
Uzun süredir akaryakıt
fiyatının yanlış olduğunu yazıyordunuz ve de başarıya
ulaştınız. Bu başarınıza nasıl tepkiler aldınız?
İnsanların cebini
ilgilendiren bir haberdi, bu yüzden tepkiler genelde iyi.
Sonuç olarak Türkiye'deki 10.3 milyon otomobil
kullanıcısının benzin ve motorindeki fiyat düşüşü sayesinde
ödediği toplam akaryakıt parası günde 6.5 milyon lira
(trilyon) azaldı. Yıla vurursak 2.5 milyar liraya
(katrilyon) yaklaşıyor. Bu rakam geçen yıl Türkiye'deki
ilkokullar, üniversiteler, dershaneler de dahil yapılan tüm
eğitim harcamalarının üçte birine yakın. Hepimiz
tüketiciyiz. Servisten, yazı işlerinden gazete yönetiminden
güzel sözler duydum. Okuyuculardan da takdir var. Diğer
gazetelerden arkadaşlarım da kutladı. Ama neticede bir
haberdi. Geldi, geçti. İyi muhabirimdir ben. Daha önce de
güzel haberlerim var. Bundan sonra da yapmalıyım...
Son olarak haberleri
değerlendirmek için yazdığınız bir yazıda, "Sedat Simavi,
Gazeteciler Cemiyeti ya da EGD ödüllerini hak ettiğimizi de
düşünüyorum" dediniz. Bu söyleminizi nasıl karşıladılar? Bu
durumda ödülü size vermezlerse ne olacak?
İki ucu olan düz bir yazıydı
o. Haberin işleniş sürecini anlattım, sonuçlarını aktardım.
Örnekler verdim.Ödül almış haberleri de yan yana koydum.
Mecidiyeköy'den Taksim'e kaybolmadan gidebilecek zekada ki
bir kişi ödül verilen haberlere bakınca bizimkine de
verilmesi gerektiğini kabullenir. Ancak yine Mecidiyeköy'den
Taksim'e kaybolmadan gidebilen kişi bu yazıyı yazana o
ödülün verilmeyeceğini, zaten kendisinin de istemediğini
anlar. Çelişki gibi durabilir. Ancak iki düşünce arasındaki
makas Türk basınındaki dengesizliklerin, çifte standardın
sadece tek bir örnekle nesnelleştirilmiş ölçümüdür. Bir
açılım getirmek istedim aslında o yazıyla. Bakın Sedat
Simavi ödülüne özellikle vurgu yaptım. Ödülü kim veriyor,
benim akaryakıt haberlerim yüzünden kimler para kaybetti.
Biraz araştırın. Eğer buna rağmen habere yine ödül
veriliyorsa o zaman Türk basınında sözünü ettiğim kötü makas
kapanıyor demektir.
Tepkiler ne oldu diye
sordunuz. Yazı oldukça dikkat çekmiş. Gelen direkt ve
dolaylı tepkilerden bunu anlıyorum. Ancak amacım sektörden
bir tepki almak değil, kafalara bir fikir sokabilmekti.
Tepkileri ne olursa olsun yazıyı okuyan gazetecilerin
kafasında şimdi anlattığı konuyla ilgili daha belirgin bir
soru işareti var. Ve o soru işareti aklının bir köşesinde
her zaman kalacak.
Genel olarak Türk
basınındaki ekonomi gazeteciliğini nasıl
değerlendiriyorsunuz? Kendi ekibinizden biraz bahseder
misiniz?
Türk basınının geldiği
noktayla ilgili düşüncelerim çok parlak değil. Örneğin haber
yazım tekniğinde kural olarak hala 5N1K diyoruz. Ama uzun
süre önce bu kural 5N2K olarak değişti. İkinci K bu haber
'kimin için yazıldı'dır. Diğer taraftan 'halktan koptu'
deniliyor. Bu da yanlış. Benim gördüğüm hiçbir zaman halkla
birlikte olmadı ki. Halk tanımlaması bile yanlış. Bakın son
dönemde halka inen habercilik adına sokaklardan haber
yapmaya çalışıyor gazeteler. Ortaya zavallı kibritçi kız,
karnını da doyuramamış vah yavrucak tadında portreler
çıkıyor. Halk dediğiniz böyle bir kitle değil. Ekonomi
basını konusunda ise herkesin yaptığına saygım var. Herkes
elinden gelenin iyisini yapmaya çalışıyor. Kendimde 'o kötü
yapıyor, bu iyi yapıyor' deme yetkisini de görmüyorum.
Sonuçta herkesin şartları da farklı. Kimi 30 kişilik
kadroyla sayfa yapıyor, kimi beş. Kadro genişliğinin bir
haber zenginliği ve kalite getirdiği muhakkak. Star'da çok
iyi bir ekiple çalışıyorum. İyi demem sadece gazetecilikle
ilgili değil. Gazeteciliklerinin yanı sıra kişilik olarak da
iyi insanlar. Hepimiz birbirimizin haberine yardım ederiz.
Birlikte başarılarımıza sevinip, hatalarımıza üzülmeyi
biliyoruz. Bu da bizi ekip yapar.
Türkiye'de ekonomi
gazeteciliği nereye gidiyor derseniz... Bir değişim
içindeyiz. Artık recorder-reporter tarzı gazetecilik
bitiyor. O şunu dedi, bu bunu söylüyor... Bu istenmeyen bir
tarz. Ben finans muhabirliğinden geldim. Bu yüzden bilgi ve
rakamların hayati önemde olduğunu düşünüyorum. Özellikle
yazılı basında ekonomi gazeteciliği açısından
değerlendirirsek, ayakta kalabilmemiz için haberlere bakış
açısı ve katma değer yüklemekten
başka çaremiz yok. Haber sayısı kısıtlı ve tüketici bunu çok
fazla kaynaktan alma imkanına sahip. Saat 18'e kadar tüm
ekonomi gündemini televizyon kanalları işleyip bitiriyor.
Eskiden bu sorunu akşam saatlerinde fazla mesai yaparak
giderebiliyorduk. Ancak şimdi o da yeterli değil. İnternet
siteleri giderek daha popüler oluyor ve 24 saatlik süreçte
gerçekten önemli bir rakip. Bu yüzden farklılık yaratmamız
gerekiyor. En azından farklı bir bakış açısı sunmanız
gerekli. Bu da ancak bilgi ve analiz etme yeteneğiyle
olabilecek bir iş.
Siz daha önce Yeni Yüzyıl ve
de Vatan gazetesinde çalışmıştınız. Şimdi Star gazetesinde
çalışıyorsunuz. Sizin gazetenize yandaş medya
yakıştırmalarını nasıl buluyorsunuz? Yandaş medya kavramını
tanımlayabilir misiniz?
Liberal
Bakış, Sabah, YeniBinyıl,
cnbc-e de var. V dönüşü mü yaptım yani, onu mu soruyorsun!..
İşin şakası bir yana gazetemizle ilgili yandaş medya
yakıştırmalarını soracaksan ben doğru adres değilim...
Kurumsal sözcü kimliğim yok ve Star adına konuşamam. Öte
yandan bir gazeteci olarak tabii ki fikirlerim var bu
konuda. Yandaş medya kavramını, biraz önce bahsettiğim
basındaki dengesizlikler ve çifte standardın en doruk
noktasındaki tezahürü olarak görüyorum. Ayrıca tarihsel ve
pratik anlamda da büyük bir yalan bu. Bu söylediklerimi her
an ispatlayacak onlarca yüzlerce örneği taşıyorum ben
hafızamda... Hadi
birlikte analiz edelim sizinle... Neden yandaş medya
diyorlar? Bazı gazeteler AK Parti'nin fikirlerine sıcak
bakıyor diye mi?
1995 seçimlerinde Doğan
Grubu'nun Mesut Yılmaz, Sabah'ın Tansu Çiller'e neredeyse
bugünkü Beşiktaş tribünü kıvamında destek verdiklerini
hatırlıyorum. Ya da başkalarına yandaş diyen medyanın son
seçimde CHP'ye ve Kemal Kılıçdaroğlu'na verdiği desteği
görmezden mi gelelim. İktidara
yakın diye mi?.. Kemal
Derviş olayını hatırlasanıza... Kriz ortasında tam yetkili
ekonomi bakanıydı, her şeyin sahibiydi kısacası... Uçaktan
indiğinde Atatürk gibi karşıladı basın. Ekonomi çökerken,
bazıları haksız biçimde, topluma milyarlarca dolar maliyet
çıkaran bankalara el konulurken, tenis oynamak için giydiği
yeşil şorta methiyeler düzüyordu basın. Gazetecilik
değil, kişisel gelirler düşünülüyor diye mi? Diğerlerine
yandaş diyen gazeteciler daha mı az maaş alıyorlar.
Elbiseleri, yaşam biçimleri, gürbüzlükleri böyle olmadığını
gösteriyor. Onların
ulaşamadığı haberlere ulaşıyoruz diye mi? Gazetecilik
biraz da kişisel ilişki işi değil mi? Haber atlatmayı başarı
olarak gören bir gazeteci nesli tarafından yetiştirildim
ben. Diğer taraftan Almanya'daki Deniz Feneri Derneği'yle
ilgili Türk basınında bir sürü belge bilgi dolaşıyor.
Bunları bulan gazeteler, televizyonlar Alman Hükümeti'nin mi
yandaşı?.. Dediğim gibi daha yüzlerce örnek sayabilirim,
hafızam iyidir. Ama İsa Peygamber'in dediği gibi "İlk taşı
en temiz olanınız atsın" diyerek de kapatmam konuyu. Bu
kolaycılık ve kendime haksızlık olur.
Gördüğüm asıl sorun şu:
Yandaş medya kavramı başlangıçta tiraj ve reklam kaygısıyla
ortaya çıktı. Daha sonra bunu söyleyenler için yaşamsal bir
savunmaya dönüştü. Gazetenin başarısı nedir çok satması mı,
etkisi mi? Ben ikinci tarafın önemli olduğunu düşünüyorum.
Başkalarını yandaş medya olmakla suçlayan kesimin
gazetecilik misyonu bitiyor. İnandırıcılıklarını, toplumu
yönlendirebilme güçlerini kaybettiler. Bu söylediklerimde
haksız mıyım? AK Parti ve Recep Tayyip Erdoğan gerçeğinin,
Türkiye'nin siyasi yelpazesinin geldiği noktanın bu
tespitlerimi haklı çıkardığını düşünüyorum. Zaten patronaj
kesimi de durumun farkına varmaya başladı. Kadrolar
değişecek...
Siz kendinizi özgür
hissediyor musunuz? Doğan Grubu'ndan sizi daha çok ne
ayırıyor?
Gazeteci kendini nasıl özgür
hisseder... Muhalefet yapabilme gücünde değil mi? Peki kime
muhalefet edeceğiz? Ya da şöyle sorayım sadece hükümete mi
muhalefet edilmelidir? Ekonomi basını açısından bakalım.
Liberal ekonomiye geçtiğimizden bu yana bir karar var;
ekonomide devletin payını küçülteceğiz. Ekonomi basınının
buradaki rolü devletçi zihniyetin ekonomi açısından olumsuz
olduğunu vurgulamak olmuş. Bunun için uzun süreler muhalefet
devlete, hükümetlere, kamu yönetimine karşı gelişmiş. O
zaman devlet ekonomide hakim güçtü. Şu anda kamunun
ekonomideki payı yüzde 12'ye indi. Kalan yüzde 88 özel
sektör. Ee öyleyse resmin büyük tarafıyla da ilgilenmemiz
gerekmiyor mu? Onların yanlışlıklarını da yazmamız
gerekmiyor mu? Kendini özgür diye tanımlayan basın,
patronlarının rakipleri dışında, reklam tehditleri dışında
özel sektöre karşı dişe dokunur bir muhalefet yapıyor mu?
Bizim yaptığımız akaryakıt
haberleri buna en güzel örnekleri vermiyor mu? Bunu daha
önceki yazımda da belirttim. Akaryakıtta haksız fiyat
olduğunu rakamlarla ispat edip yazıyoruz. Basının bir bölümü
ya görmüyor ya da 'pahalı değil' diye bizi yalancı çıkarmaya
çalışıyor. Bir adım ötesinde "Benzin fiyatı yüksek kalsın"
diyecekler... Tek örnek değil ki, "ÖTV iniyor firmalar
talebi fırsat bilip zam yapıyor, stokçuluk başladı" diye
haber yapıyoruz, savunmayı otomobil firmalarından
değil, başka gazetelerin sayfalarından alıyoruz. Kur arttı
maliyet yükseldi diyorlar. Rakamları alt alta koyup
bakıyorsun haklı değiller. O zaman da 'ne yapalım reklam
ilişkileri' bahanesi geliyor. Ve daha bunun gibi bir sürü
örnek. Tamam, yeni başlamadık bu işe, biz de halden
anlıyoruz ama bunları yapıp niye ona buna yandaş, karındaş
diye çamur atıyorsun ki? Biz de 'petrol medyası', 'ahbap
çavuş medyası' mı diyelim, seviyesizlik alıp yürüsün mü?..
Bertrand Russell'ın
söylemiş olduğu gibi, "Ekonomi insan hayatında önemli bir
yere sahipken sadece üniversitelerde ve belli bir kesime
öğretilmesi ilginç bir ayrıntıdır." Türk halkının ekonomiyle
ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
2001'den sonra inanılmaz bir
değişim var. Halk kendini keşfediyor. Bakın son krizde
dövizde sorunlar çıkmadıysa bu bizim tasarruf sahiplerinin
portföy yönetmeyi çok iyi bilmesindendir. Türkiye kısa
vadede piyasaya girip büyük karlar elde etmek isteyen
uluslararası spekülatörler için zor bir arena oldu.
İşlerini layıkıyla yapan
gazetecilere kimleri örnek verebilirsiniz?
Bu sorunun cevabı basit
çıkarlar kokar. Onun için cevap vermem...
Ekonomik krizin olumsuz
etkilerinden kaçmak mümkün mü? 2010 yılı nasıl geçecek? Bu
kriz insanlara daha çok neyi öğretti sizce?
Kritik nokta iç tüketimi
canlandırabilmekte. Bunun için saçma sapan kampanyalar
yerine insanların gelirlerinin artması gerekli. Çalışanların
brüt ücretleri nominal bazda geçen yılın ilk çeyreğine göre
yüzde 4 azalmış. Üzerine yüzde 8'lik enflasyonu da
eklerseniz satın alma gücünün ne kadar düştüğünü
görebilirsiniz. Zaten ilk çeyrekte hane halkı tüketiminin
yüzde 9.4 azalması, küçülme oranının yüzde 13.8'e ulaşması
her şeyi açıklıyor. Krizi aşma senaryosu tüm ekonomi
kuramlarında aynıdır... Para vereceksin.
Oğuz, yıllardır
tanışıyoruz. Sayım'ın Bavulu'ndan aldığın kitapları
hatırlıyorsundur. Gazetecilerin kitap okuma alışkanlıklarını
nasıl değerlendiriyorsun?
Hatırlamaz mıyım Sayım. Sabah binasındayken
senden aldığım Bukowski ve Ballard serilerini nasıl
unutabilirim. Ayrıca üzerimde büyük etki bırakan Paul
Krugman'ın 'Bunalım Ekonomisi'nin Geri Dönüşü' de senin
bavulundan çıkmıştı. Okumaya çalışıyoruz ama okunacak kitap
var mı, sen o konuda yol
göster bize.
SAYIM ÇINAR