Araç Takip, GPS, Araç Takip Sistemi
Bizimgazete.org  
 
 
 

ÜYE GİRİŞİ

Kullanıcı Adı
Şifre

Üye Olayım

Şifremi Unuttum


Alevi Siteleri Listesi

Anasayfa> Röportaj> Pazar Sohbetleri - 4
 Pazar Sohbetleri - 4

Pazar Sohbetleri - 4
Yayın yönetmenimiz Ceyhun Günal'la Ali Yıldırım'ın pazar sohbetleri sürüyor. Bu hafta Ali Yıldırım yine çok önemli konulara değiniyor: Fermani Altun ve Cem Vakfı Alevilerin çürüyen yanı mı? AKP'nin ekonomi söylemleri ile Çernobil'in ilgisi ne? ÖDP Ufuk Uras'tan neden kurtulmalı? Diyanet haddini aştı mı? Adnan Polat ve Fethullahçılar arasındaki ilişki. Hepsi bu sohbette.



12 Ekim 2008 10:49

Pazar Sohbetleri - 4

Abi merhaba. Yine yoğun bir hafta geçiriyoruz. Haftanın temel gündem konusu Hakkari ve Diyarbakır'da gerçekleştirilen saldırılar. Bu saldırılar hepimizi üzdü ve çok tartışma konusu oldu. Hükümetin bu konudaki çalışmalarının yetersizliği, ödenek yokluğu, karakolun konumu, golf oynayan general gibi konular üzerinde kızılca kıyametler koptu. Tabi biz Pazar Sohbetleri'nin neşeli bir havada olmasını istiyoruz ama böylesine üzücü bir olaya kısaca da olsa değinmeden olmuyor.

Merhaba Ceyhun. Evet yine yoğun bir hafta geçirdik. Olaylar baş döndürücü bir hızla ortaya çıkıyor, sona eriyor. Yani gündeme yetişmek neredeyse olanaksız gibi. Güneydoğuda yaşananlar son derece üzücü olaylar. İnsan olup da bu yaşananlar karşısında acı duymamak imkânsız. Yine halk çocukları öldü, yine garibanların anaları ağladı, yine yoksul ocaklarına ateş düştü. Ölüm, bir insanın, bir evladın ölümü. Dünyada bir anne için, bir baba için bundan daha büyük bir felaket olabileceğini sanmıyorum. Büyük ozanımız Yunus genç ölümler üstüne ne kadar içli bir deyiş söylemiştir. Şu dörtlük beni derinden sarsar:

"Şu dünyada bir nesneye
Yanar içim göynür özüm
Yiğit iken ölenlere
Gök ekini biçmiş gibi!"

Söylenilen hiçbir söz, atılan nutuklar, dile getirilen hamasi sözler, bilmem ne edebiyatı giden bir gencin yerini asla dolduramaz. Bu yaşanan trajedinin bir an önce bitmesi gerekiyor. 25 yıldır söylenen bitti bitecek, kökü kazındı, söyle oldu, böyle oldu laflarının boşluğu, toplumsal gerçeklere, temel sorunlara göz kapatılarak uygulanan siyasetin çözümsüzlüğü orta yerde duruyor. Ne çelikten karakollar, ne her milimetresine mayın döşenmiş kuşaklar anaların ağlamasına son verebilir gibi geliyor bana. İnsan onuruna yakışır bir hayat, kardeşlik ve demokrasi herhalde çözüm burada olmalı.

Ceyhun geçmeden bir şey daha söylememe izin ver. Terörü önleme iddiası ile hükümetin temel özgürlükler, insan hakları ve demokratik kazanımlardan geri adım atma noktasında bazı girişimler içerisinde olduğu gözleniyor. Sözde güvenlik adına demokrasinin canını okumak noktasında AKP kolları sıvamadan çekinmiyor. Gözaltı süresinin uzatılması, yargıç kararı olmaksızın aramalar, gözaltına almalar, işkence seansları, OHAL'in yeniden hortlatılması… gibi. Bir kez daha görüyoruz ki devletin/sistemin sahibi haline gelmiş olan AKP'nin demokrasi ve özgürlükler ile asla bir ilişkisi bulunmuyor.

 

FERMANİ ve CEM VAKFI ÇEVRESİ ALEVİLİĞİN ÇÜRÜYEN YANLARI

Abi geçelim senin oldukça ilgili olduğun bir konuya. AKP'nin Alevi açılımını Fermani Altun'la sürdüreceğine dair söylentiler var. Abdullah Gül, Altun'un vakfının açılışına katılacakmış. Bu bir yana; geçtiğimiz haftalarda benim dikkatimi çeken bir gelişme oldu. Cem Tv'de bir programa katılan AKP milletvekili İbrahim Binici, AKP'nin açılımının sürdüğünü anlatırken "Cem Vakfı'yla da görüşeceğiz." demiş. AKP nereye koşuyor? Açılımın geleceği ne?

Aslında hep yazdık, hep söyledik. AKP'nin yalnızca kendisi için demokrasi istediğini, özgürlükten yalnızca kendi zihniyetinin varolmasına dair engellerin ortadan kaldırılmasını anladığını… Dolayısıyla AKP bizim için 1 Mayıs'tan hemen sonra söylediğim gibi, bir tür faşizmi, "AKP Tipi Faşizmi" temsil ediyor uyguluyor. Bunun aleviler açısından anlamı şu: AKP zihniyeti Alevileri ve Aleviliği yola getirilmesi gereken "sapkın" bir inanç olarak görüyor. Haliyle bu sapkınların bir hak ve hukukunun olması da söz konusu olamıyor. Tersine sapkın Alevileri doğru yola getirmek için her türlü asimilasyon aracı, her türlü siyasal dalavere devreye sokuluyor. AKP Aleviliği bir yandan devlet/hükümet araçlarıyla kuşatırken diğer yandan da içimizdeki Hızır Paşaları kullanıyor. Bir tetikçi Aleviliği katledemediyse diğerini görevlendiriyor. AKP her türden çevreden kendi arka bahçesini oluşturdu. Türkiye'de bir tek Aleviler AKP'ye boyun eğmediler, biat etmediler.  İlk tetikçi Çamuroğlu geçtiğimiz yıl Aleviliği katletmek için hazırlıklar yaptı, pusular kurdu fakat kurşunu dönüp kendisini vurdu. Şimdi yeni tetikçiler devreye sokuluyor.

Fermani Altun çevresi olsun, Cem Vakfı çevresi olsun, bunlar Aleviliğin çürüyen yanlarıdır, dökülen yanlarıdır. Haliyle sağlıklı olmamız için bu çürüyen yanlardan kurtulmak gerekiyor. Fermani çevresinin Aleviler nazarında itibarı sıfırdır. Reha kadar bile itibarı yoktur. AKP bula bula bu çürükleri buluyor. Aslında bu durum Alevi toplumu açısından sevindiricidir. Yani Pir Sultan duruşu sergileyen bir yapımız var, çürüyenler ise lime lime dökülüyor.

AKP ağzıyla kuş tutsa Aleviler nazarında inandırıcı olamaz. Altı yıllık iktidarları boyunca Alevilere yalnızca ayrımcılık, hukuksuzluk, eşitsizlik uygulamış bir partinin Aleviler nazarında bir itibarının olmaması normal değil midir?

 

AKP'NİN SÖYLEMİ ÇERNOBİL'DE YAŞANANLARI ANIMSATIYOR

Yine son haftaların gündem konusu olan küresel ekonomik kriz de son hızıyla sürüyor. Çeşitli ülkelerin finansal merkezleri kafa kafaya vermesine rağmen kriz önlenemiyor ve derinleşiyor. Ancak Türkiye'ye etkisi halen net değil. Sen Türkiye'nin ekonomik geleceğini nasıl görüyorsun abi? Hükümet oldukça rahat ve ciddi bir tedbir göremedik. Allah muhafaza, tepetaklak olmasın memleket.

Evet kapitalizmin sonu mu geldi, Amerika devlet sosyalizmine mi geçiyor soruları havada uçuşurken, Amerikadan Uzak Doğu borsalarına dünya finans çevreleri karalar bağlamış iken,kriz yüzünden İzlanda ünlü internet sitesi eBay'da satışa çıkarılmış iken bizim yöneticilerin krizi fırsata dönüştürme söylemlerini pek anlayabilmiş değilim. Klasik bir Çernobil söylemi ile yüz yüzeyiz. Yani bildik Türk vurdumduymazlığı: "Bize bir şey olmaz"!

Ortada büyük bir kriz var, herkes görüyor, söylüyor, yaşıyor bunu, adamlar krizin boyutunun 1929 bunalımından daha büyük olduğunu söyleyip duruyorlar. Türkiye'nin bundan etkilenmemesi mümkün mü? Global ekonomi adına tüm ekonomik sitemimiz Amerika ve Avrupa ile bu kadar eklemlenmişken Türkiye'nin kenara çekilip fırtınayı savuşturabileceği iddiası gülünç değil mi?

Korkarım yine fatura emekçilere çıkacak. Fabrikaların kapanması, üretimin düşmesi, pazarın daralması, durgunluk hep söz edilen muhtemel sonuçlar. Bir büyük işsizlik dalgası yine gelip insanımızı vurabilir. Yoksulların daha yoksullaşacağı, bir anlamıyla hayatın daha da çekilmez olacağı günler sanki kapıyı çalıyor gibi.

Krizin siyasi sonuçları ne olur? Yoksulluğu seven, varoluşunu sadaka üzerine inşa eden AKP iktidarı bir büyük depreme dayanabilir mi? Biz solcular bu karanlık tablodan devrimci sonuçlar çıkarabilir miyiz? Ciddi ciddi kafa yormak gerekiyor.

 

ÖDP UFUK URAS'TAN KURTULMALIDIR

Abi bu aralar, aslında uzun süredir sol içinde yaşanan tartışmalar konuşuluyor yine. Solun bir bölümü diğer bir bölümünü "liberalleşmekle", o bölüm ise karşı tarafı "statükoculaşmakla" eleştiriyor. ÖDP içinde yaşanan tartışmaları da görüyoruz. Genel başkan Ufuk Uras'a karşı ciddi bir muhalefet olduğu söyleniyor. Nereye gider bu tartışmalar?

Aslında Ufuk Uras ve onun siyasal zihniyetine ilişkin düşüncelerimi biliyorsun sitedeki köşemde bir parça dile getirmiştim.

Ben Ufuk Uras'ın geldiği noktayı bir talihsizlik olarak değerlendiriyor ve asla onaylamıyorum. Uras statükoyu aşmak adına değersizliği savunuyor, dahası solun dünden bugüne sahip çıktığı değerlere sırtını dönüyor, küçümsüyor, hor bakıyor. Düne kadar eleştirdiği her şeyi ise acayip şekilde benimsiyor. Meğer ne kadar protokol severmiş, meğer ne kadar büyüklerin masalarında olmak istermiş. Gül'ün davetlerinden eksik olmuyor, Erdoğan'ın hal hatır sormasıyla havalarda uçuyor. Tabi ki siyasal duruşu da uçuyor aynı zamanda.

Laiklik konusunda yaklaşımları AKP yazarlarıyla, tatlı su aydınlarıyla örtüşüyor. Laikliğin minimum varlığının dahi önemi tartışma götürmez iken, o varolana burun kıvırıp bizi ortaçağa çağıranlara alkış tutuyor. Türban kadınlara karşı siyasal İslam'ın bir baskı aracı haline gelmişken o türbanı savunuyor.

AKP iktidarı kendi dışındaki muhalefeti etkisizleştirme operasyonları icra ederken Uras sözde darbe senaryoları yazıp, darbecilere karşı bayrak açıyor. Bayrağıyla AKP'nin halka karşı icraatlarının üstünü örtüyor.  Abdurrahman Dilipak'la kol kola cumhuriyete karşı yürüyor. Avrupa parlamentosunda Mesut Yılmaz AKP hükümetini ve ülkeyi İslamlaştırma politikalarını eleştirirken Uras AKP avukatlığını üstlenip mesut Yılmaz'ı ve laikliği savunan insanları eleştiriyor.

Özünü söylemek gerekirse Uras'ın dünyası emekçilerin, devrimcilerin, solcuların dünyası değil. O tam da kendisine uygun bir zemini bulmuş durumda. Yani asıl yanılanlar Uras'a olmadık roller biçenler. Ben ÖDP'nin bir an önce Uras'tan kurtulması gerektiğini düşünüyorum.

 

DİYANET HADDİNİ ÇOKTAN AŞTI

Abi Diyanet'in "büyü" dizileri hakkındaki açıklamasını okudun mu? İlginç bir gelişme olmuş. Diyanet "büyücü" dizilerden rahatsızmış. Diyanet'in son yıllarda toplumsal hayata daha çok müdahil olmaya başladığını hissediyor musun sen de. Bana biraz sanki hayatımızın dine göre şekillendirilmesi giderek artıyor gibi geliyor. Büyücü diziler sadece bir örnek. İzlemem de, hazzetmem de; olsa ne olur, olmasa ne olur. Ama Diyanet'in toplum hayatı ile ilgili "dine dayalı" tavsiyelerde bulunması garip bir durum değil mi?

Sevgili Ceyhun, benim Diyanete ilişkin düşüncem çok net: Diyanet Türkiye'nin üstünde büyük bir yüktür. Bir an önce kurtulunması gereken bir kamburdur. Diyanet bir dakika bile beklenilmeksizin özelleştirilmelidir. Tüm mal varlığıyla, arsalarıyla, her şeyiyle alacak olanlara sembolik bir rakamla, 1 YTL karşılığı hemen devredilmelidir. Ciddi söylüyorum bunu.

Çünkü Diyanet artık hayatımızda yalnızca 6 bakanlık bütçesine eşit bütçesiyle yük olmanın ötesinde, gündelik hayatımıza dair de çekilmez bir yük olmaya başlamıştır. Diyanetin hayatı dini esaslar doğrultusunda biçimlendirme yaklaşımı, tutumu, ısrarı hiçbir şekilde kabul edilemez, yasadışıdır, hukuk dışıdır ve meşru değildir.

Diyanet gündelik hayata dair dini fetvalar vererek, hayatı dinsel pencereden yönlendirerek haddini çok çok aşmış bulunuyor.

Kuşkusuz "ulemaya sorun" yaklaşımı diyaneti aha da fütursuzlaştırmış bulunuyor. Diyanet başkanı işi azıtıp cemevini de bize soracaksınız, zorunlu din derslerini de bize soracaksınız demekten geri durmadı. Başbakan da hakkını yemedi doğrusu ve mecliste bir milletvekilinin kendisine yönelttiği  "cemevini ibadethane olarak kabul edecek misiniz" sorusunun cevabını Diyanet başkanına verdirip milletvekiline göndermekten hiç çekinmedi.

Evet diyanete kalsa tüm hayatımızı düzenleyecek. Peki nerde kaldı laikliğin dini kurallara göre sosyal hayat düzenlenemez temel ilkesi.

Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Görmez, sihir ve büyü dizilerinin, toplumda hurafe ve batıl inançları yaygınlaştırarak meşruiyet kazandırdığını öne sürüyor. İyi de laik bir toplumda bir TV dizisinde işlenilecek konulara karar verme hakkı Diyanette mi? Neyin batıl inanç, neyin hurafe olduğu konusunda ortak bir karar mı alındı da Türkiye ona uyacak. Batıl olma, hurafe olma durumu kişilerin dinlerine inançlarına göre değişeceğine göre, laik devletin yine bir devlet dairesi kalkıp tüm yurttaşlar için nasıl şablonlar çizebilir.

Bir şey hatırlatayım. Yılar önce Diyanet bir genelge yayınlamış ve Alevi ulularının yatırlarında Alevilerce yapılan ritüellerin tamamını batıl, hurafe ilan etmişti. Alevi toplumunun inandığı her şeyi değersizlikle nitelemişti. O zaman ciddi itirazlarda bulunmuştuk. Şunun için anımsattım bunu, diyanetin hurafe saydığı –ki diyanet bunu bir inanç/mezhep adına yapıyor- bir ritüel bir başka inanca göre vazgeçilmez bir inanç öğesi olabiliyor.

Sonuç şu Diyaneti düzeltmem mümkün değil, hayatımızdan çıkartmamız lazım, talep edene vermek lazım.
 

ADNAN POLAT FETHULLAHÇILARLA NASIL BAŞ EDİYOR?

Pazar Sohbetleri'nin havasını biraz yumuşatalım. Spora geçelim. Taraftarlık var mı abi? Üç büyükler kaynıyor. Özellikle Beşiktaş. Ne diyorsun bu konuda? İlgini çeker mi futbol?

Futbolla ne düzeyde ilgiliyim bilmiyorum. Ama her hafta sonuçlara ve puan durumuna mutlaka bakarım. Ben Galatasaraylıyım. Bektaşi Gül Baba pirimizden dolayı Galatasaray'ın tutulması gerektiğine inanırım. (Aslında Gül baba Galatasaray ilişkisini Galatasaray'ı tuttuktan çok sonra öğrendim ama, olsun.)

Başka takımlara bakışıma ilişkin küçük bir sırrımı da bu arada açıklayayım sana.

Bilmiyorum nedendir Galatasaray yense bile ben en çok Fenerin yenilmesine sevinirim.

Beşiktaş'a gelince; Çarşı gurubunu çok önemsiyorum. Çarşı bana Beşiktaş'ı sevdirdi. Hele Sivasspor'a karşı açtıkları pankart ile "2 Temmuz Katliamını" hatırlatmaları son derece zekice ve insanca idi. Demek ki hem futbol taraftarı olunup, hem futbol sevilip hem de normal, demokratik tepkileri olan insanlar olunabiliniyormuş. Çarşı bunu gösterdi. Beşiktaş'a dair ikinci güzellik Mustafa Denizli. Denizli düzgün bir adam. Hele hele Terim gibi faşizan tiplerle hiç karşılaştırılmaz.

Çarşı ve Denizli Beşiktaş'ı ikinci takımımım yapacak mecburen.

Galatasaray'a dair bir merakımı da giderebilmiş değilim?

Adnan Polat Fethullahçılarla ne yapıyor nasıl baş ediyor merak ediyorum.

Şimdilik bitirelim.

Haftaya istersen maç analizleri de yaparız.



12.10.2008 10:49:03
 
Yorum Yaz Arkadaşına Gönder Yazdır Yukarı Çık

Haberin karnesini siz belirleyin
1 - Zayıf 2 - Geçer 3 - Orta 4 - İyi 5 - Pekiyi
Bu haber için oy kullanan 47 ziyaretçimizin puan ortalaması: 3,26
Haberi Paylaşın
Google Google Live Live MySpace MySpace Facebook Facebook Delicious Delicious Digg Digg
ÇOK ÖNEMLİ UYARI: Sitemizde yayınlanan tüm yorumların sorumluluğu yazarlarına aittir. Herhangi bir başvuruda, bu yorumları yazanlara dair her türlü bilgi, adli mercilere ulaştırılacak, gerekli hukuki önlemlerin alınmasına yardımcı olunacaktır. Editörlerimiz; hukuk veya ahlak dışı mesajları yayından kaldırabilir; sorumluların saklı tutulan bilgilerini hukuk danışmanı aracılığıyla adli kurumlara iletir.

Haber Yorumları (4 adet)

Misafir: Ali Sert Editöre Bildir
Büyük Alevi Mitingi
Pazar sohbetlerini zevkle izliyorum. Elinize ve yüreğinize sağlık. İki yorumum olacak birincisi Ali Yıldırım bence birileri gibi AKP Karanlığı ortada duruyorken sol içi tartışmalarla enejisini tüketme yanlışına düşmesin.Sol kamuoyunun Ufuk Uras'ın AKP hegemonyasına katkı yapan çalışmalarından rahatsızlığı ortada. İkincisi Sayın Ali Yıldırım ABF'nin 9 kasım'da yapacağı Büyük Alevi Buluşması hakkında ne düşünüyor, doğrusu merak ediyorum. Yine neden alevionline bu konuda yeteri kadar çalışma yapmıyor. Ali Sert (Eskişehir)
%0 %0 %0
13.10.2008 16:23:10

Misafir: nickle Editöre Bildir
alevionline yöneticileri
sayın yöneticiler

aşağıda alevi ve eren nickiyle yazan arkadaşımız sitemizde nefret edilen ciddiye bile alınmayan ali naki iisimli kişidir. bu sitede başka bunları yazacak ve alevi olduğunu iddia edecek kişi yok. bu kişi olsa olsa kırma alevi ali nakidir. bütün alevileri kendisi gibi alevi islamcı ve yobaz sanıyor. lütfen ziyaretçi olarak yorum yazma uygulamasına son verin. yoksa ali naki böyle ikide bir farklı farklı isimlerle yorum yazıp kendini tatmin edecek. yıllardır bu sitede yalnız olduğunu alevilerin arasından kendisi gibi yobaz ve faşolara destek çıkmadığını anlayınca üzülüp duruyordu. gerçi oda sevinsin tabi oda yobazda olsa islamcıda olsa faşoda olsa insandır ama buna iyilik yaramaz bence. bu kişi iddiaya giriyorum alinakidir. şu sitede başka kaç alevi islamcı yobaz varki.
%0 %0 %0
13.10.2008 13:30:06

Misafir: ALEVİ Editöre Bildir
alevi
müslümanlıktan utanan Allahın Hz.Muhammedin Hz.Alinin ve 12 imamların adını ağzına almayan,devrimci ve bölücülerin peşine takılanlar mı yani ürkek_ateistler mi yoksa CEM VAKFI mı çürümüş
%0 %0 %0
13.10.2008 09:57:35




Röportaj Bölümünden Son Yazılar
Peperuhi, Renkhaber-e konuştu Peperuhi, Renkhaber'e konuştu
Ekşisözlük yazarı Peperuhi, Renkhaber'in soruların...
Edebiyatçı Bülent Akyürek, Renkhaber-e konuştu Edebiyatçı Bülent Akyürek, Renkhaber'e konuştu
Röportaj
Ali Balkız röportajının tamamı Renkhaber-de (Özel) Ali Balkız röportajının tamamı Renkhaber'de (Özel)
Zaman, bu röportajı eksik verdi!
Erdal Yıldırım: Dersim-de olan isyan değil katliamdır Erdal Yıldırım: Dersim'de olan isyan değil katliamdır
PSAKD'nin akil isimlerinden Erdal Yıldırım, soL'un...
-Yeni bir program, yeni bir manifesto istiyoruz!- "Yeni bir program, yeni bir manifesto istiyoruz!"
Ali Balkız'ın bu röportajı çok konuşulacak
GHK, BirGün-e konuştu GHK, BirGün'e konuştu
Röportajın tamamı ise sadece Renkhaber'de
Geniş Aile-nin senaristi Cüneyt İnay, Renkhaber-e konuştu Geniş Aile'nin senaristi Cüneyt İnay, Renkhaber'e konuştu
İşte o röportaj
Ekşisözlük-ün sahibi yurda döndü Ekşisözlük'ün sahibi yurda döndü
SSG, Star'a konuştu
-Benim için Ekşi’yi fethetmek zor değil!- 'Benim için Ekşi’yi fethetmek zor değil!'
Uludağ Sözlük'ten 'vaudeville for vendetta', Renkh...
GDO-da bize -yutturulanlar- GDO'da bize 'yutturulanlar'
İşte burada
TARTIŞMA YARATANLAR
OKUMADAN GEÇMEYİN
0,67 saniyede derlendi.

Evden eve Nakliyat - Hubyar - Nur Pompa - GPS Araç Takip Sistemi - Oto aksesuar