayımlandı. 'Ben Yoktum' adlı kitabı Devir Yayıncılık'tan çıkan
şairle oyunculuk ve yazmak arasındaki benzerlikleri ve ayrımları konuştuk. TV
dizilerinin yakışıklı yüzü olarak bilinen Hasan Önürdeş, ilk şiir kitabını
yayımlayarak edebiyat piyasasına sağlam bir adım attı.
Sizi dizilerden tanıyoruz. Şimdi bir de şiir kitabı yazdınız. Kendinizi
hangisine ait hissediyorsunuz; oyunculuğa mı şairliğe mi?
Her şeyin çoktan başlamış ve devam etmekte olduğu bir yerde hissediyorum
kendimi, işte tam da orada dikilmiş bir ünlem işareti olarak, işimi iyi yapmaya
çalışıyorum. Şöhretin bana göre olduğuna hiç inanmadım. Bir takım şeyleri
yapmamın nedeni olmasa da, sonucu olarak karşıma çıkıverdi bu. Oyunculuk keyifli
bir meslek, yazmak ise yaratmanın tadını çıkarmama yarıyor. Bir şiir sever
olarak, okumak istediğim şiirleri yazdığımı da söyleyebilirim.
Sanatın
bir dalında iyi olan kişilerin başka bir dalda da yetenekli olabileceklerini
savı doğru belki de... Tiyatroyla ilgilenenlerin iyi şiir yazmaya daha yatkın
olduklarına dair bir genelleme vardır. Çünkü oyuncular için gözlem çok önemlidir
ve seçilmiş bir durumu alt anlamlarıyla birlikte algılamak, oluşturmak ve
sergilemektir işimiz. Aynen şiir yazmakta da olduğu gibi... Ayrıca şiir her ne
kadar "okunan" bir sanat türü olsa da, sanırım her şair şiirini "söylenmesi"
için yazar. Bu nedenle şiir, oyunculuktakilere benzer bir takım ifade
biçimlerini rahatlıkla barındırabilecek niteliktedir bence. Ben de şiirlerimi
yalnızca kağıt üzerinden okunacak şekilde değil, söylenerek vücut bulacak ve
ancak o zaman gerçek değerini yansıtacak biçimlerde yazmaya çalıştım. Bu konuda
oyunculuğumdan da faydalandım. Aslında her şiir okuyucusu da bir nevi oyuncudur
bence. Şiiri anlayışıyla ve kendi zihninde ona bir ifade yüklemesiyle yeni bir
yaratım süreci başlar. Bu süreç her okunuşunda farklı farklı tekrar eder. Bu
noktada top artık okuyucuda...
Son yıllarda ülkemizde şiir okurunun azaldığını gözlemliyoruz. Siz bunu neye
bağlıyorsunuz?
Salt öznel duygu ve fikirlerin yansıtıldığı şiirler, okuyucuyu bu türden
uzaklaştırıyor olabilir. Zaten bazı zümrelerin şiir gibi pek çok türü "yüce
sanat" olarak sahiplenmesi, kendi içlerine kapanarak bir döngüye girmeleri,
şiiri halktan uzaklaştırıyor. Tabiri caizse şiirin bir entel-dantel işi olarak
görülmesine yol açıyor. O zaman da şiiri halk değil, yalnızca şairler okur hale
geliyor. Halbuki insanların ortak beğenilerine ve toplumsal birikime
yakınlaşabildiğiniz Şiir yazmak ortak bir paylaşım alanı yaratmak. Okuyucuların
kendilerinden katacağı tok bir zerre bile, bizi birbirimize daha çok
yaklaştıracaktır...
Ölçüde, aşacağız bunu. Çünkü şiir ortak bir paylaşım alanı yaratmak aslında ve
her okuyanın kendinden katacağı tek zerre, bizi birbirimize yaklaştıracaktır.
Yazma biçiminizden söz eder misiniz?
Aslında
şiir tamamen bitene kadar zihnimin bir köşesinde canlı olarak bulunuyor, öyküsü
oluşuyor. Karakterler, onların ruh halleri, olaylar, mekanlar oluşuyor. Hepsini
en ince ayrıntısına kadar tasarlayıp kurguluyorum. Yani eve kapanıp "evet bugün
şiir yazacağım" ya da "bak ruh halim geldi, dur bir şiir patlatayım" demiyorum.
Sokakta yürürken, yemek yerken ya da birisiyle konuşurken kafamda o şiiri
oluşturmaya devam ediyor olabilirim, örneğin ilk bakışta okuyucuyu
korkutabilecek biçimde 55 sayfa olan "Aynalı Sokak"ı tamamlamam yaklaşık 8 ay
aldı. Okuyanlara doğrudan yansımıyor belki ama karakterlerin kişisel tarihlerine
kadar her şeyi belirlemekle uğraştım. Zaman ve mekan kavramlarını kullanmak ve
bir takım karakterleri işlemek benim için önemli. Çok düşünüp az yazıyorum yani.
Kitabınızın arka kapak yazısını şair Lale Müldür yazmış... 'Lirik bir senfoni
gibi' diyor.
Lale Müldür çok saygı duyduğum usta bir şairdir ve Türk şiirinde tartışılmayacak
bir yere sahiptir. Benim doğrudan, şiirimle ilgili böyle bir tanımlamada
bulunmam pek doğru olmaz sanırım. Ama şunu söyleyebilirim ki, tüm sanat dalları
ve disiplinlerinden faydalanarak, onları şiirin potasında eritmek isteyen biri
olarak, yazdıklarıma iniş çıkışlarıyla, farklı bölümleriyle müzikal bir nitelik
de kazandırmayı önemsiyorum. Klasik müziğe olan ilgim ve amatör bestecilik
geçmişim, akıcılık ve sözsel-sessel dönüşümler konusunda şiirime katkıda
bulunmuştur. Lirik olması da, zaman zaman coşkun bir anlatıma kavuşması
noktasında yerinde bir tespit...
Sayım Çınar
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|
|
|
Haberi Değerlendirin
Bu haber için oy kullanan 1 ziyaretçimizin puan ortalaması: 1,00
|
| |
| Sözlükler Renkhaber'de |
5 büyük sözlük olan Ekşisözlük, Uludağsözlük, İtüsözlük, Lafmacun ve Nacizanesözlük'ün en beğenilen entryleri Renkhaber'de....
|
|
|
|
|
|
|
|
|