Ceyhun Günal'la Derin Mevzular başlıklı sohbetlerimiz
devam ediyor. Bu hafta yine enteresan konularla devam ediyoruz.
ERGENEKONCU AĞZI ELEŞTİRİLERİNE YANIT
Merhaba. Geçen haftaki sohbetlerimiz çok ses getirdi.
Ben bazı mail gruplarındaki yazıları okudum. Röportaja yapılan yorumlardan
bazıları dikkatimi çekti. Renkhaber ve sizin için "ulusalcı" ifadesi
kullanılmış. Hatta Ufuk Uras'a yönelttiğiniz eleştirilerin "Ergenekoncu ağzı"
olduğu bile yazılmış. Ne diyeceksiniz bu eleştirilere?
Geçen hafta da konuştuk ya. Bu "sol" kavramı çok muğlaklaştırdı. Bu
eleştirileri yapan arkadaşlar; kendilerine "liberal" dendiği zaman hemen itiraz
ediyorlar ancak; kendilerine en ufak bir eleştiri yapanları hemen "ulusalcı"
veya "Ergenekoncu" biçiminde etiketlemeye de meyilliler. Malum "dinci" bir
gazetenin yaptığı "yaftalamayın" kampanyasına benziyor. Türk basınının en
yaftacı, en provokatif, en çok "yaftalama" yapan gazetesi; "yaftalamayın" diye
kampanya düzenliyor. Burada da benzer bir ironi söz konusu. Geçen hafta
söylediklerimizde "saldırgan" veya "yıkıcı" bir yön yoktu.
Benim Ufuk Uras'a yönelik özel bir antipatim veya karşıtlığım yok. Okunduğunda tekrar
anlaşılacaktır. Fazla tartışmaya gerek yok bence.
Yine geçen haftaki söyleşiyle ilgili olarak "Alevi çalıştayına
çağrılmadığınız için böyle konuşuyorsunuz" gibi yorumlar var.
Evet okudum. Gülünç gerçekten. Neden çağırılayım ki ben Çalıştay'a? Bir kurum
başkanı değilim. Bir araştırmacı değilim. Yaşım 27. Benim çağrılmamam gayet
doğal zaten. Çağırılmayı da beklemiyordum. Çağırılsam da gitmezdim. Çok sevdiğim
veya katıldığım bir iş olsa da gitmezdim. Başka işlerim var. Ne benim oraya
sağlayacak bir katkım, ne de oranın bana sağlayacağı bir katkı var. Bu konuda
çok daha yetkin ve yetkili insanlar var. Benim de katılacak çok daha önemli
işlerim var, kendim adına. Bu eleştiriler gülünç oluyor gerçekten.
Peki "solcu" olmakla eleştirilmişsiniz yine okur yorumlarında.
Eleştirmeye gerek yok ki. Ben zaten bunu inkar etmiyorum. Tam aksine, siyasal
tercihlerimi bilinçli yapıyorum. Bununla da gurur duyuyorum. Ben de kendime
sağcı veya solcu diyeceksem; "solcu" sıfatını tercih ederim zaten. Yani
arkadaşların söylediklerini "eleştiri" olarak değil, "övgü" olarak kabul
ediyorum. Siyasal kimliğini gizleyenler veya takiye yapanlar düşünsün. Adam
düpedüz "İslamcı" ama "İslamcısın" desen; "Hayır. Ben solcuyum." der. Veya adam
düpedüz MHP'li. Söylesen; "Hayır kesinlikle MHP'li değilim" der. Bu tür
eleştiriler onların problemi. Benim ne olduğum belli; kimlik gizlemeye,
esnemeye, kıvırmaya da ihtiyacım yok.
KENAN EVREN YARGILANMAMALI!
Geçelim bu haftaya. Gündemin önemli konularından birisi Kenan Evren'in
yargılanması ve Evren'in "yargılanmam kararlaştırılırsa intihar ederim" sözleri.
Ne diyeceksiniz bu tartışmaya?
Evren'e katılmamak mümkün değil. Kenan Evren "yargılanmamak" istiyor. Ve
kesinlikle yargılanmamalı. 12 Eylül'e yaşım yetmiyor, okuduklarımızdan
biliyoruz. Ama o yıllarda karakollardan yolu geçmiş insanlar için en büyük
özlemlerden birinin "yargılanmak" olduğunu biliyorum. "Adil" bir yargılanma
zaten ütopya ama çoğu insan yargılanmanın biçimine de aldırmıyor. Sadece
"yargılanmak" istiyor. Yani aylarca karakollarda, işkence odalarında kalan
insanlar; bir an önce mahkeme önüne çıkıp hayatının en kötü günleri sona ersin
istiyor. Mağdurların günlerce süren özlemlerini, Kenan Evren'e altın tepsi
içinde sunmak çok adil olmaz. Kenan Evren'in yaptığı gibi, gözaltı süresi
uzatılmalı. Biraz karakol hücrelerinde "yargılanma umuduyla" beklemeli.
Peki hakikaten yargılanacak mı 12 Eylül?
Hayır. Hepsi hikaye. Bir sonuç çıkmaz o işten. AKP'nin "darbe" diye bir
sorunu yok. AKP kendi konumunu korumaya çalışıyor. 12 Eylül'de suçlar işlenmiş,
işkence olmuş, adam ölmüş falan umurlarında değil. O konuyu eşelemezler,
eşeleyemezler.
"Eşeleyemezler" derken...
Eşeleyemezler. Memlekette ve hatta dünyada bir küresel çarpışma var.
Çarpışmanın bir tarafında ABD ve müttefikleri, diğer yanında Rusya, Çin ve
müttefikleri duruyor. Bugünkü Ergenekon yargılamaları da bu kapışmanın, Türkiye
üzerindeki "hakimiyet" savaşının bir sonucu. Birileri, birilerini tasfiye
ediyor. Tasfiye demeyelim tam olarak. Ama kısmi tasfiyeli bir "yer belirleme"
süreci de diyebiliriz. Birileri, düşman devletlere "burası benim hakimiyet
sahamdır" diyor. Kimsenin 12 Eylül'le bir derdi yok. İki tane asker tutuklandı
diye; "darbeciler yargılanıyor" umuduna kapılanlar ya çok saflar ya da laf olsun
diye konuşuyorlar.
BAYKAL'I TAKDİR ETMEK GEREK
Peki önerinin Deniz Baykal'dan gelmesine ne diyorsunuz?
Kendi açısından başarılı bir strateji izledi Baykal. Çok samimi olduğunu
sanmıyorum ama niyet okumak üzerinden konuşmamak gerekiyor. Takdir etmek en
uygunu. "Darbecileri yargılıyorsak; varsayım darbelerden değil, somut
darbelerden başlayalım." demek istedi ve doğru da söyledi. "İşte hendek, işte
deve" demeye getirdi. Kendisi açısından da güzel bir stratejik hamle.
Bugün o acı olayın yıldönümü. İnternette düzenlenen en büyük imza
kampanyası 50 bin sayısına ulaştı. Siz bu kampanyanın başlatıcılarındansınız.
Nasıl gidiyor kampanya?
Her şeyden önce "yetersiz" gidiyor. 50 bin önemli bir rakam. Bizden önceki
kampanyaların bir kaç yılda 9-10 bin rakamlarına ulaştığı düşünüldüğünde, 1
yılda gelinen bu noktayı bir "ilerleme" kabul edebiliriz. Ama tırnak içinde bir
ilerleme. Açıkçası biz bu kampanyayı, 1 yılda yüz binlere ulaştırmalıydık.
Renkhaber'e her gün en az 5 bin insan giriyor. Bunların %70'i ilk defa giren
kişiler. Yani her gün 3 bin yeni insan Renkhaber'e uğruyor örneğin. Biz günde
500 insandan imza alsaydık, 1 yılda 200 bine yaklaşırdık. Yani
yetersizliklerimiz var. Dert yanmak da istemiyorum ama, özeleştirinin ardından,
eleştiri de yapayım. Biz eksiklerimizi kabul ediyoruz ama, hiçbir şey
yapmayanların varlığını da unutmuş değiliz.
Kampanya devam edecek mi?
Tabi ki. Sonuna kadar. Biz eklemeler de yapacağız. Örneğin Madımak'ta can
veren Koray Kaya kardeşimizi daha çok hatırlayacağız. Ve hatırlatacağız. Koray'ı
kaybetmek acı olduğu gibi, sembolik anlamı da var bizim kuşak için. Koray Kaya,
benden bir yaş büyük. Yani, yeni yetişen gençliğin yaş grubuna giriyor. Biz genç
arkadaşlarımıza, sık sık Koray'ı hatırlatacağız. "Biz bir şekilde yaşıyoruz ama
Koray yaşamıyor." diyeceğiz. Bu yılı deyim yerindeyse, kendi adımıza, "Koray
Kaya'yı anma yılı" ilan ediyoruz. 33 canımızın hepsinin değeri aynı ama, yeni
jenerasyonun yaş grubuna girmesi açısından Koray'ın kaybının hatırlatılması,
yeni kuşaklar üzerinde daha çarpıcı olacaktır diye düşünüyorum.
Madımak müze olacak mı sizce?
Kesinlikle. Başka bir sonuç yok. Bir süre veremem ama eninde sonunda olacak.
Bizim söylediğimiz zaten "Madımak müze olacak!". Neden inat ediyorsunuz? Neden
naz yapıyorsunuz? Biz vazgeçmediğimiz sürece, Madımak'ın müze olacağı kesin. Biz
de vazgeçmeyeceğiz. Alevisi, Sunnisi duyarlı insanlar bu talebi yıllarca gür
sesle haykırabilir.