SAYIM ÇINAR
sayimc@superonline.com
Hayal gücü bilgiden daha önemlidir
Abidin Sönmez' in yeni kitabı Cinius Yayınlarından yayımlandı
"Gelişmiş Ülke Adamı" tümüyle yazarın yaşadıklarından oluşuyor. Öyküler insanın çeşitli durumlarda karşı karşıya kaldığı ilginç ve farklı çelişkileri, duygulanımları anlatıyor. Kimi öyküde çatışma halindeki iki farklı duygusal durum derinlemesine incelenirken kimisinde yok sayılan, görülmemeye çalışılan duygular dile getiriliyor. Yaşamda dik ve sağlam bir şekilde ayakta durmanın gerekleri; buna karşı hissedilen vurdumduymazlık ve hırçınlık öykülerin bir bölümünde göze çarpan öğeler. Öykülerin bazıları ise insanın sorunlara karşı takındığı tutumu sorguluyor; bu konuda çarpıcı örnekler içeriyor. Dostluğu, sevgiyi, önemsenmeyi tatlı bir dille örneklendiriyor kitap. Bu öğeler hemen her öykünün içinde bir yerlere serpiştirilmiş durumda.
Kendine güvenmek insanın ayakta durabilmesi ve yok olmaması için olmazsa olmaz niteliğinde bir koşul. Kendi niteliklerinin ve yetkinliklerinin farkında olmak bir insan için kendine güveni sağlayıcı temel unsurlardan. Fakat insanın kendine güvenebilmesi için sadece kendisiyle ilgili unsurlar yeterli değil. Ait olduğu toplumla, ülkeyle barışması da şart. Önce nereye ait olduğuna karar vermeli insan. Sonra taşını toprağını, kurdunu kuşunu, börtü böceğini insanını, denizdeki karpuz kabuğunu, politikacısının yalanını, işgüzarın dolabını, kısaca her şeyini benimsemeli oranın. Onaylamak değil bu. Bilmek, farkında olmak, sevmek. Kendinin bir parçası gibi görebilmek. İşte ben buyum demek kısacası. Bu taraflarım iyi ama şu taraflarım da kötü diyebilmek. İyisiyle kötüsüyle kabullenmek yani. Eksiksiz kendine güven için güzel bir yol bu. Gelişmiş Ülke Adamı'nda yer alan öykülerde bir yerlerde bu ana fikir gizli.

'Gelişmiş Ülke Adamı ' adlı kitabınızdaki öyküler yaşanmış hayat kesitlerinden mi oluşuyor?
Gelişmiş Ülke Adamı'ndaki öyküler tümüyle kendi yaşadıklarımdan oluşuyor.
Başkalarının hayatını yaşamak, sizi rahatlatıyor mu?
Başkalarının hayatını yaşamak insanı nasıl rahatlatabilir bilemiyorum. Çünkü başkalarının hayatını yaşayamaz insan bence. Yaşadıktan hemen sonra artık sizin hayatınız olur. Elbette başkalarının hayatlarına ilişkin notlarım ve birikimim de var. Fakat Gelişmiş Ülke Adamı'nı oluştururken seçtiğim öykülerde kendi yaşadıklarım yer alıyor.
Öykülerinizi nasıl yazıyorsunuz?
Öykülerim önce minik notlar şeklinde başlar. Kimi zaman bir paragraflık kimi zaman bir sayfalık notlardır bunlar. Zamanla notlar büyür, uzar, çoğalır. Bu evreye "öykünün genleşmesi" adını veriyorum ben. Öykü genleşmesini tamamlayınca düzeltme evresine geçerim. Sayısız kere okuyup düzeltirim. Bu evrede çok zaman geçiririm. Yazdıklarım için "bir çırpıda okunuyor" denmesini buna bağlıyorum daha çok.
Öykülerinizin geçtiği yerleri özlüyor musunuz?
Öykülerimde hayatın geçtiği yerleri özlerim sık sık. Gider özlem gideririm çoğu kez, tabi çok uzakta değilse.
Türk Edebiyatı'nda siz kendinizi nasıl konumlandırıyorsunuz?
Türk Edebiyatında kendimi "konum edinme çabası içinde" şeklinde konumlandırıyorum. Kendini ifade etmek insanın temel gereksinimlerinden biri. Yazmak kendini her seferinde biraz daha iyi ifade etmeye olanak tanır. Yazarın konumu yazdıkça belirginleşir, kesinleşir. Bence her yazar buna çabalamaktadır biraz.

Milliyet Sanat Dergisinin, Abdi İpekçi Öykü yarışmasında Mansiyon ödülü almışsınız. Ezgiyle Gelen inanılmaz heyecanlı ve gerçek bir öykü. Edebiyat gerçeğe yaklaşmaktır değil mi?
Gerçekle neyi kastettiğiniz önemli. Bence edebiyat "Aslında tam olarak ne olduğunu" anlatır. Görünenle birlikte arka plandaki görünmeyeni de verir. Aksi durumda okumaya ne gerek var? Bu açıdan bakılırsa evet, edebiyat gerçeğe yaklaşmak ve yaklaştırmaktır denilebilir.
Yazar görüleni, fark edileni, fark edilemeyen ve görülemeyen kısımlarıyla birleştirerek yansıtır. Buzdağının su üstünde olan kısmını herkes görebilir. İnsan su altında kalan bölümün ne kadarına hakimse gerçeğe o kadar yaklaşmış olur.
Sessiz, derin ve sade yazan bir yazarsınız. Zafer'in Çakmağı, Kurt Baba öyküleri hep ders veren öyküler. Bu öykülerin karakterlerini çok sevecen ve de çalışkan. Bu kahramanlarla tanıştınız mı?
Yukarıda da belirttiğim gibi Gelişmiş Ülke Adamı bütünüyle yaşadıklarımı içeriyor. Bunlarla ve diğer kahramanlarla tanıştım ve anlatılan olayları yaşadım. Bazılarıyla iletişimim sürüyor. Örneğin Kurt Baba ile daha bir hafta önce görüştük, çay içtik. Yazlığına gelmişti. Gelişmiş Ülke Adamı'nda öykülerin karakterleri genellikle çok sevecen ve çok çalışkan gerçekten. Fakat bu tüm yazılanlarda böyle olmak durumunda değil. "Bu kitaptakiler böyle" demek daha doğru sanırım. Çalışkan ve sevecen karaktere sahip kişiler öykü yazma isteğimi kamçılıyor olmalı.
Gittiğiniz yerler öykülerinizi zenginleştiriyor değil mi? Türkiye'de çok fazla yoksul var değil mi? Bu kadar çok yoksulun olduğu bir ülkede, zenginlerin özel konuşma biçimleri var.
Elbette gidilip görülen yerler yazılanları zenginleştirir. Türkiye'de yoksulluk son yirmi beş, otuz yıldır sürekli olarak azalıyor bence. Çok fazla seyahat gerektiren bir işte çalışıyorum. Ülkemizdeki birçok yerleşim merkezinde aralıklı olarak sık sık bulunuyorum. Yoksul sayısının azaldığını net olarak gözlemlediğimi söyleyebilirim. Ayrıca "yoksul" kavramının tanımı değişiyor ve biz bunun farkına varamıyoruz çoğu kez. Ekonomik gelişme sürecini tamamlamak üzere olan her ülkede olduğu gibi ülkemizde de artık ekonomik olarak eskiye göre daha iyi durumdaki kişilere yoksul diyoruz ve bu değişimi fark edemiyoruz. Bugün en küçük köyde, mezrada bile refah düzeyinden söz etmek mümkün. Bu konuda koro halinde yandık bittik kül olduk diyenlere ters düşebilecek görüşlerim olabilir ama ülkemizin son çeyrek yüzyılda sürekli olarak gelişip zenginleştiğini düşünüyorum ben. Dahası bundan eminim. Yurdumuzun her köşesinden kesin gözlemlerim var buna ilişkin.
Siz daha çok yoksullara yazıyorsunuz değil mi?
Daha çok yoksullar için yazdığımı söyleyemem. "Okuyan" için yazdığımı söylemek daha doğru geliyor bana. Okuyanın yoksul ya da zengin olduğunu kestirmek kolay olmasa gerek. Yazarken "öyle bir dilde ve tarzda yazmalıyım ki okuyan herkes için anlamlı olsun" diye düşündüğüm olur bazen.
Son yıllarda ülkemizde öykü azaldığını gözlemliyoruz. Siz bunu neye bağlıyorsunuz?
Öykü azalması belki de yazı ortamındaki olanakların artmasındandır. Sanıyorum eskiden yazılanların kağıt üzerinde yayınlanması bugünkü kadar kolay değildi. Dolayısıyla yazarlar ellerindeki konuların hepsine biraz da olsa değinebilmek için öyküye daha çok eğiliyordu. Oysa bugün hem kitap yayın olanağı daha fazla hem de internet üzerinde yazı yazarken alan sınırı yok.
Bir başka sebep de şu; görsel ve işitsel iletişim araçları eskiye göre çok ama çok daha fazla. Böyle olunca uzun ve geniş tanımlamalar yapma gereği ve eğilimi de o ölçüde yüksek. Renkli film izlemeye alışmış birisinin, siyah beyaz izleyene göre daha fazla söyleyecek sözü oluyor doğal olarak.
Düşle gerçek arasında gitmek nasıl bir duygu?
Düşle gerçek arasında gezinmek yazar için hayatın temel unsurlarından biri. Einstein "Hayal gücü bilgiden daha önemlidir" derken bilgiye giden yolun hayal ile başladığını da vurgulamak istemiş. Yüz farklı hayal kurup bir tanesini yazabilmek bile çok büyük başarı gibi geliyor bana. Hayallerle yaşamanın sarsıcı sonuçlara yol açması da kaçınılmaz elbette. Hayal edilen, düşlenen çoğu kez gerçeğe dönüşemiyor. Sonuç sürpriz ve sarsıcı olabiliyor. Öte yandan hayallerle daha fazla zaman geçirildiği için yaşananlar üzerindeki belirleyicilik de azalıyor. Bu da sonuçları sarsıcı bulma olasılığını yükseltiyor elbette.
